# 24. BÖLÜM — BUKALEMUNUN İHANETİ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 24. BÖLÜM — BUKALEMUNUN İHANETİ
Işık Krallığı'nın Şeffaflık Meydanı o gün her zamankinden daha sessizdi.
Meydanın ortasında bir şövalye diz çökmüş, etrafındaki muhafızlar onu kuşatmıştı.
Yüksek Konsey'in en güvendiği adamlardan biriydi.
Ama artık herkes onun ne yaptığını biliyordu.
Bir masumu öldürmüş, yasaklı büyüler kullanmıştı.
Yine de üzerindeki zırh hâlâ bembeyazdı.
Rengi değişmemişti.
Gözlerindeki ışık da sönmemişti.
Kalabalığın arasından fısıltılar yükseliyordu.
“Bu mümkün değil.”
“Bir hata olmalı.”
“Beyazsa nasıl...?”
Kimse cümlesini tamamlayamıyordu.
Aleric, Kızıl Hisar'ın burçlarından meydana bakıyordu.
Yanındaki kitap sessizce açıldı.
Aleric birkaç saniye şövalyeyi izledi.
“İşte asıl sorun bu.”
Sayfalar hafifçe kıpırdadı.
**RENK DEĞİŞMEDİ.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Değişmesi gereken renk miydi zaten?”
Yeni bir cümle belirdi.
**ONLAR İÇİN ÖYLEYDİ.**
Aleric aşağıdaki kalabalığa baktı.
“Şimdi ne yapacaklar?”
Kitap sustu.
Meydandaki insanlar da aynı sorunun cevabını arıyordu.
Şövalyenin zırhı hâlâ beyazdı.
Ama artık kimse o beyazlığa eskisi gibi bakmıyordu.
Genç bir asker yanındaki arkadaşına fısıldadı.
“Onunla aynı safta savaştık.”
Arkadaşı cevap vermedi.
“Ya başkaları da böyleyse?”
Bu kez çevrelerindeki birkaç kişi onlara baktı.
Şüphe kısa sürede yayılmaya başladı.
Daha dün birbirlerine güvenen insanlar, şimdi yanlarındaki kişinin yüzüne bile dikkatle bakıyordu.
Aleric iç çekti.
“Bir kişiye güvenemeyince herkesten şüphe etmeye başladılar.”
Kitap cevap verdi.
**GÜVEN SARSILDIĞINDA, İNSANLAR HERKESTEN ŞÜPHE ETMEYE BAŞLAR.**
Aleric birkaç saniye düşündü.
“Peki şimdi ne olacak?”
Sayfada iki kelime belirdi.
**BİLMİYORUM.**
Aleric şaşkınlıkla kitaba baktı.
“Bunu senden beklemiyordum.”
Bir an sonra yeni bir satır oluştu.
**BEN DE.**
Aleric istemeden gülümsedi.
“En azından dürüstsün.”
Sonra tekrar meydana baktı.
Yüksek Konsey üyeleri kendi aralarında konuşuyordu.
Bu kez seslerinde öfkeden çok tedirginlik vardı.
Çünkü karşılarındaki insanı yalnızca rengine bakarak tanıyamayacaklarını ilk kez açıkça görmüşlerdi.
Bir rahip öne çıktı.
“Bu adam beyaz olabilir.”
Meydandaki herkes ona döndü.
Rahip devam etti:
“Fakat yaptığı şey beyaz değildir.”
Cümle kalabalığın içinde yankılandı.
Genç şövalyeler birbirlerine baktı.
Aleric yavaşça mırıldandı:
“Sonunda.”
Arkasından ayak sesleri geldi.
Morrgan burca çıkmıştı.
Aleric ona döndü.
“Gördün mü?”
Morrgan aşağıdaki meydanı izledi.
“Gördüm.”
“Bir zamanlar sadece renge bakarak karar veriyorlardı.”
“Artık bunun yeterli olmadığını biliyorlar.”
Aleric başını salladı.
“Fakat bu kez başka bir sorun çıktı.”
Morrgan ona baktı.
“Nedir?”
“Herkesten şüphe etmeye başladılar.”
Morrgan birkaç saniye düşündü.
“Bu da anlaşılır.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Morrgan meydanı gösterdi.
“Yıllarca onlara beyaz olanın güvenilir olduğu söylendi.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Şimdi bunun her zaman doğru olmadığını gördüler.”
Aleric aşağıya baktı.
“Peki ya bizim taraf?”
Morrgan ona döndü.
“Bizim tarafın da kusursuz olduğunu düşünme.”
Aleric kaşını kaldırdı.
“Düşünmüyorum.”
“İyi.”
Morrgan kılıcının kabzasına baktı.
“Çünkü renkler kimseyi temize çıkarmaz.”
Aleric başını salladı.
“Yaptıkları çıkar.”
Morrgan bu kez ona baktı.
“Ya da yaptıkları yüzünden hesap vermeleri gerekir.”
Aleric tekrar meydana döndü.
Beyaz şövalye hâlâ diz çökmüştü.
Zırhı tertemizdi.
Ama artık kimse onun zırhına bakmıyordu.
İnsanlar ilk kez rengine değil, yaptığı şeye bakıyordu.
Kitap yeniden açıldı.
Sayfada tek bir cümle belirdi.
**MASKENİN RENGİ, ALTINDAKİNİ DEĞİŞTİRMEZ.**
Aleric yazıyı okudu.
“Bence artık bunu anlamaya başladılar.”
Morrgan hafifçe başını salladı.
“Umarım.”
Aleric ona baktı.
“Umarım mı?”
Morrgan meydanı işaret etti.
“Gerçeği görmek başka.”
Bir an durdu.
“Onunla yaşamayı öğrenmek başka.”
Aleric cevap vermedi.
Meydandaki sessizlik hâlâ sürüyordu.
Beyaz zırhlı şövalye başını kaldırdı.
Bir zamanlar onun rengi güven demekti.
Şimdi ise aynı renk, herkesin zihninde tek bir soru bırakıyordu:
**Ya başka birinin maskesi de aynıysa?**