# ⚔️ 16. BÖLÜM — ZIRHIN ALTINDAKİ NABIZ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# ⚔️ 16. BÖLÜM — ZIRHIN ALTINDAKİ NABIZ
Kızıl Hisar'ın balkonunda savaşın sesi yavaş yavaş uzaklaşıyordu.
Az önce gökyüzünü dolduran beyaz ışıklar artık görünmüyordu. Geriye yalnızca duman, kül ve ağır bir sessizlik kalmıştı.
Aleric, elindeki kitabı göğsüne yakın tutarak ufka baktı.
Arkasından ayak sesleri geldi.
Morrgan'dı.
Her zamanki gibi dik yürüyordu. Kılıcı bu kez kınındaydı.
Aleric dönmeden konuştu.
“Bitti mi?”
“Şimdilik.”
Morrgan onun yanına geldi.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda Morrgan sessizliği bozdu.
“Neden?”
Aleric ona baktı.
“Neyi neden yaptım?”
“Işık Krallığı'nı.”
Aleric birkaç saniye sustu.
Morrgan gözlerini ufka çevirdi.
“Sana onların tarafına geçmen için bir sürü neden sundular.”
“Evet.”
“Bizi de korkunç gösterdiler.”
“Bunu da yaptılar.”
Morrgan bu kez ona döndü.
“Peki neden kaldın?”
Aleric düşündü.
“Çünkü bana kim olmam gerektiğini söylemelerinden yoruldum.”
Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.
Aleric devam etti.
“Beyaz oldukları için iyi olduklarını söylediler. Bizi karanlık olduğumuz için kötü ilan ettiler.”
“Ve sen inanmadın.”
“İnanmak istedim.”
Morrgan şaşırdı.
“Neden?”
“Çünkü her şey bu kadar basit olsaydı, karar vermek zorunda kalmazdım.”
Morrgan hafifçe başını eğdi.
Aleric elindeki kitabın kapağına baktı.
“Sonra seni gördüm.”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“Beni mi?”
“Evet.”
“Ve ne gördün?”
Aleric kısa bir nefes aldı.
“Mükemmel birini değil.”
Morrgan'ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Buna şaşırmadım.”
“Bazen yanlış karar veren birini gördüm. Bazen öfkelenen birini. Bazen ne yapacağını bilmeyen birini.”
“Çok güzel anlatıyorsun.”
“Daha bitirmedim.”
Morrgan sustu.
Aleric devam etti.
“Bütün bunlara rağmen kendini başka biri gibi göstermediğini gördüm.”
Morrgan'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
“Belki de benim için önemli olan buydu.”
Morrgan birkaç saniye ona baktı.
“Yani beni haklı bulduğun için kalmadın.”
“Hayır.”
“Beni iyi bulduğun için de.”
“Hayır.”
“Peki neden?”
Aleric kitabı kapattı.
“Çünkü kararımı kendim vermek istedim.”
Morrgan cevap vermedi.
Uzaklardan bir ejderhanın sesi duyuldu.
Ses, Kızıl Hisar'ın duvarlarında yankılandı.
Morrgan ellerini kılıcının üzerine koydu.
“Biliyor musun?”
Aleric ona baktı.
“Ne?”
“Bana bugüne kadar herkes bir şey olmam gerektiğini söyledi.”
“Bana da.”
“Kraliçe gibi davran.”
Aleric hafifçe gülümsedi.
“Bana da kütüphaneci gibi davran dediler.”
Morrgan ona baktı.
“Sen ne yaptın?”
“Kitabın peşinden başka dünyaya düştüm.”
Morrgan istemsizce güldü.
“Evet. Bu kısmı kabul ediyorum.”
Aleric de gülümsedi.
Sonra Morrgan'ın yüzü yeniden ciddileşti.
“Ben de bazen ne yapacağımı bilmiyorum.”
Aleric şaşırdı.
“Bunu senden ilk kez duyuyorum.”
“Çünkü kimse sormuyor.”
Bu kez Aleric cevap vermedi.
Morrgan ellerini kılıcından çekti.
