Keşfet

1. BÖLÜM — DOĞDUĞUMUZ GÜN BAŞLAYAN YALNIZLIK

📖 TOSKANA’NIN KÜL RENGİ VASİYETİ

1. BÖLÜM — DOĞDUĞUMUZ GÜN BAŞLAYAN YALNIZLIK

Ben Sofia.

Mateo benim ikizim.

Biz doğduğumuz gün annemizi kaybettik.

Tabii ki bunu hatırlamıyoruz.

Ama yıllar boyunca bize anlatılanlardan ve evdeki birkaç fotoğraftan annemizin nasıl biri olduğunu anlamaya çalıştık.

Annemiz bizi dünyaya getirirken hayatını kaybetmiş.

Biz doğmuşuz.

O ise bir daha eve dönememiş.

Babamızın bize karşı duyduğu nefret de o gün başlamış.

Bizi annemizin ölümünden sorumlu tutuyordu.

Hatta bazen bize “katil” derdi.

Çocukken bunun ne demek olduğunu bile tam anlamazdık.

Sadece babamızın bu kelimeyi söylerken yüzündeki öfkeyi hatırlardık.

Bize baktığında sanki annemizi değil, onun ölümünü görüyordu.

Bunu hiçbir zaman sormadık.

Çünkü çocukken bazı şeyleri sormaya cesaret edemiyorduk.

Çocukluğumdan aklımda kalan en belirgin yer müştemilat.

Büyük malikanenin biraz uzağında, çiftliğin arka tarafında eski bir yapı vardı.

Mateo'yla orada büyüdük.

Aynı çiftlikteydik.

Aynı ailenin çocuklarıydık.

Ama ana evde yaşayan diğer çocuklar gibi değildik.

Onlar ana evde uyanırdı.

Biz müştemilatta.

Onlar akşamları büyük masanın etrafında yemek yerdi.

Biz çoğu zaman kendi küçük masamızda yemek yerdik.

Onların odalarında ışıklar yanarken biz geceleri çiftliğin sessizliğini dinlerdik.

Çocukken bunun nedenini anlamıyordum.

Bir gün Mateo'ya sordum.

“Biz neden burada yaşıyoruz?”

Omuzlarını kaldırdı.

“Bilmiyorum.”

“Babamızı kızdıracak bir şey mi yaptık?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

O zaman biraz rahatladım.

Ama yine de içimde bir soru vardı.

İnsan çocukken ister istemez kendinde bir hata arıyor.

Belki yeterince iyi değildik.

Belki bizi sevmiyorlardı.

Belki bizde bir sorun vardı.

Belki gerçekten babamızın söylediği gibi kötüydük.

Mateo ne zaman böyle düşündüğümü anlasa bana:

“Senin suçun değil.”

derdi.

Ben de ona:

“Senin de değil.”

derdim.

Sonra birbirimize sarılırdık.

Çünkü kimse bize sarılmıyorsa, biz birbirimize sarılırdık.

Ana evde başka kardeşlerimiz de vardı.

Dante.

Lorenzo.

Alessandro.

Esther'in çocukları Enzo ve Serena da vardı.

Onları çoğu zaman uzaktan görürdük.

Bahçede beraber gülerlerdi.

Babamız onlarla konuşurdu.

Bazen hep birlikte yemek yerlerdi.

Biz ise genellikle uzakta kalırdık.

Bir gün, sekiz yaşındayken, ana evin kapısının önünde durmuş içeriden gelen sesleri dinliyordum.

Mateo yanımdaydı.

“Girelim mi?”

Kapıya baktım.

Sonra başımı salladım.

“Bizi istemezler.”

Neden böyle düşündüğümü bilmiyordum.

Ama öyle hissediyordum.

Tam geri döneceğimiz sırada babamız bizi gördü.

“Ne yapıyorsunuz burada?”

Mateo hemen cevap verdi.

“Hiç.”

Babamız birkaç saniye bize baktı.

Sonra:

“Odalarınıza dönün.”

dedi.

Biz de döndük.

O gece Mateo yatağında sessizce ağladı.

Ben de ağladım.

Ama ikimiz de sesimizi çıkarmadık.

Çünkü birbirimizi daha fazla üzmek istemiyorduk.

Yıllar geçti.

Biz büyüdük.

Ama hayatımız pek değişmedi.

Müştemilat yine aynıydı.

Babamızın bize karşı tavrı da aynıydı.

Hâlâ bizim yerimize karar veriyordu.

Ben veteriner olacaktım.

Babamız, Mateo'nun da veteriner olmasına çoktan karar vermişti.

Bir gün babama:

“Ben başka bir bölüm okumak istiyorum.”

dedim.

Cevabı kısa oldu.

“Olmaz.”

“Baba ama ben—”

“Kararımı verdim.”

Konu kapanmıştı.

Mateo da benzer şeyleri yaşadı.

Bazen geceleri müştemilatın önüne çıkıp otururduk.

Ana evin ışıkları uzaktan görünürdü.

Mateo bir keresinde bana:

“Bir gün buradan gider miyiz?”

diye sordu.

“Bilmiyorum.”

Sonra bana baktı.

“Gidersen beni de götür.”

Elini tuttum.

“Seni hiçbir yere bırakmam.”

Çocukluğumuzdan beri birbirimizden başka kimsemiz yoktu.

Şimdi yirmi beş yaşındaydık.

Hâlâ aynı çiftlikteydik.

Hâlâ müştemilatta yaşıyorduk.

Babamız da hâlâ hayattaydı.

Koyduğu kurallar hâlâ geçerliydi.

Bazen malikanenin penceresinden bize baktığını görürdüm.

Ne düşündüğünü bilmiyordum.

Bizi neden diğerlerinden ayrı tuttuğunu bilmiyordum.

Annemizin ölümünden sonra neden bize hiç yaklaşmadığını da bilmiyordum.

Ama artık bir şeyi biliyordum.

Biz daha doğduğumuz gün annemizi kaybetmiştik.

Babamızın bize karşı duyduğu nefret de o gün başlamıştı.

Sonra yıllar boyunca başka şeyleri de kaybettik.

Çocukluğumuzu.

Özgürlüğümüzü.

Aile olduğumuzu hissetmeyi.

Ama birbirimizi kaybetmedik.

Belki de bizi ayakta tutan tek şey buydu.

Mateo ve ben.

İkimiz.

O zamanlar önümüzde neler olduğunu bilmiyorduk.

Ama hayatımızın değişeceği gün düşündüğümüzden daha yakındı.

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😍😍😍 oyy canım içi
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😍😍😍😍 harika olan sensin
  • İkbal Sürücü: kalemin harika
  • İkbal Sürücü: emeğine sağlık
  • İkbal Sürücü: harika olmuş