BÖLÜM 15
********
“Ooo, sevgili kardeşim. Nihayet görüştük seninle" bunu diyen Kaptan Yam’dı. Kardeşi Kaptan Sam ise sandalyeye bağlı bir şekildeydi.
“Senin gibi kardeşin...” dedi Sam.
“Babamın cici oğlu, ağzına kötü söz hiç ama hiiç yakışmıyor" dedi Yam, Sam'ın etrafında dönerek.
Kaptan Yam, bir süre daha Sam'ın etrafında döndükten sonra sert bir şekilde Sam’ın bağlı olduğu sandalyeye vurdu. Ardından Sam'ın boğazına yaparak:
“Gora nerede? Onu nerede sakladın?”
“Alçak adam, onu asla bulamayacaksın" dedi Sam, hırıltılı bir şekilde.
Yam, sinirden çıldırıyordu. Gora'yı ele geçiremediği gibi birde başkan ve uzay oyunları sakinlerinin kaçtığını öğrenmişti. Bu yüzden de sinirden delirecek gibi oluyordu.
“Kahretsin, bu kadar mı birinin işleri rast gitmez" dedi Kaptan Yam ayağıyla yere vurarak.
“İstediğin gibi gitmiyor değil mi?” dedi Sam, kıs kıs gülerek.
“Hep senin yüzünden” dedi Yam “Sen olmasaydın babam beni daha çok severdi. Ah Gora ah! Neden beni değil de kardeşimi tercih ettin. Halbuki seninle ilkokuldan beri beraberiz. Hatta, bir tehlikeyle karşılaştığımız zaman seni koruyan bendim” dedikten sonra bağırarak “Sizin yüzünüzden hata üstüne hata yaptım"
“Gora, neden seni seçmedi biliyor musun?” diye bağırdı Sam “Gaddar ve bencil olduğun için, kendinden başkasını düşünmediğim için"
“Sen, benim muhatabım bile olamazsın. Çünkü ben senden daha üstünüm.Ben olmasaydım bugünlere gelemezdin” dedi Yam, kahkaha atarak.
“Yam, işte bunun için bencilsin. Yaptığın bir iyiliği hep başa kakıyorsun. Babamızda bu yüzden seni değil de beni sevdi hep” dedi Sam.
“Aaah!” dedi YamSam'ın bağlı olduğu sandalyeye vurarak “Seni öldüreceğim, Gora’ya sahip olacağım ve babamın en sevdiği oğlu ben olacağım"
“Yam, YamahhYam, sana acıyorum.İçinde bulunduğun durum seni öyle etkilemiş ki, gözün hiç bir şeyi görmez olmuş"
Sam’ın sözlerinden sonra Yam kızgınlıkla beline bağlı olan silahını çıkarıp başına dayadı ve son duanı et.
*******
Başkan, üst katta ki mahkumları da hallettikten sonra el işaretiyle gelin demesi üzerine uzay oyunları sakinleri şaşkınlıkla birbirlerine baktıktan sonra başkanın yanına vardılar.
Sıra gelmişti bilgisayar odasının açılmasına. Şimdiye kadar işleri hep rast gitmişti. Fakat, bilgisayar odasının kapısı hepsinden zorlu görünüyordu. Çünkü kapı şifreliydi.
“Başkanım, şimdi ne yapacağız" dedi başkan yardımcısı.
“Bilmiyorum" dedi başkan “Bütün her şey bana bağlı, ama sadece burası değil. O yüzden kapının şifresinden haberim yok” dedi endişeli bir şekilde.
Onlar endişeli bir şekilde konuşurken Salih “Çekilin bir de ben bakayım" dedi şifreli kapıya yöneldi.Evet, yanılmıyordu. Bu polis olduğu dönemlerde uğraştığı kriptolu bir kapıya benziyordu.
“Bu kriptolu bir kapı. Kapıyı açmak için şifresini bilmek gerekiyor. Şifre girilmediği takdirde ne kapı açılabilir ne de dışarıdan bir müdahale ile açılabilir”
Başkan, bu söz üzerine tedirgin olmuştu. Bu yüzden sıkıntılı bir şekilde:
“Salih Bey, bunu açmanın bir yolu yok mu?” dedi.
