Keşfet

TOPRAĞIN ALTI VE ÜSTÜNDEKİ CEHENNEM

Uzak Bir Sızı

BİR BÖLÜM: BİR BÖLÜM: TOPRAĞIN ALTI VE ÜSTÜNDEKİ CEHENNEM

Mardin’in keskin, insanı boğan ayazı konağın taş duvarlarına çarparken, içeride yıllardır dinmeyen bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Baran için zaman, o kara günden beri akmayı reddetmişti. Çocukluğundan beri içine kazıdığı, nefes almasını bile onun varlığına bağladığı o kadın; Aslı... Herkes onun o karanlık yollarda, o kaza gecesinde can verdiğini biliyordu. Mezarı yapılmış, adının yazılı olduğu soğuk taş konak halkının dilinde bir yas türküsüne dönüşmüştü. Ama Baran için o mezar sadece toprağın altı değil, kendi ruhunu gömdüğü yerdi. Günler geceleri kovalamış, Baran her gece o mezarın başına gidip elleri kanayıncaya kadar toprak eşelemişti. İçindeki o takıntılı, hastalıklı aşk, yerini günden güne büyüyen bir hınca ve tükenmişliğe bırakmıştı.

Her şeyin bittiğini, Aslı'nın artık geri gelmeyeceğini sandığı o lanet gecede ise konak sarsıldı.

Dışarıda fırtına ulurken, kapıya dayanan ölüm fermanı her şeyi altüst etti. Murat, babasının bulaştığı o pis batağın kurbanı olacaktı. Büyükler toplanmış, Murat için ölüm kararını mühürlemişlerdi. Baran ise öfkeden deliye dönmüş bir halde, yıllardır kardeşini benden sakladı dediği Murat'ın biletini kesmek üzereydi. Murat ölümün pençesindeyken, gözlerinde bir damla korku yoktu; çünkü o, yıllar önce Aslı'yı korumak için herkesi kandırmış, bir kaza süsü vererek kardeşini güvenli bir hayata kaçırmıştı.

O gece, binlerce kilometre uzakta, gerçeği öğrenen Aslı’nın dünyası başına yıkıldı. Murat’ın hayat tehlikesinde olduğunu, büyüklerin onu sabah olmadan infaz edeceğini öğrendiği o an, zaman durdu. Aslı, arkasına bakmaya vakti bile olmadan yola çıktı. Direksiyonun başında ölümüne sürerken, o kaza gerçekleşti. Bedeni yaralandı, arabası hurdaya döndü, canı yandı ama o durmadı.

Ve gece yarısı...

Konağın o devasa demir kapısı gürültüyle açıldığında, içeriye giren siluet herkesi taşa çevirdi. Üstü başı toz içinde, alınlarında kan lekesi olan, kıyafetleri yırtılmış ama gözlerinde o ateşli meydan okumayla bakan bir kadın dikiliyordu eşikte.

Öldü bilinen, toprağın altında çürüdüğü sanılan Aslı’ydı bu.

Murat şokla ellerini başının arasına aldı, nefesi kesildi:

"Aslı... Sen... Sen ne yaptın? Neden geldin buraya, delirdin mi?!"

Aslı, yaralı bedenini zar zor ayakta tutarak abisinin önüne siper oldu. Sesindeki o titreme ama kararlılık konağın tavanlarında yankılandı:

"Seni onlara kurban etmeyeceğim Murat! Öldüreceklerse önce beni öldürsünler!"

Odanın köşesinde, tüm bu yaşananları izleyen Baran’ın gözleri o siluete kilitlendi. Adım adım yaklaştı. Yıllardır mezarına kapanıp ağladığı, adını sayıklayarak deliye döndüğü kadın, canlı kanlı, yaralı ama inatçı bir savaşçı gibi karşısındaydı. Baran’ın ayaklarının altındaki zemin kaydı. Gözlerini ovuşturdu, zihninin ona bir oyun oynadığını, gördüğünün bir hayalet olduğunu sandı.

Ama kokusu, o yarasından sızan kanın kokusu gerçekti.

