Keşfet

# 🩶 10. BÖLÜM — GRİDEN KAÇIŞ

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 🩶 10. BÖLÜM — GRİDEN KAÇIŞ

Kızıl Hisar'ın burçlarında durup aşağı baktım.

Az önce beyaz ordunun bulunduğu ovanın ötesinde, gri sis ağır ağır hareket ediyordu.

**Araf.**

Buradan bile farklı görünüyordu.

Sessizdi.

Fazlasıyla sessiz.

Ne savaş boruları vardı ne de askerlerin bağırışları.

Sadece sis.

“Oraya bakıyorsun.”

Morrgan'ın sesiyle başımı çevirdim.

“Evet.”

“Araf'ı mı düşünüyorsun?”

“Orası gerçekten böyle mi?”

Morrgan kaşlarını çattı.

“Nasıl?”

“Boş.”

Bir süre cevap vermedi.

Sonra o da sise baktı.

“Boş değil.”

“Öyle görünüyor.”

“İşte tehlikesi de bu.”

Kitaba baktım.

Kapalıydı.

Ama kapağının kenarlarından çok hafif gri bir ışık sızıyordu.

“Orada kimler yaşıyor?”

“Tarafını kaybedenler.”

“Yani tarafsız olanlar mı?”

Morrgan başını hafifçe salladı.

“Bazıları kendini öyle görüyor.”

“Peki ya gerçekte?”

“Araf kimseye ait değil.”

Bu cevap içime oturdu.

“Kimseye ait değil mi?”

“Ve orada yaşayanların da gerçekten ait olduğu bir yer yok.”

Bir süre ikimiz de sustuk.

Sonra uzaktaki sis yeniden hareket etti.

Gri tabaka yavaşça ormana doğru çekiliyordu.

Ama geçtiği yerlerdeki renkler sanki biraz daha soluyordu.

“Bunu daha önce görmüş müydün?”

“Evet.”

“Her zaman böyle mi olur?”

“Hayır.”

Morrgan'ın sesi ilk kez gerçekten endişeli gelmişti.

“Araf hareket ediyorsa bir sebebi vardır.”

Kitabı açtım.

Sayfalar boştu.

“Şimdi konuşmayacak mısın?”

Sayfanın ortasında gri bir leke oluştu.

Leke yavaşça yayıldı ve tek bir cümleye dönüştü.

**GRİ, HER ZAMAN TARAFSIZLIK DEĞİLDİR.**

Kaşlarımı çattım.

“Ne demek bu?”

Yazı silindi.

Yeni bir cümle ortaya çıktı.

**BAZEN SADECE RENGİN KALMADIĞINI GÖSTERİR.**

Kitabı kapatmadım.

Uzun süre o cümleye baktım.

Ben kütüphaneciyken tarafsız olduğumu sanıyordum.

İnsanların hikâyelerini okuyor, onları birbirinden ayırmadan raflara yerleştiriyordum.

Ama şimdi fark ediyordum.

Hikâyeleri okumak başka şeydi.

Bir hikâyenin içinde yer almak başka.

“Ben Araf'ta ne yaptım?”

Morrgan bana baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Oradayken hiçbir tarafı seçmedim.”

“Çünkü henüz hiçbirini tanımıyordun.”

“Ya şimdi?”

Morrgan birkaç saniye düşündü.

“Şimdi karar vermek zorunda değilsin.”

“Peki ne yapmam gerekiyor?”

“Önce neyi istediğini anlamalısın.”

Cevabı beklediğimden daha mantıklıydı.

Aşağıdaki ovadan bir boru sesi geldi.

Beyaz ordu hâlâ bekliyordu.

Ama artık onları düşünmüyordum.

Aklım Araf'taydı.

“Orada kalırsam ne olur?”

Morrgan bu kez hemen cevap vermedi.

“Bilmiyorum.”

Ona baktım.

“Sen de mi bilmiyorsun?”

“Her şeyi bilmek zorunda değilim.”

İstemeden gülümsedim.

“Bunu senden duymak garip.”

Morrgan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Alışırsın.”

Yine aynı cümle.

Ama bu kez gülmedim.

Çünkü sis biraz daha yaklaşmıştı.

Kitabın sayfaları kendi kendine çevrilmeye başladı.

Bir sayfada tek bir kelime belirdi.

**KAÇ.**

Başımı kaldırdım.

“Nereye?”

Cevap gelmedi.

Sonra sayfada ikinci bir kelime ortaya çıktı.

**GRİDEN.**

Morrgan kitabı gördü.

“Bunu daha önce yaptı mı?”

“Hayır.”

“Öyleyse neden şimdi?”

Kitabı kapattım.

“Sanırım öğrenmek üzereyiz.”

Morrgan merdivenlere yöneldi.

“Gel.”

“Ne yapıyoruz?”

“Önce babama gidiyoruz.”

“Sonra?”

Morrgan arkasına bakmadan cevap verdi.

“Sonrasını yolda düşünürüz.”

Peşinden yürüdüm.

Arkamda Araf'ın griliği büyüyordu.

Bir kez daha dönüp baktım.

O sisin içinde tarafsızlıktan başka bir şey olduğunu artık biliyordum.

İnsan bazen yanlış tarafta olabilir.

Ama hiçbir yerde olmamak...

Belki de bundan daha korkunçtu.