Keşfet

RÜZGARIN BİTTİĞİ YER (

Uzak Bir Sızı

DOKUZUNCU BÖLÜM: RÜZGARIN BİTTİĞİ YER (BÜYÜK FİNAL)

Zaman, Mardin’in sert taş duvarları arasında yavaş ama derin izler bırakarak akıp gitti. Aradan tam bir ay geçmişti. Bu bir aylık süre zarfında, Aslı ile Baran arasındaki buzlar tamamen erimişti. Bir akşam, aralarındaki o sessizliği bozan konuşma aralarında şöyle geçti:

Murat, her şeyi Aslı’ya açıkça anlatmış, Baran’ın daha önce kendisine "Anlatma" dediği her gerçeği itiraf etmişti. Aslı, bu gerçekleri öğrendikten sonra Baran’ın karşısına dikilmişti. Baran, gözlerinin içindeki o mahcubiyetle ona bakarken, Aslı derin bir nefes alıp sakin ama kararlı bir sesle konuşmuştu:

"Biliyorum her şeyi... Sana karşı büyük bir aşk hissetmiyorum belki henüz ama sana karşı boş da değilim. Her şeyi zamana bırakalım, Baran."

Baran, duydukları karşısında adeta şaşkına dönmüştü. Aslı’nın bu olgunluğu ve affediciliği karşısında yutkunmuş, sessizce başını sallamıştı:

"Her şeyi zamana bırakalım Aslı... Akışına bırakalım."

O günden sonra her şey o kadar iyi, o kadar huzurlu ilerliyordu ki... Aslı, Baran’ın içinde kendisi için büyüyen o sevgiyi her geçen gün daha derinden hissediyor, onu gerçekten çok seviyordu. Mutluluk artık onlara çok uzak görünmüyordu.

Ancak hiç kimsenin, özellikle de Aslı’nın aklının ucundan bile geçmeyen yıkıcı bir gerçek vardı. Baran, geçmişin o karanlık yıllarında, Aslı’nın öldüğünü sandığı o acılı dönemde çektiği dipsiz kederle birlikte son evre kansere yakalanmıştı. Vücudu içeriden tükeniyordu ama o bunu kimseye sezdirmemişti. Ta ki artık dayanamayıp gizlice gittiği hastanede gerçeği doktorun ağzından öğrenene kadar... Baran ölümün eşiğindeydi. Ve Aslı’ya bu yıkımı yaşatmamak için ona hiçbir şey söylemedi. İçindeki o büyük yangını tek başına sırtlandı.

Ve o son gün geldi...

Mardin’in rüzgarın hiç dinmediği, uçuruma bakan o yüksek Aşıklar Tepesi’nde buluştular. Güneş batarken ufuk kan kırmızısı bir renge bürünmüştü. Baran, saçları rüzgarda savrulan Aslı’ya baktı. İçindeki o devasa acıyı, yaklaşan sonunu gizlemek için hayatının en büyük, en acımasız yalanını söylemeye hazırlanıyordu.

Yüzüne o yabancı, o eski sert ve acımasız maskesini taktı. Parmağındaki yüzüğü yavaşça çıkardı ve Aslı’nın ellerini bıraktı. Sesi, rüzgarın uğultusu arasında buz gibi yankılandı:

"Aslı... Buraya kadarmış. Ben seni hiçbir zaman sevmedim. Sadece geçmişin intikamını almak istedim senden... Her şey bir oyundu."

Aslı, duydukları karşısında başından aşağı kaynar dökülmüş gibi sarsıldı. Gözleri doldu, nefesi kesildi. Baran’ın yüzündeki o ifadenin gerçeği sakladığını hissetmek istedi ama o anki yıkımla hiçbir şey diyemedi. Baran arkasını döndü ve hiçbir şey söylemeden, arkasına bile bakmadan hızla uzaklaştı.

Aslı, o uçurumun kenarında, rüzgarın ortasında yapayalnız ve paramparça kaldı.

Oysa Aslı hiçbir şeyi bilmiyordu... Baran her şeyi önceden ayarlamıştı. Kimse onun öldüğünü bilmeyecekti. Aslı, o tepeye bakarak Baran’ın onu gerçekten sevmediğini ve sırf intikam için terk ettiğini zannedecekti. Baran, hastanede eriyip giden bedenini Aslı'ya göstermemek için sessizce yok oldu, ölüme yürüydü.

Mardin’in o rüzgarlı tepesinde, bir kadın gerçeği asla bilmeden, bir adam ise sırlarıyla birlikte tarihe karışarak son buldu.