Keşfet

BÖLÜM 2

unutulanlar

BÖLÜM 2

Telefonu elimde tutmaya devam ettim.

“Roz, yarın okula gelme.”

Cümlenin ne kadar kısa olduğuna bakıp, bu kadar kısa bir cümlenin insanın içini nasıl bu kadar sıkıştırabildiğine şaşırdım.

Bir kez daha okudum.

Sonra bir kez daha.

Deniz'in numarasıydı.

Bundan emindim.

Profil fotoğrafı da aynıydı. İsmi de. Mesajın gönderildiği saat de birkaç saniye öncesini gösteriyordu.

Ama yine de bir şey yanlıştı.

Deniz bana neden yarın okula gelmememi söylesindi?

Üstelik bugün okula neden gelmediğini bile açıklamamışken.

Başımı kaldırdım.

Uras, Mert, Ada ve Doruk sınıfın kapısında bekliyordu.

Ada beni fark edip geri döndü.

— Roz, geliyor musun?

Telefonu hemen cebime koydum.

— Geliyorum.

Yanlarına yürüdüğümde Uras yüzüme baktı.

— Bir şey mi oldu?

Bir an cevap veremedim.

Normalde ona anlatırdım.

Hatta çoğu şeyi ilk ona anlatırdım.

Ama bu kez nedense kelimeler ağzımdan çıkmadı.

— Yok, dedim.

Uras birkaç saniye daha yüzüme baktı.

Bana inanmadığını biliyordum.

Yine de üstelemedi.

Sınıfa girdik.

Herkes yerine geçerken ben de sırama oturdum. Çantamı yere bıraktım ve telefonumu çıkardım.

Deniz'in konuşmasını açtım.

Son mesajı hâlâ oradaydı.

Parmağımı klavyenin üzerine götürdüm.

“Ne oldu?”

Yazdım.

Göndermeden önce sildim.

“Sen neredesin?”

Onu da sildim.

Sonunda sadece:

“Deniz?”

yazıp gönderdim.

Mesajın altında tek bir işaret belirdi.

Gönderildi.

Bekledim.

Bir dakika.

İki dakika.

Cevap yoktu.

Telefonu masaya bıraktım.

Ders başlamıştı ama öğretmenin söylediklerinin yarısını bile dinlemiyordum.

Aklım sürekli aynı yerde takılıyordu.

Deniz.

Bugün okula gelmemişti.

Bana yarın gelme demişti.

Ve şimdi mesajıma cevap vermiyordu.

Belki telefonu kapalıydı.

Belki uyuyordu.

Belki de hiçbir şey olmamıştı.

Kendimi rahatlatmaya çalıştım.

Olmamıştı.

Ama içimdeki huzursuzluk gitmiyordu.

Yanımdaki boş sıraya baktım.

Deniz'in sırası.

Sabah gördüğümde sadece boş bir sandalye gibi gelmişti.

Şimdi ise sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.

Saçmalama, dedim içimden.

Bir sandalye sadece.

Bakışlarımı tahtaya çevirdim.

Ders devam etti.

Ben de kendimi zorlayarak defterime birkaç şey yazdım.

Bir süre sonra telefonum tekrar titredi.

Kalbim hızlandı.

Hemen ekrana baktım.

Deniz değildi.

Okul grubundan gelen gereksiz bir mesajdı.

Telefonu sessize aldım.

Bu sefer gerçekten sinirlendim.

Kendime.

Deniz'e.

Hatta biraz da o mesaja.

Çünkü tek bir cümleyle bütün günümü mahvetmişti.

Zil çaldığında herkes ayağa kalktı.

Ada yanıma geldi.

— İyi misin?

— İyiyim.

— Emin misin?

— Evet.

Ada gözlerini kıstı.

— Çok kötü yalan söylüyorsun.

Gülümsedim.

— Sen de fazla soru soruyorsun.

— Çünkü suratın beş karış.