Salih “Evet, var" dedikten sonra herkesin sessiz bir şekilde beklemeleri için uyardı. Ardında bir kulağı kapının kilidinde olmak üzere kriptolu kapıyla uğraşmaya başladı. Yaklaşık olarak bir saat uğraşmasına rağmen kapı bir türlü açılmıyordu.
Bir saat geçtikten sonra kapıdan çıt diye bir ses geldi. O sesi duyan Salih “Galiba açıldı” deyip kapının koluna yüklendi. Onca uğraşın sonunda kapı nihayet açılmıştı.
Kapı açılınca Salih başkana dönerek:
“Başkan bey kapıyı açabildim" dedi neşe içerisinde.
Başkan ve yanındakiler duydukları haber üzerine öyle sevindiler ki sevinçten birbirlerine sarıldılar.
Birbirlerine sarıldıktan sonra neşe içerisinde bilgisayar odasına girdiler. Orada başkan ana kumanda odasını göstermesi üzerine hep beraber oraya yöneldiler.
“Başkanım” dedi Mustafa “Bu bilgisayarının beyni hangi tarafta” diye sordu.
Başkan eliyle işaret ederek “Bilgisayarın ana beyni burası. Bütün işler buradan yönetilip dağılmakta”
Mustafa, bilgisayarın beynini öğrendikten sonra yanından hiç ayırmadığı flash diskini çıkardı. Ardından onu yuvasına taktı.
Onun yazdığı yazılım bilgisayarda görünmesiyle beraber çalıştırması bir oldu. Ama bir sorun vardı sanki bilgisayar yazılımı tanımıyordu.
Bütün uğraşmasına yazılım uygulanamıyordu bir türlü. O bir hata mi var diye düşünürken başkan bir adım öne çıkarak:
“Ana kumandaya elbette ki bir şey yükleyemezsin. Çünkü koruması var. Koruma açılmadan elindeki uygulamayı çalışkanımızsın” dedi ve ana kumandanım sol tarafındaki düğmeyi çevirdi. Ardından “Bundan sonra istediğin her şeyi yapabilirsin" dedi ve geri çekildi.
Artık bundan sonra işi kolaylaşmıştı Mustafa'nın, sadece düğmeye dokunması kalmıştı. O da öyle yaparak bekledi. Yüzde 10, yüzde 30, yüzde 60 derken yüz 100 olmuş yazılım kurulmuştu.
“Başkan bey, yazılım kuruldu” dedi sevinçle bağırarak. Bu söz üzerine hepsi birden Mustafa'nın başına toplandılar.
Mustafa, yazılımın kurulmasından sonra yazılı çalıştırdı. Yaklaşık olarak on dakika geçtikten sonra birden silah sesleri sustu.
******
Kaptan Yam, tam silahın tetiğine dokunacaktı ki mahkumlardan biri koşarak geldiğini gördü. Mahkum o kadar telâşlaydı ki olumsuz bir durumun olduğu apaçık belliydi.
Mahkûm, Yam'ınyanına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Ağzından sadece “Gemiler, gemiler" diye bir söz çıkıyordu.
“Ağzında ne geveliyorsun be adam" dedi Yam bağırarak
“Kaptan, gemilerimiz teker teker etkisiz hale getiriliyor" dedi üzgün ve bitkin bir şekilde.
“Neden bahsediyorsun?” dedi Yam, kulaklarına inanmazcasına.
Mahkûm, onun bu sözü üzerine:
“Gökyüzüne bak kaptan. Gemilerimiz yok ediliyor"
Onun sözlerinden sonra Yam, dehşetle gökyüzüne baktı. Evet, mahkum yanılmıyordu. Gemileri teker teker yok ediliyordu.
Gördükleri karşısında iyice dehşete düşen Yam:
“Ama,ama bu nasıl olur”
O sırada Sam olanlar karşısında hem inanamıyor hem de kıs kıs gülüyordu.
“Yam, kardeşim öyle görünüyor ki yolun soluna geldin artık ha!”
“Suus, sus artık" dedi Yam, ardından silahını ateşledi, ama o da ne silah ateşlemiyordu.
“Bu nasıl olur” dedi Yam, kendi kendine. Ardından silahını kontrol ettikten sonra tekrar ateşledi ve...
“Yam, bakıyorum silahın bile benden yana" dedi Sam, Yam’ı alaya alırcasına.