BÖLÜM 3

Deniz'in son mesajını birkaç saniye daha izledim.
Sakın eve gelme.
Bu kez kimseye göstermedim.
Telefonu kapatıp cebime koydum.
— Roz?
Uras'ın sesiyle başımı kaldırdım.
Dördü de bana bakıyordu.
— Ne dedi?
Bir an sustum.
Sonra telefonu tekrar çıkarıp ekranı onlara çevirdim.
Ada'nın yüzündeki ifade anında değişti.
— Bu hiç normal değil.
Mert kaşlarını çattı.
— Eve gitmeyin diyorsa bir şey olmuş.
Doruk mesajı birkaç saniye inceledi.
— Ya da birinin onun telefonundan yazdığını düşünmemiz gerekiyor.
— Ne? dedim.
Doruk bana baktı.
— Mesajların Deniz'den geldiğini kesin olarak biliyor muyuz?
— Numarası onun.
— Numaranın onun olması, telefonu kullanan kişinin de o olduğu anlamına gelmez.
Mert hemen araya girdi.
— Yani telefonunu biri mi aldı?
— Bilmiyorum.
Doruk omuz silkti.
— Sadece ihtimalleri söylüyorum.
Uras düşünceli bir şekilde bana baktı.
— Deniz'in evine gitmeyeceğiz.
İçimden bir şey düştü.
— Ama...
— Roz, bize iki kere açık açık gelme demiş.
— Belki yardıma ihtiyacı var.
— O yüzden gitmeyeceğiz.
Uras'ın sesi sakindi ama kararlıydı.
— Eğer gerçekten tehlikedeyse ve bizi eve çağırmıyorsa, oraya beş kişiyle gitmemiz durumu daha kötü yapabilir.
Haklıydı.
Bundan nefret ediyordum.
Çünkü haklı olduğunu kabul etmek istemiyordum.
Deniz bir şey olduğunda kendisini öne atardı.
Bizi korumak için düşünmeden risk alırdı.
Şimdi ise ilk kez kendisi bize uzak durmamızı söylüyordu.
Bu, düşündüğümden daha kötüydü.
— Peki ne yapacağız? diye sordu Ada.
Uras bir süre düşündü.
— Önce eve gidiyoruz.
Mert itiraz etti.
— Hiçbir şey yapmadan mı?
— Hayır.
Uras telefonunu çıkardı.
— Deniz'e ulaşmaya çalışacağız. Sonra ne yapacağımıza karar veririz.
Kimse cevap vermedi.
Yürümeye devam ettik.
Ama artık kimsenin az önceki gibi konuşası yoktu.
Bir süre sonra Mert sessizliği bozdu.
— Ben hâlâ hastadır diye düşünmek istiyorum.
Doruk ona baktı.
— Hastalar genelde arkadaşlarına okula gelme demez.
— Belki hastalığı bulaşıcıdır.
Ada kaşlarını kaldırdı.
— Deniz'in nezlesi için beşimizden kaçmasını mı bekliyorsun?
— Bir ihtimal.
— Senin mantığını bazen gerçekten anlamıyorum.
— Ben de anlamıyorum.
Mert bunu öyle ciddi söyleyince Ada istemsizce güldü.
Ben gülemedim.
Çünkü aklım hâlâ aynı yerdeydi.
Deniz'in evinde ne vardı?
Ve neden oraya gitmemizi istemiyordu?
───
Eve vardığımda saat akşamüstünü geçmişti.
Kapıyı açtığımda ev her zamanki gibi sessizdi.
Annem henüz gelmemişti.
Çantamı salondaki koltuğa bıraktım.
Ayakkabılarımı çıkarırken telefonumu kontrol ettim.
Hiçbir şey yoktu.
Deniz'den mesaj gelmemişti.
Uras'tan da.
Telefonu masaya bıraktım ve mutfağa geçtim.
Bir bardak su doldurup birkaç yudum içtim.
Sonra fark etmeden pencerenin önünde durdum.
Dışarı baktım.
Sokak her zamanki gibiydi.
Arabalar geçiyordu.
İnsanlar eve dönüyordu.
Bir çocuk karşı kaldırımda bisiklet sürüyordu.
Her şey normaldi.
Ama benim için değildi.
Bir insanın hayatında bir şeylerin değiştiğini anlaması bazen büyük bir olayla olmazdı.
Bazen sadece bir mesaj yeterdi.
Telefonum titredi.
Hemen döndüm.
Uras.
Arıyordu.
Telefonu açtım.
— Alo?
— Eve vardın mı?
— Evet.
— İyi.
Sesinden yorgun olduğu anlaşılıyordu.
— Siz?
— Hepimiz evdeyiz.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Uras:
— Deniz'in sosyal medya hesabına baktım.
Kaşlarım çatıldı.
— Ne olmuş?
— Bazı şeyler yok.
— Ne gibi?
— Fotoğraflar.
Kalbim hızlandı.
— Hangi fotoğraflar?
— Bizim olduğumuz fotoğraflar.
Bir an konuşamadım.
— Nasıl yani?
— Hesabında eskiden birlikte olduğumuz fotoğraflar vardı ya.