— Suratım öyle zaten.

— Hayır. Normalde böyle değil.

Cevap vermedim.

Ada birkaç saniye daha bana baktı.

Sonra sessizce:

— Deniz'le mi ilgili?

Bir an durdum.

Ada'nın bunu anlamasına şaşırmamıştım.

Onu da yıllardır tanıyordum.

Başımı hafifçe salladım.

— Bana mesaj attı.

— Ne dedi?

Tam cevap verecekken Doruk yanımıza geldi.

— Kim ne dedi?

Ada hemen ona döndü.

— Sana ne?

— Merak ettim.

— Merakını başka yerde gider.

Doruk kaşlarını kaldırdı.

— Sabah sabah yine bana karşı bir tavrın var.

— Sana karşı her sabah tavrım var.

— Güzel. En azından istikrarlısın.

İkisine bakarken istemsizce güldüm.

Normalde böyle bir şey bana iyi gelirdi.

Ama bugün gülüşüm birkaç saniye sürdü.

Çünkü aklım yeniden telefona gitti.

Ada bunu fark etti.

— Ne dedi? diye tekrar sordu.

Bu kez diğerleri de bize dönmüştü.

Mert merakla baktı.

Uras ise hiçbir şey söylemeden bekledi.

Bir an hepsine baktım.

Sonra telefonumu çıkarıp ekranı onlara gösterdim.

Kimse konuşmadı.

Mert'in yüzündeki ifade değişti.

Doruk telefonu elimden aldı.

Mesajı okudu.

— Bu ne?

— Ben de onu anlamaya çalışıyorum.

Ada ekrana baktı.

— Dalga mı geçiyor?

— Deniz böyle bir şey yapmaz.

Uras telefonu Doruk'tan aldı.

Mesaja uzun uzun baktı.

— Ne zaman gönderdi?

— Birkaç dakika önce.

— Cevap verdin mi?

— Verdım. Dönmedi.

Uras telefonu bana uzattı.

— Onu aradın mı?

Başımı iki yana salladım.

— Arayayım mı?

— Ara.

Telefonu elime aldım.

Deniz'i aradım.

Telefon birkaç kez çaldı.

Sonra arama kesildi.

Kimse konuşmadı.

Tekrar aradım.

Bu kez telefon hiç çalmadan kapandı.

Mert kaşlarını çattı.

— Telefonu kapalı.

— Belki şarjı bitmiştir, dedim.

Ama bunu söylerken kendi sesime bile inanmadığımı fark ettim.

Deniz telefonunu asla şarjsız bırakmazdı.

En azından önemli bir şey olmadığı sürece.

Ve bugün önemli bir şey vardı.

Ne olduğunu bilmiyordum.

Ama vardı.

Uras bana baktı.

— Okul çıkışı beraber gidelim.

— Nereye?

— Deniz'in evine.

İtiraz edecektim.

Sonra vazgeçtim.

Çünkü başka bir fikrim yoktu.

— Tamam.

Ada başını salladı.

— Ben de geliyorum.

Mert hemen:

— Ben de.

Doruk ellerini cebine soktu.

— Ben gelmezsem zaten siz hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Ada ona baktı.

— Sen gelmesen de çözerdik.

— Ama daha uzun sürerdi.

— Kendine güvenin maşallah.

— Teşekkür ederim.

Uras ikisine bakıp başını iki yana salladı.

Ben ise hiçbir şey söylemedim.

İçimde garip bir his vardı.

Sanki bugün okuldan çıktığımızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Ama bunun nedenini bilmiyordum.

───

Sonraki dersler nasıl geçti, gerçekten hatırlamıyorum.

Öğretmenler tahtaya bir şeyler yazdı.

Biz defterlerimize geçirdik.

Ziller çaldı.

Teneffüsler başladı ve bitti.

Mert birkaç kez bir şeylere güldü.

