# 1. BÖLÜM — ZAMANSIZLIĞIN MÜHRÜ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 1. BÖLÜM — ZAMANSIZLIĞIN MÜHRÜ
**2026 – Gece Yarısı**
Kütüphane gece yarısından sonra tamamen sessizleşirdi.
Aleric bunu severdi.
Gündüzleri insanların konuşmaları, telefon sesleri ve sürekli açılıp kapanan kapılar arasında çalışmak zorunda kalıyordu. Gece olduğunda ise geriye sadece eski saatlerin tik takları ve arada bir çalışan kaloriferin sesi kalıyordu.
Duvar saatine baktı.
**00.17.**
“Biraz daha,” diye söylendi. “Sonra çıkıyorum.”
Elindeki kitabı rafa yerleştirdi.
Tam arkasını dönecekken gözü rafın en dip kısmına takıldı.
Orada daha önce görmediği bir kitap vardı.
Aleric kaşlarını çattı.
“Bu da nereden çıktı?”
Elini uzatıp kitabı çekti.
İlk dokunduğunda elini hemen geri çekti.
Kitap buz gibiydi.
“Ne oluyor?”
Tekrar dokundu.
Bu kez sıcaktı.
Aleric birkaç saniye kitaba baktı.
“Tamam…”
Kendi kendine gülmeye çalıştı.
“Uykusuzluktan saçmalamaya başladım.”
Kitabı çevirdi.
Kapakta hiçbir şey yazmıyordu.
Ne adı vardı ne yazarı.
Sadece ortasında gümüş renkli, garip bir mühür bulunuyordu.
Aleric parmağını mühre yaklaştırdı.
Bir an durdu.
İçinden bir ses “dokunma” diyordu.
Ama merakı ağır bastı.
Parmağı mühre değdiği anda bütün lambalar söndü.
Aleric irkildi.
“Kahretsin!”
Karanlıkta ne olduğunu anlamaya çalışırken camların patlama sesi duyuldu.
**ÇAT! ÇAT! ÇAT!**
Aleric başını eğip yüzünü kollarıyla kapattı.
Sonra dışarıdan mor bir ışık vurdu.
Kütüphanenin tamamı bir saniyeliğine aydınlandı.
Aleric başını kaldırdı.
“Bu da ne?”
Cevap alamadı.
Çünkü zeminin altından bir uğultu geliyordu.
Taşların arasında ince çatlaklar oluşmaya başladı.
Aleric geri çekildi.
“Hayır…”
Çatlaklar hızla büyüdü.
Zemin bir anda çöktü.
Aleric dengesini kaybedip boşluğa düştü.
“Yardım edin!”
Ama kütüphanede artık kimse yoktu.
Çığlığı karanlıkta kayboldu.
Düştüğünü hissediyordu.
Sonra garip bir şey oldu.
Artık aşağı doğru gitmiyordu.
Etrafında görüntüler belirip kayboluyordu.
Savaşan insanlar.
Yanmış şehirler.
Kırmızı bir taç.
Bir çocuğun ağladığını duydu.
Ardından her şey karardı.
---
### Gölge Krallığı – Kan Toprakları
Aleric sert bir şekilde yere düştü.
Bir süre nefesini toparlayamadı.
“Ah…”
Dirseklerinin üzerinde doğruldu.
Başını kaldırdığı anda donup kaldı.
Gökyüzünde iki güneş vardı.
Aleric gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
“Ben… rüya görüyorum.”
Ayağa kalktı.
Etrafına baktı.
Toprak koyu kırmızıydı. Uzaklarda siyah kayalıklar yükseliyor, gökyüzünü garip bir turuncu ışık kaplıyordu.
“Burası neresi?”
Kucağındaki kitap hareket etti.
Aleric aşağı baktı.
Kitabın kapağı kendi kendine açıldı.
Aleric geri sıçradı.
“Hayır…”
Sayfalar hızla çevrildi.
Sonra kitap konuştu.
“Sonunda geldin.”
Aleric olduğu yerde kaldı.
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
“Sen…”
Kitap sustu.
Aleric yavaşça devam etti.
“Sen konuştun.”
“Evet.”
Aleric kitabı yere bırakmaya çalıştı.
Kitap elinden ayrılmadı.
“Bırak beni!”
“Bırakamam.”
“Sen bir kitapsın!”
“Bunu fark etmen güzel.”
Aleric'in nefesi hızlandı.
“Ben delirdim.”
“Hayır.”
“Öyleyse iki güneşin olduğu bir yerde neden konuşan bir kitapla konuşuyorum?”
Kitap kısa bir süre sessiz kaldı.
“Çünkü burası senin dünyan değil.”
Aleric cevap veremedi.
Tam o sırada gökyüzünden korkunç bir kükreme duyuldu.
Aleric başını kaldırdı.
Devasa siyah bir ejderha üzerlerine doğru geliyordu.
“Hayır…”
Ejderha kayalıkların üzerine indi.
Yer sarsıldı.
Aleric dengesini kaybedip yere düştü.
Ejderhanın sırtından bir kadın indi.
Kan kırmızısı pelerini rüzgârda savruluyordu.
Kadın hiç konuşmadan Aleric'e doğru yürüdü.
Kılıcını çekti.
Aleric ayağa kalkmaya çalışırken kılıç boğazında durdu.
