HAYALETİN DÖNÜŞÜ VE ATEŞTEN HÜKÜM
İKİNCİ BÖLÜM: HAYALETİN DÖNÜŞÜ VE ATEŞTEN HÜKÜM
Mardin konağının o taştan avlusunu dolduran buz kesmiş sessizlik, sadece bir korkunun değil, yıllardır gömüldüğü sanılan bir gerçeğin patlamasıydı.
Baran, karşısında duran kadına bakarken nefes almayı unuttuğunu hissetti. Zihni, yıllardır o mezar taşının üzerindeki ismi okuyan beyni, gördüğü manzarayı reddediyordu. Karşısındaki bir hayalet değil, tırnaklarıyla toprağı kazıp cehennemden dönmüş gibi duran Aslı’ydı. Alnından sızan o taze kan, üzerindeki toz ve o inatçı, kafa tutan bakışlar... Her şey gerçekti.
Murat, kardeşinin o hırpalanmış haline bakarken içindeki suçlulukla iki büklüm oldu. Yıllar önce... Evet, yıllar önce o büyük yalanı sırf bunun için söylemişti. Babasının o acımasız ellerinden ve özellikle Baran’ın o gözü dönmüş, her şeyi yakıp yıkan takıntılı sevgisinden Aslı’yı koruyabilmek için, onu gecenin bir yarısı uzaklara kaçırmış, ardında yanan bir araba ve sahte bir mezar bırakmıştı. Aslı’yı o cehennemden kurtarmıştı kurtarmasına ama şimdi, Murat’ın hayatı tehlikeye girince, Aslı her şeyi göze alıp gene bu kapıya dayanmıştı.
Olay yerinde kılıçlar çekilmiş, kan davasının o keskin bıçağı Murat’ın boğazına dayanmışken, dede ağır adımlarla öne çıktı. Bastonunun ucu taş avluda yankılanırken, o gür ve taviz vermeyen sesiyle son hükmü verdi:
"Kan yerde kalmaz, bu dava bu gece kapanmaz. Ama bu kız ölüden dirilip bu kapıya döndüyse... Kanı durdurmanın tek bir yolu vardır. Bu berdel bu gece mühürlenecektir. Aslı, Baran’ın karısı olacak."
Büyüklerin bu kararı üzerine konaktakiler, fısıldaşarak yavaş yavaş avluyu terk etmeye başladı. Kimse bu hükme karşı gelemezdi; törenin dişlileri çoktan çalışmıştı. Birer ikişer dağıldılar, kalabalık çekildi ve avluda sadece o karanlık gecenin rüzgârı kaldı.
Herkes gitmiş, ortalık tamamen sessizliğe bürünmüştü.
Baran, yavaş adımlarla Aslı’ya doğru yaklaştı. Aralarındaki mesafe kapandıkça, adamın gözlerindeki o şok yerini, yılların biriken o zehirli öfkesine ve nefretine bıraktı. Tam önünde durdu, başını hafifçe eğdi ve o buz gibi, zehir zemberek fısıltıyı Aslı’nın doğrudan kulağına akıttı:
"Demek... Demek yıllarca o mezarın başında ağlarken, toprakta çürüdüğünü sandığım kadın meğer benden kaçmak için ölü taklidi yapmış... Yaşadığını benden saklamışsın Aslı. Beni o azapla, o vicdan azabıyla her gece diri diri yaktın. Şimdi sakın o hayatta kalma çırpınışlarının seni kurtaracağını sanma... Bana yaşattığın o cehennemin bin katını, bu konağın duvarları arasında sana tek tek yaşatacağım. Kaçtığın o ölümden çok daha beter olacak burası senin için."
Aslı, yaralı bedenini dik tutarak, gözünü bile kırpmadan Baran’ın o öfkeden kararmış gözlerinin içine baktı. Geri adım atmadı; çünkü o, bu kapıdan abisini kurtarmak için girmişti ve kimseden korkusu yoktu.