Ada ile Doruk yine tartıştı.

Uras arada bana baktı.

Ben ise sürekli telefonumu kontrol ettim.

Deniz'den hiçbir şey gelmedi.

Öğle arasında bir kez daha mesaj attım.

“İyi misin?”

Cevap yoktu.

Sonra:

“Beni neden yarın okula çağırmıyorsun?”

Cevap yoktu.

En sonunda yazdığım tek şey:

“Lütfen cevap ver.”

O da cevapsız kaldı.

Telefonu masaya bıraktım.

İştahım tamamen kaçmıştı.

Ada önümdeki tabağa baktı.

— Yemeyecek misin?

— Canım istemiyor.

— Sabah da doğru düzgün yemedin.

— Aç değilim.

Ada bana bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.

Uras sessizce önümdeki suyu bana doğru itti.

— En azından bunu iç.

Şişeyi aldım.

— Sağ ol.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Mert:

— Belki gerçekten hastadır, dedi.

Hepimiz ona baktık.

Mert omuz silkti.

— Yani... Başka bir açıklaması da olabilir.

Haklıydı.

Olabilirdi.

Ben de buna inanmak istiyordum.

Belki Deniz hastaydı.

Belki ailesiyle bir sorun yaşamıştı.

Belki telefonu bozulmuştu.

Belki de sadece kendi başına kalmak istiyordu.

Bunların hepsi mümkündü.

Ama o zaman neden bana yarın okula gelme demişti?

Asıl sorun buydu.

Ve hiçbirimiz bunun cevabını bilmiyorduk.

───

Son dersin zili çaldığında herkes neredeyse aynı anda dışarı çıktı.

Ben çantamı toplarken Uras yanıma geldi.

— Hazır mısın?

Başımı salladım.

— Evet.

Beşimiz birlikte okuldan çıktık.

Bahçeye geldiğimizde hava biraz serinlemişti.

Sabahki kalabalığın yerini dağınık bir sessizlik almıştı.

Bir an durup okul binasına baktım.

Sabah burada Deniz'i bekliyordum.

Şimdi ise onun evine gidiyorduk.

Her şey aynı gün içinde bu kadar hızlı nasıl değişmişti?

Uras yanıma geldi.

— Roz.

Ona döndüm.

— Efendim?

— Ne olursa olsun, yalnız değilsin.

Bir şey söylemedim.

Sadece başımı salladım.

Çünkü o cümleyi duymaya ihtiyacım olduğunu ancak o söylediğinde fark etmiştim.

Yola çıktık.

Kimse fazla konuşmadı.

Hepimizin aklında aynı soru vardı.

Deniz neredeydi?

Ve bize neden hiçbir şey söylememişti?

Ben ise cebimdeki telefona dokundum.

Ekranı açtım.

Hâlâ cevap yoktu.

Tam telefonu kapatacakken yeni bir bildirim geldi.

Bu kez mesaj Deniz'dendi.

Kalbim hızlandı.

Mesajı açtım.

Tek bir cümle vardı.

“Roz, sakın eve gelme.”

Olduğum yerde durdum.

Uras bana çarpacak gibi oldu.

— Ne oldu?

Telefonu yavaşça indirdim.

Karşımda duran dört kişiye baktım.

Ve ilk kez, Deniz'in benden bir şey saklamadığını düşündüm.

Beni bir şeyden korumaya çalışıyordu

Yorumlar

  • Nefes: tehlikeden uzak tutmaya çalışıyor
  • Nefes: neler oluyor neler 🤍
  • Nefes: kısaca herşey 🤍
  • Yağmur Erdoğan: bu bölümde bir şeyler ters gidiyor gibi geldi
  • Büşra: Son cümle gerçekten kafamı karıştırdı acaba neler oluyor?
  • Elif İlhan: Denizin neden böyle mesaj attığını anlayamıyorum
  • Nefes: belki hastadır
  • Nefes: aynen