“Benden korkanlar oldu. Beni değiştirmek isteyenler oldu. Bana nasıl biri olmam gerektiğini anlatanlar oldu.”
Bir an durdu.
“Ama ilk kez biri sadece ne istediğimi sordu.”
Aleric başını salladı.
“Çünkü karar senin.”
Morrgan ona baktı.
“Bunu unutma.”
“Unutmam.”
Tam o sırada Aleric'in elindeki kitap hafifçe hareket etti.
İkisi birden kitaba döndü.
Sayfalardan biri kendi kendine açıldı.
Üzerinde tek bir cümle belirdi:
**“ZIRH, İÇERİDEKİ NABZI SUSTURAMAZ.”**
Morrgan'ın kaşları çatıldı.
“Yine başladı.”
Aleric kitaba baktı.
“Bu sefer ne anlatmaya çalışıyor?”
Sayfada yeni bir cümle oluştu.
**“GÜÇLÜ GÖRÜNMEK, KORKMAMAK DEMEK DEĞİLDİR.”**
Morrgan uzun süre kitaba baktı.
Sonra alçak sesle konuştu.
“Belki de ilk kez doğru bir şey söyledi.”
Aleric şaşkınlıkla ona baktı.
“Kitabı övdün.”
“Abartma.”
“Bunu bir yere yazmalıyım.”
Morrgan gözlerini devirdi.
“Yazarsan kitabı sana geri veririm.”
Aleric kitabı hemen göğsüne çekti.
“Yok, sağ ol.”
İkisi de kısa bir süre güldü.
Ama kahkaha uzun sürmedi.
Aşağıdan gelen ayak sesleriyle ikisi de sustu.
Bir asker merdivenlerden hızla çıktı.
“Prenses.”
Morrgan döndü.
“Ne oldu?”
Asker nefesini toparlamaya çalıştı.
“Kral sizi çağırıyor.”
Morrgan'ın yüzü yeniden ciddileşti.
“Babam mı?”
“Evet.”
Asker Aleric'e baktı.
“İkinizi de.”
Morrgan ile Aleric birbirlerine baktılar.
Aleric'in içinde tuhaf bir huzursuzluk oluştu.
“Bunu hiç sevmedim.”
Morrgan başını salladı.
“Ben de.”
Asker merdivenlere yöneldi.
“Peşimden gelin.”
Morrgan ve Aleric onun ardından ilerledi.
Aleric'in aklında tek bir soru vardı:
Valerius onları neden birlikte çağırmıştı?
Tünelleri mi anlatacaktı?
Yoksa Kızıl Hisar'ın altında saklanan şey, düşündüklerinden çok daha eski miydi?
Aleric birkaç basamak indikten sonra durdu.
Elindeki kitaba baktı.
Kitap bu kez tamamen sessizdi.
Ne bir cümle yazdı ne de bir sayfa çevirdi.
Sanki vereceği cevabı kendisi bile söylemek istemiyordu.
Aleric kitabı kapattı.
“Bu daha kötü.”
Morrgan ona baktı.
“Ne?”
“Kitabın susması.”
Morrgan birkaç saniye düşündü.
Sonra önüne döndü.
“Bence haklısın.”
Üçü karanlık koridorda ilerlemeye devam etti.
Tam köşeyi dönecekleri sırada Kızıl Hisar'ın derinliklerinden ağır bir ses yükseldi.
**GÜMMM.**
Üçü de olduğu yerde kaldı.
Aleric'in elindeki kitap bir anda buz gibi oldu.
Morrgan kılıcının kabzasına uzandı.
Asker geri çekildi.
Sonra derinlerden ikinci bir ses geldi.
Bu kez daha yakındı.
Taş duvarların arasından ağır bir gıcırtı yayıldı.
Aleric nefesini tuttu.
Morrgan fısıldadı.
“Bu ne?”
Aleric cevap veremedi.
Çünkü sesin nereden geldiğini artık anlamıştı.
Kızıl Hisar'ın altında, yıllardır kapalı duran bir yer açılmıştı.
**Bir kapı açılmıştı.**