Keşfet

BÖLÜM 1

unutulanlar

Alarmım kaçıncı defa çaldı bilmiyorum.

Gözümü açmamla annemin,

— Roz, geç kalıyorsun. Kalk artık.

diyen sesini duymam bir oldu.

Her ne kadar biraz daha uyumak istesem de annem haklıydı. Geç oluyordu.

Söylenerek yataktan çıkıp banyoya doğru yürüdüm. Odamın içinde kendime ait bir banyo vardı. Hızlıca elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım ve odama geri döndüm.

Yatağımın üzerinde kıyafetlerim hazırdı. Annem onları ütületip hazırlatmıştı. Evde bu tür işlerle ilgilenen çalışanlar vardı ve annem böyle şeylerle kendisi uğraşmazdı.

Hızlıca giyindim ve aşağı indim.

Annem kahvaltı hazırlamakla uğraşıyordu.

Sessizce arkasından yaklaşıp beline sarıldım ve yanağından öptüm.

— Naber, Sosim?

Gülerek bana döndü.

— İyi, senden?

Annemle arkadaş gibiydik. Zaten bir annemin, bir de Deniz'in yanında böyle rahattım. Kendim gibi olabildiğim iki yer vardı.

— Hadi, geç sofraya. Kahvaltıyı hazırladım, dedi.

Normalde yemek hazırlayan biri değildi. Hatta bu saatte evde olan biri bile değildi. Çok yoğun çalıştığı için onunla böyle kahvaltılar yapmamız oldukça nadirdi.

Annem çayı masaya götürürken gözüm duvardaki saate ilişti.

Geç kalmıştım bile.

Ama bu kahvaltıyı da kaçırmak istemediğim için masaya geçtim.

Aceleyle yemek yerken bir yandan annemin sorularını dinliyordum.

— Nasıl gidiyor?

Ağzımdaki lokmayla her zamanki gibi cevap verdim.

— İyi.

Annem kafama hafifçe vurdu.

— Yavaş ye ya, boğulacaksın.

— Geç kalıyorum anne, dedim.

Annem bir şey söylemek için ağzını açtı ama ben çoktan ayağa kalkmıştım.

— Ben çok geç kaldım. Görüşürüz, Sosim.

Yanağına son bir kez öpücük kondurup evden çıktım.

Okula yetişip yetişemeyeceğimi bilmiyordum ama artık koşmaktan başka çarem yoktu.

Çantam omzumdan düşecek gibi olurken okulun bahçesine girdim. Girişteki kalabalığın arasından geçip saate baktım.

Tam zamanında.

En azından benim için.

Kapının önünde birkaç saniye durup nefesimi toparladım. Sonra gözüm istemsizce bahçenin diğer tarafına kaydı.

Uras'ı gördüm.

Her zamanki gibi grubun biraz önünde duruyordu. Etrafında Mert, Doruk ve Ada vardı. Üçünün aynı anda konuşuyor olması, sabahın bu saatinde bile başımı ağrıtmaya yetiyordu.

Beni fark eden ilk kişi Ada oldu.

— Roz!

Elini kaldırıp bana doğru salladı.

Yanlarına yürüdüm.

— Sonunda gelebildin, dedi Mert. Seni beklerken yaşlandık.

— Beş dakikadır buradasınız.

— Beş dakika da uzun bir süre.

— Senin için olabilir.

Doruk araya girdi.

— Asıl soru şu: Sabahın köründe nasıl yine son anda yetişmeyi başardı?

— Bilmiyorum, dedim.

Uras hafifçe gülümsedi.

— Kahvaltı.

Ona baktım.

— Ne?

— Geç kaldığında hep kahvaltı yüzünden oluyor.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Beni takip mi ediyorsun?

— Hayır. Sadece seni tanıyorum.

Cevap vermeden önce istemsizce gülümsedim.

Tam o sırada etrafa baktım.

Bir şey eksikti.

Önce ne olduğunu çıkaramadım.

