22. BÖLÜM — BEYAZIN İÇİNDEKİ ÇÜRÜME
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
22. BÖLÜM — BEYAZIN İÇİNDEKİ ÇÜRÜME
Işık Krallığı'nın güneşten bile parlak meydanında, genç şövalyeler ve akademisyenler ilk kez mızraklarını yere bırakmıştı.
Kimse savaşmıyordu.
Kimse emir beklemiyordu.
Herkes birbirine bakıyordu.
Aleric'in Kızıl Hisar'dan yaydığı Gerçeklik Sisi, yıllardır saklanan ne varsa yavaş yavaş ortaya çıkarmıştı.
Maskeler düşüyordu.
Ama meydandaki en büyük şey korku değildi.
Hayal kırıklığıydı.
Genç bir şövalye, elindeki altın işlemeli kaskı yere bıraktı.
“Bunca zaman boşuna mıydı?”
Kimse cevap vermedi.
Şövalye etrafına baktı.
“Bize hep iyi olmamız gerektiğini söylediler. İyi olursak sonunda ödüllendirileceğimizi söylediler.”
Sesi titredi.
“Peki ya şimdi?”
Yanındaki genç kız başını kaldırdı.
Gözlerindeki o yapay ışık artık yoktu.
“Mutluluk neye göre belirleniyor ki?”
Meydandaki birkaç kişi ona döndü.
Genç kız devam etti.
“Eğer mutlu olmak için her gün kendimize yalan söylüyorsak... bunun adı gerçekten mutluluk mu?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Yoksa sadece alışmak mı?”
Kimse cevap vermedi.
Genç kız bu kez daha kararlı konuştu.
“Biz iyi olmaya çalıştık. Ama bize anlatılan her şey doğru muydu?”
Gözlerini saraya çevirdi.
“Krallarımız... rahiplerimiz... Bize yıllarca aynı şeyleri anlattılar.”
Bir an durdu.
“Peki kendi içlerindeki karanlığı nereye sakladılar?”
Kalabalığın arasında huzursuz bir hareketlilik başladı.
Aleric'in sorduğu tek bir soru, şimdi herkesin zihninde dolaşıyordu.
Ben kimim?
Genç şövalye yeniden konuştu.
“Dürüst olmanın canımızı acıtacağını biliyorduk. Ama sırf bize ‘iyi’ desinler diye kendimizden vazgeçmek zorunda mıyız?”
Kimse gözlerini ondan kaçırmadı.
“İnsan kendi gerçeğini saklayarak gerçekten iyi olabilir mi?”
Kalabalığın içinden başka bir ses yükseldi.
“Ya kötü olduğumuz için değil, sadece farklı olduğumuz için dışlandıysak?”
Bu söz meydanda dalga gibi yayıldı.
Sarayın balkonunda duran yaşlı rahiplerin yüzleri gerildi.
Gençlerin sorgulamaya başlaması, karşılarına çıkacak herhangi bir ordudan daha tehlikeliydi.
Çünkü bir orduyu durdurabilirdiniz.
Ama kendi sorularını sormaya başlayan insanları susturmak o kadar kolay değildi.
Genç şövalye kalabalığa döndü.
“Diyelim ki her şeyi baştan başlatacağız...”
Gözlerini etrafında gezdirdi.
“Kaçımız buna gerçekten cesaret edebilir?”
Yine sessizlik oldu.
“Kaçımız bir ödül beklemeden iyi kalabilir?”
Bir adım attı.
“Kaçımız cennet vaadi olmadan da doğru bildiğimiz şeyin arkasında durabilir?”
Kimse cevap vermedi.
Ama bu kez sessizlik eskisi gibi değildi.
İnsanlar düşünüyordu.
Uzakta, Kızıl Hisar'ın burçlarında sayfalar hışırdadı.
Kitap, Aleric'in yanında kendiliğinden açıldı.
“Duyuyor musun?”
Aleric gözlerini meydandan ayırmadı.
“Duyuyorum.”
Kitap birkaç sayfa çevirdi.
“Bir şeyler değişiyor.”
Aleric başını hafifçe salladı.
“Evet.”
“İnsanlar artık kendilerine anlatılan her şeye inanmıyor.”
Aleric bir süre sessiz kaldı.
Kitap tekrar konuştu.
“Onlara bir cevap vermeyecek misin?”
Aleric meydandaki insanlara baktı.
Sonra yavaşça başını iki yana salladı.
“Belki de vermemeliyim.”
Kitap sustu.
Aleric devam etti.
“Çünkü herkesin cevabı aynı olmak zorunda değil.”
Meydandaki gençlere baktı.
“Ben kendi kararımı vermek zorunda kaldım.”
Kısa bir nefes aldı.
“Onlar da kendi kararlarını vermeli.”
Kitabın sayfaları hafifçe kıpırdadı.
“Ya yanlış karar verirlerse?”
Aleric bu kez düşündü.
“Verebilirler.”
Kitap sustu.
Aleric gözlerini saraya çevirdi.
“Ama karar vermelerine hiç izin vermemek daha kötü.”
Uzakta birkaç kişi mızraklarını tamamen yere bıraktı.
Bir başkası beyaz pelerinini çıkardı.
Meydanda küçük hareketler birbirini izlemeye başladı.
Aleric onları izlerken yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Kendi düzenlerini sorgulamaya başladılar.”
Kitap tek bir cümle yazdı.
ESKİ DÜZEN, İNSANLAR İNANMAYI BIRAKTIĞINDA ÇÖKER.
Aleric yazıya baktı.
“Belki de başlangıç budur.”
Aşağıdaki meydanda ilk kez insanlar birbirlerine emir vermek yerine birbirlerine soru sormaya başlamıştı.
Ve Aleric şunu anladı:
Eski düzeni yıkmak için her zaman bir savaş gerekmezdi.
Bazen tek gereken şey...
İnsanın ilk kez kendi gerçeğini sormasıydı.