“Olduğun yerde kal.”
Aleric ellerini kaldırdı.
“Tamam. Tamam!”
Kadın gözlerini kitaba çevirdi.
“Onu nereden buldun?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum!”
Kadın kılıcı biraz daha yaklaştırdı.
“Adın?”
“Aleric.”
“Ne iş yapıyorsun?”
“Kütüphaneciyim.”
Kadın kısa bir süre ona baktı.
“Kütüphaneci…”
Kitap araya girdi.
“Vahşi Prenses, onu öldürmeden önce biraz düşün.”
Kadının yüzü bir anda değişti.
Aleric şaşkınlıkla kitaba baktı.
“Sen ona da konuşuyorsun.”
“Evet.”
Prenses'in bakışları sertleşti.
“Demek hâlâ konuşabiliyorsun.”
Aleric ikisine baktı.
“Bir dakika. Siz birbirinizi tanıyor musunuz?”
“Hayır,” dedi Prenses.
“Evet,” dedi kitap.
Aleric gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Bu gerçekten kötü bir gün.”
Kitap güldü.
Prenses kılıcını indirmedi.
“Güç Kolyesi nerede?”
Kitap sustu.
“Cevap ver.”
“Önce sen cevap ver.”
Prenses'in kaşları çatıldı.
“Ne?”
“Baban seni neden sınıra gönderdi?”
Kadının yüzündeki ifade değişti.
“Sus.”
“Gerçeği öğrenmek istemiyor musun?”
“Sus dedim!”
Aleric şaşkınlıkla Prenses'e baktı.
“Babanla ne ilgisi var bunun?”
Prenses ona sert bir bakış attı.
“Sana soru sorulmadı.”
Tam o sırada uzaklardan bir uğultu duyuldu.
Prenses bir anda sustu.
Başını ufka çevirdi.
Aleric de baktı.
Gri bir sis ağır ağır üzerlerine doğru ilerliyordu.
Sis geçtiği yerlerde çimenler soluyordu.
Ağaçların rengi kayboluyordu.
Kuşların sesi kesilmişti.
Aleric'in içi ürperdi.
“Bu nedir?”
Prenses'in sesi bu kez çok daha düşüktü.
“Araf.”
“Araf ne?”
“Kaçmamız gerekiyor.”
Aleric ona baktı.
“Ne?”
Prenses ilk kez korkmuş görünüyordu.
“Şimdi.”
Ejderhaya doğru döndü.
Kitap Aleric'in elinde hafifçe titredi.
“Geç kaldık.”
Aleric kitaba baktı.
“Ne demek geç kaldık?”
Sayfalar kendi kendine açıldı.
Aleric aşağı baktı.
Sayfanın üzerinde az önce olmayan bir cümle vardı.
**ZAMANSIZLIĞIN MÜHRÜ KIRILDI.**
Aleric'in yüzü gerildi.
“Bunu sen mi yazdın?”
Kitap cevap vermedi.
Sayfanın altında yeni harfler belirmeye başladı.
**İLK KAN DÖKÜLECEK.**
Prenses yazıyı görünce kılıcını yeniden kaldırdı.
“Kitabı kapat.”
Aleric başını kaldırdı.
“Neden?”
“Çünkü onun ne yapacağını bilmiyorsun.”
Kitap sessizce konuştu.
“Ben biliyorum.”
Aleric yutkundu.
“Neyi biliyorsun?”
Sayfanın en altında tek bir isim ortaya çıktı.
**ALERIC**
Aleric'in nefesi kesildi.
“Bu benim adım.”
Prenses kitaba baktı.
“Bunu daha önce yapmış mıydın?”
Kitap cevap vermedi.
Uzaklardan başka bir ses geldi.
Bu kez ejderhanın kükremesi değildi.
Bir şey sisin içinden onlara doğru geliyordu.
Prenses kılıcını kaldırdı.
“Aleric.”
“Ne?”
“Arkamda dur.”
Aleric hareket etmedi.
“Ne var orada?”
Prenses birkaç saniye cevap vermedi.
Sis artık çok yakındı.
İçinden iki parlak göz belirdi.
Kitabın sayfaları bir anda kapandı.
Ve kitap, Aleric'in zihninde fısıldadı:
“Şimdi beni dinle.”
Aleric'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Ne yapacağız?”
Kitap ilk kez şaka yapmadan cevap verdi.
“Koşacağız.”
Sis üzerlerine doğru ilerledi.
Yorumlar
- İkbal Sürücü: Emeğine sağlık
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Yeni bir dünya çok teşekkür ederim
- Mahir torun: Görüntüler kayboluyor ne olacak şimdi başımız belada gibi
- Aylin Okur: kütüphane sessizliği kaçırmış bu gece bir hazine keşfedecek gibi hissediyorum
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Çok teşekkür ederim canım Fazla merak bedeli öğrenecek bizim beyefendi
- Meloş: karanlıkta hissettiklerin korkunç merak zarar vermesin aleric
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Kitap artık yol arkadaşımız Fazla bilmiş ve sinir bozucu birsi Çok teşekkür ederim
- Tolga Korkut: O kitap nedir böyle merak ettim keşke ona dokunmasaydın
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Çok teşekkür ederim yazarım 👏👏
- Azad Yiğit: Eline sağlık öğretmenim :))👏👏