Sonra fark ettim.

Deniz yoktu.

Çantamın askısını düzelttim.

— Deniz nerede?

Dördü de birbirine baktı.

Ada omuz silkti.

— Bilmiyorum. Sabah mesaj attı mı sana?

Telefonumu çıkardım.

Ekrana baktığımda ondan gelen hiçbir mesaj yoktu.

Garipti.

Deniz sabahları konuşmayı sevmezdi. Hatta çoğu zaman günaydın bile demezdi. Ama bir şekilde mutlaka bir şey bırakırdı. Saçma bir fotoğraf, anlamsız bir mesaj, gece gördüğü bir şey...

Bu kez hiçbir şey yoktu.

Telefonu cebime koydum.

— Belki geliyordur.

Uras başını salladı.

— Büyük ihtimalle.

Zil çaldı.

Hepimiz aynı anda binaya yöneldik.

Ben de onların peşinden yürürken bir kez daha arkamı dönüp bahçeye baktım.

Deniz hâlâ yoktu.

O an bunun üzerinde fazla durmadım.

Sadece okula gelmemişti.

En azından o sabah bana öyle gelmişti.

Sınıfa girdiğimizde öğretmen henüz gelmemişti.

Çantamı her zamanki yerime, duvar tarafındaki ilk sıraya bıraktım. Bizim altılı grubun sınıfta da kendine ait bir düzeni vardı. Duvar tarafındaki üç sırayı yıllardır biz kullanırdık.

İlk sırada ben ve Deniz, hemen arkamızdaki sırada Uras ve Mert, onun arkasında da Doruk ve Ada otururdu.

Kimse böyle oturmamız gerektiğini söylememişti. Zaten buna gerek de yoktu. Yıllardır aynı şekilde oturuyorduk.

Ama bugün ilk sıradaki yerlerden biri boştu.

Deniz'in sırası.

Çantamı bırakırken istemsizce o tarafa baktım.

Boş.

— Roz, neye bakıyorsun?

Doruk'un sesiyle ona döndüm.

— Hiç.

— Hiç diye boş sıraya mı bakıyorsun?

— Sana ne?

Doruk sırıttı.

— Sabah sabah yine aynı Rozelin.

Arkamdan Ada'nın gülüşü geldi.

— Siz daha ders başlamadan başladınız mı?

— O başladı, dedim.

— Ben sadece soru sordum.

— Sormasaydın.

Uras araya girdi.

— Tamam, tamam. Daha öğretmen gelmeden sınıfı birbirine katmayın.

Mert arkasına yaslanıp güldü.

— Bunların beş dakikadan fazla sessiz kaldığı görülmedi zaten.

Gözlerimi devirdim.

Normalde Deniz bu noktada mutlaka bir şey söylerdi. Ya Doruk'la uğraşır ya da Mert'in saçma bir lafına daha saçma bir cevap verirdi.

Ama bugün onun sesi yoktu.

Telefonumu çıkarıp ekrana baktım.

Hâlâ mesaj yoktu.

Deniz'in gelmemesi garipti.

Hasta olmuş olabilirdi. Uyuyakalmış da olabilirdi. Belki de canı okula gelmek istememişti.

Ama yine de içimdeki o küçük huzursuzluk geçmiyordu.

Telefonu tekrar çantama koydum.

— Bugün Deniz niye gelmedi? diye sordum.

Uras omuz silkti.

— Bilmiyorum.

Ada da başını iki yana salladı.

— Bana da yazmadı.

Mert,

— Belki birazdan gelir, dedi.

Kimse daha fazla bir şey söylemedi.

Ben de boş sıraya bir kez daha baktım.

Sonra öğretmen sınıfa girdi ve herkes yerine geçti.

Ders başladı.

Ben ise nedense gözümün ucuyla sürekli yanımdaki boş sandalyeye bakıyordum.

Dersin başlamasının üzerinden daha beş dakika geçmemişti ki Doruk'un sesi duyuldu.