— Evet.
— Şimdi yok.
Pencerenin önünden ayrıldım.
— Belki silmiştir.
— Hepsini mi?
Cevap veremedim.
Uras devam etti.
— Doruk da kontrol ediyor.
Tam o sırada arkadan Mert'in sesi geldi.
Uras'ın telefonu hoparlörde değildi ama sesini duyabiliyordum.
— Uras! Mesajlara da bak!
Uras telefonu kapatmadan:
— Bir saniye, dedi.
Sonra bana döndü.
— Roz, sen de kendi mesajlarını kontrol et.
— Neden?
— Deniz'le eski konuşmalarınızı.
Telefonumu elime aldım.
Mesajlaşmalarımızı açtım.
Yukarı doğru kaydırmaya başladım.
Birlikte çekildiğimiz fotoğraflar.
Saçma videolar.
Gece yarısı gönderilmiş anlamsız mesajlar.
Bir sürü şey vardı.
Ama birkaç saniye sonra parmağım ekranda durdu.
Bir konuşmanın ortasında boşluk vardı.
Mesajlar duruyordu.
Ama fotoğraflardan biri açılmıyordu.
Üzerine bastım.
“Bu içerik kullanılamıyor.”
Ekrana baktım.
— Uras.
— Ne oldu?
— Bir fotoğraf açılmıyor.
— Nasıl bir fotoğraf?
— Bilmiyorum. Önceden açılıyordu.
— Ekran görüntüsü alabiliyor musun?
Telefonu diğer elimle tutup görüntüyü aldım.
Fotoğrafın olduğu yerde sadece gri bir alan vardı.
Altında ise eski mesaj görünüyordu.
Deniz:
“Bunu kimseye gönderme.”
Tüylerim diken diken oldu.
— Bu ne? dedim.
Uras birkaç saniye sustu.
— Bilmiyorum.
— Ama fotoğrafı hatırlıyorum.
— Ne fotoğrafı?
Gözlerimi kapattım.
Hatırlamaya çalıştım.
Bir bina.
Beyaz duvarlar.
Önünde altı kişi.
Ben.
Deniz.
Uras.
Mert.
Doruk.
Ada.
Ama görüntü zihnimde çok bulanıktı.
Sanki fotoğrafı değil de fotoğrafın bende bıraktığı hissi hatırlıyordum.
— Bir binanın önündeydik, dedim.
— Hangi bina?
Başımı iki yana salladım.
— Bilmiyorum.
Bir süre ikimiz de sustuk.
Sonra Uras'ın sesi geldi.
— Roz, çocukluğumuzdan mı?
Bu soruyla birlikte içimde garip bir şey oldu.
Çocukluğumuz.
Nedense o kelimeyi duyunca başımın arkasında hafif bir ağrı hissettim.
— Bilmiyorum.
— Sen çocukluk fotoğraflarını hatırlıyor musun?
— Bazılarını.
— Deniz'le birlikte olanları?
Telefonun ekranına baktım.
— Hatırlıyorum.
Ama bunu söylerken içimde bir şüphe oluştu.
Gerçekten hatırlıyor muydum?
Yoksa sadece hatırladığımı mı sanıyordum?
Uras yeniden konuştu.
— Yarın okula gitme demesinin bununla bir ilgisi olabilir.
— Olabilir.
— Şimdilik kimseye bir şey söyleme.
— Anneme bile mi?
— Özellikle annene.
Bunu söylerken sesinde ilk kez ciddi bir tedirginlik vardı.
— Tamam.
Telefonu kapattık.
Ben bir süre daha yerimden kıpırdamadım.
Sonra tekrar eski konuşmaya girdim.
Fotoğraf hâlâ açılmıyordu.
Mesajın altında tarih vardı.
Yıllar önce.
Benim hatırladığım çocukluk yıllarından bile daha eski bir tarih.
Ekrana biraz daha yaklaştım.
Fotoğrafın altında Deniz'in yazdığı bir başka mesaj vardı.
“Bir gün bunu unutursak, birbirimize hatırlatırız.”
Boğazım düğümlendi.
Telefonu elimden düşürecek gibi oldum.
Çünkü bu cümleyi daha önce duymuştum.
Ama Deniz'den değil.
Kendi sesimden.
Nerede söylediğimi bilmiyordum.
Ne zaman söylediğimi de.
Sadece hatırlıyordum.
Bir oda.
Soğuk bir zemin.
Yanımda beş kişi.
Ve birinin ağladığını duyuyordum.
Gözlerimi açtım.
Salon yine aynı salondı.
Pencerenin dışı kararmıştı.
Ev sessizdi.
Ama artık ilk kez şundan emindim:
Deniz'in kaybolması bugün başlamamıştı.
Belki de biz, onun kaybolduğunu bugün fark etmiştik.
Yorumlar
- Nefes: bencede
- Aylin Alkan: Denizin evine gitmemek zor bir karar bence
- Miray: @userc09375 rica ederim 🤗🤗
- Nefes: çok teşekkür ederim
- Miray: nasıl yaptın acabaa
- Miray: çok iyi beğendimm