Baran’ın boğazından ne bir ses çıktı ne de bir nefes dökülebildi. Dünyası, evrenin en büyük depremiyle yıkılırken, içindeki o devasa öfke ve yılların acısı saniyeler içinde zihnini yaktı kavurdu. Öldü sandığı kadını karşısında görmek, onu kurtarmak için buraya ölümün üzerine yürüyerek gelmesi... Baran o an ne yapacağını bilemez bir halde, taşa kesmiş gibi öylece kaldı.ÜSTÜNDEKİ CEHENNEM

Mardin’in keskin, insanı boğan ayazı konağın taş duvarlarına çarparken, içeride yıllardır dinmeyen bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Baran için zaman, o kara günden beri akmayı reddetmişti. Çocukluğundan beri içine kazıdığı, nefes almasını bile onun varlığına bağladığı o kadın; Aslı... Herkes onun o karanlık yollarda, o kaza gecesinde can verdiğini biliyordu. Mezarı yapılmış, adının yazılı olduğu soğuk taş konak halkının dilinde bir yas türküsüne dönüşmüştü. Ama Baran için o mezar sadece toprağın altı değil, kendi ruhunu gömdüğü yerdi. Günler geceleri kovalamış, Baran her gece o mezarın başına gidip elleri kanayıncaya kadar toprak eşelemişti. İçindeki o takıntılı, hastalıklı aşk, yerini günden güne büyüyen bir hınca ve tükenmişliğe bırakmıştı.

Her şeyin bittiğini, Aslı'nın artık geri gelmeyeceğini sandığı o lanet gecede ise konak sarsıldı.

Dışarıda fırtına ulurken, kapıya dayanan ölüm fermanı her şeyi altüst etti. Murat, babasının bulaştığı o pis batağın kurbanı olacaktı. Büyükler toplanmış, Murat için ölüm kararını mühürlemişlerdi. Baran ise öfkeden deliye dönmüş bir halde, yıllardır kardeşini benden sakladı dediği Murat'ın biletini kesmek üzereydi. Murat ölümün pençesindeyken, gözlerinde bir damla korku yoktu; çünkü o, yıllar önce Aslı'yı korumak için herkesi kandırmış, bir kaza süsü vererek kardeşini güvenli bir hayata kaçırmıştı.

O gece, binlerce kilometre uzakta, gerçeği öğrenen Aslı’nın dünyası başına yıkıldı. Murat’ın hayat tehlikesinde olduğunu, büyüklerin onu sabah olmadan infaz edeceğini öğrendiği o an, zaman durdu. Aslı, arkasına bakmaya vakti bile olmadan yola çıktı. Direksiyonun başında ölümüne sürerken, o kaza gerçekleşti. Bedeni yaralandı, arabası hurdaya döndü, canı yandı ama o durmadı.

Ve gece yarısı...

Konağın o devasa demir kapısı gürültüyle açıldığında, içeriye giren siluet herkesi taşa çevirdi. Üstü başı toz içinde, alınlarında kan lekesi olan, kıyafetleri yırtılmış ama gözlerinde o ateşli meydan okumayla bakan bir kadın dikiliyordu eşikte.

Öldü bilinen, toprağın altında çürüdüğü sanılan Aslı’ydı bu.

Murat şokla ellerini başının arasına aldı, nefesi kesildi:

"Aslı... Sen... Sen ne yaptın? Neden geldin buraya, delirdin mi?!"

Aslı, yaralı bedenini zar zor ayakta tutarak abisinin önüne siper oldu. Sesindeki o titreme ama kararlılık konağın tavanlarında yankılandı:

"Seni onlara kurban etmeyeceğim Murat! Öldüreceklerse önce beni öldürsünler!"

Odanın köşesinde, tüm bu yaşananları izleyen Baran’ın gözleri o siluete kilitlendi. Adım adım yaklaştı. Yıllardır mezarına kapanıp ağladığı, adını sayıklayarak deliye döndüğü kadın, canlı kanlı, yaralı ama inatçı bir savaşçı gibi karşısındaydı. Baran’ın ayaklarının altındaki zemin kaydı. Gözlerini ovuşturdu, zihninin ona bir oyun oynadığını, gördüğünün bir hayalet olduğunu sandı.

Ama kokusu, o yarasından sızan kanın kokusu gerçekti.

Baran’ın boğazından ne bir ses çıktı ne de bir nefes dökülebildi. Dünyası, evrenin en büyük depremiyle yıkılırken, içindeki o devasa öfke ve yılların acısı saniyeler içinde zihnini yaktı kavurdu. Öldü sandığı kadını karşısında görmek, onu kurtarmak için buraya ölümün üzerine yürüyerek gelmesi... Baran o an ne yapacağını bilemez bir halde, taşa kesmiş gibi öylece kaldı.

Yorumlar

  • Enes Tok: Bu sahne baranın yüzündeki ifadeyi tamamen değiştiriyor karmaşanın doruk noktasıdır
  • Sümeyye: Keşke bu gece hiç yaşanmasaydı ikisi için de niye böyle oluyor ki
  • Recep Sağlam: o an her şey biter gibi göründü baran bu durumda ne yapacak merak ediyorum
  • Ebru Uysal: Bir yere varamayacakları ortada da murat başına gelenlerin farkında mı acaba?