— Ada, kalemini versene.

Ada yanındaki Doruk'a baktı.

— Kendi kalemin yok mu?

— Var.

— E o zaman?

— Seninkini daha çok beğendim.

Ada elindeki kaleme baktı.

— Aynı kalem.

— Olsun.

— Doruk, sabah sabah uğraşma benimle.

Doruk sırıttı.

— Daha sabah olduğunu nereden çıkardın?

Ada gözlerini devirdi.

— Sen gerçekten çekilmezsin.

— Biliyorum.

— Bununla gurur duyuyorsun bir de.

— Biraz.

İstemeden güldüm.

Ada da gülmemek için kendini zorladı ama birkaç saniye sonra dayanamadı.

— Al, dedi kalemi uzatarak. Ama kaybedersen senden alırım.

Doruk kalemi aldı.

— Kaybetmem.

— Geçen hafta da böyle demiştin.

— O farklıydı.

— Neydi farklı olan?

Doruk birkaç saniye düşündü.

— Kalem.

Ada ona bakıp güldü.

Arkamızdaki sıradan Mert seslendi.

— Siz ikiniz her gün böyle misiniz?

Ada ve Doruk aynı anda ona döndü.

— Evet.

Birbirlerine bakınca ikisi de sustu.

Uras gülerek başını salladı.

— Daha ders başlamadı bile.

— Ben bir şey yapmadım, dedi Doruk.

Ada hemen atıldı.

— Sen doğduğundan beri bir şeyler yapıyorsun zaten.

Mert kahkahayı bastı.

Ben de gülmeye başladım.

Öğretmen tahtaya dönünce hepimiz sustuk.

Defterimi açıp yazmaya başladım.

Birkaç dakika sonra yanımdaki boş sıraya baktım.

Deniz bugün gelmemişti.

Belki yarın gelirdi.

İlk dersin bitmesine birkaç dakika kala öğretmen tahtadaki son soruyu da çözdü.

Zil çalar çalmaz sınıf bir anda hareketlendi.

Ben defterimi kapatırken Ada yanıma geldi.

— Kantine geliyor musun?

— Geliyorum.

Uras da çantasını aldı.

— Ben de geliyorum.

Mert çoktan kapıya yönelmişti.

— Hadi ama, açlıktan ölüyorum.

Doruk arkasından seslendi.

— Daha sabah tost yedin.

Mert dönüp ona baktı.

— O sabahki açlıktı.

Ada güldü.

— Senin açlığın hiç bitmiyor.

— Bünye meselesi.

— Bünye değil, oburluk.

Mert elini kalbinin üzerine koydu.

— Çok kırıcı konuşuyorsun Ada.

Doruk araya girdi.

— Ağlama, kantinde poğaça var.

— Sana mı kaldım?

— Kalırsın.

— Kalmam.

— Kalırsın.

— Kalmam.

İkisine bakıp güldüm.

— Siz gerçekten hiç susmuyor musunuz?

Ada bana döndü.

— Hayır.

— Fark ettim.

Hep birlikte sınıftan çıktık.

Koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Merdivenlere doğru ilerlerken Mert öne geçti, Uras onun peşinden yürüdü. Ada ile Doruk yine bir şey hakkında tartışmaya başlamıştı.

Ben de onların arkasından yürürken istemsizce gülümsedim.

Daha günün ilk teneffüsüydü ve şimdiden hepsinin sesinden başım ağrımaya başlamıştı.

K

Yorumlar

  • Nefes: şu an öyle durabilir ilerde anlaşılıcak 🤍
  • Elif Levent: Bugün denizin gelmemesi garipti
  • Nefes: bence de çok tatlı 🤍
  • Nefes: ben olamadım o olsun
  • Volkan Eryılmazlı: @userc09375 annemle arkadaş gibiydiler çok güzeldi
  • Hsgshsh Jsjsgshs: Evet çok güzel
  • Belgin Peker: @userc09375 annesiyle olan diyaloglar çok güzel mesela