Keşfet

# 26. BÖLÜM — VASIFSIZ VE MASKESİZ

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 26. BÖLÜM — VASIFSIZ VE MASKESİZ

Kızıl Hisar'ın en yüksek burcunda gece sessizdi.

Kızıl ay ışığı taş duvarların üzerine vuruyor, savaşın bıraktığı izleri daha belirgin hâle getiriyordu.

Aleric, kitabı kolunun altında tutarak surların kenarında duruyordu.

Morrgan birkaç adım ötede sessizce şehre bakıyordu.

Üzerinde her zamanki kırmızı pelerini vardı.

Kılıcı belindeydi.

Ama tacı yoktu.

Aleric bunu fark etti.

“Tacın nerede?”

Morrgan omuzlarını silkti.

“Çıkardım.”

“Neden?”

“Bazen ağır geliyor.”

Aleric hafifçe güldü.

“Taç mı?”

“Hayır.”

Morrgan ona baktı.

“Onun ne anlama geldiği.”

Aleric'in gülümsemesi kayboldu.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonunda Aleric,

“Bence insanlar senden çok fazla şey bekliyor,” dedi.

Morrgan kaşını kaldırdı.

“Bunu yeni mi fark ettin?”

“Hayır.”

Aleric kısa bir nefes aldı.

“İlk günden beri fark ediyorum.”

Morrgan tekrar şehre döndü.

“Benden ne bekliyorlar?”

“Güçlü olmanı.”

“Zaten güçlüyüm.”

“Her zaman güçlü görünmeni.”

Morrgan sustu.

Aleric devam etti.

“Her şeyi bilmeni. Her kararı doğru vermeni. Korkmamanı.”

Morrgan başını hafifçe eğdi.

“Bunların hiçbirini yapamıyorum.”

Aleric şaşırdı.

“Bunu ilk kez senden duyuyorum.”

“Çünkü ilk kez biri bana gerçekten sordu.”

Aleric birkaç saniye ona baktı.

“Peki sen ne istiyorsun?”

Morrgan hemen cevap vermedi.

Sanki soruyu ilk kez duyuyormuş gibi düşündü.

“Bilmiyorum.”

Aleric gülümsedi.

“Ben de bunu çok söylüyorum.”

Morrgan ona baktı.

“Bazen senden gerçekten nefret ediyorum.”

Aleric kaşını kaldırdı.

“Niye?”

“Çünkü sen de hiçbir şey bilmiyorsun.”

Aleric güldü.

“Sonunda ortak bir özelliğimiz çıktı.”

Kitabın kapağı hafifçe kıpırdadı.

Aleric hemen ona baktı.

“Sen karışma.”

Sayfalar kendiliğinden açıldı.

Tek bir cümle belirdi.

**VASIFLARINIZI ÇIKARDIĞINIZDA GERİYE NE KALIR?**

Morrgan yazıya baktı.

“Güzel soru.”

Aleric başını salladı.

“Cevabı yok.”

Kitap yeni bir satır yazdı.

**BELKİ DE CEVAP OLMAK ZORUNDA DEĞİL.**

Aleric birkaç saniye sustu.

Sonra kitabı kapattı.

“İlk kez katılıyorum.”

Morrgan hafifçe gülümsedi.

“Ben de.”

Rüzgâr yükseldi.

Morrgan'ın kırmızı pelerini havalandı.

Bir an için savaşçı, prenses ve hükümdar görüntüsü geri planda kaldı.

Geriye sadece yorgun bir insan kaldı.

Morrgan bunu fark etmiş gibi pelerinini düzeltti.

“Böyle bakma.”

“Nasıl bakıyorum?”

“Sanki beni ilk kez görüyormuşsun gibi.”

Aleric cevap vermeden önce düşündü.

“Belki de ilk kez gerçekten görüyormuşumdur.”

Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.

Ama bu kez hiçbir şey söylemedi.

Aleric de konuyu uzatmadı.

Çünkü bazı cümlelerin hemen açıklanmaya ihtiyacı yoktu.

Bir süre sonra Morrgan,

“Yarın ne yapacağız?” diye sordu.

Aleric kitabı kaldırdı.

“Bilmiyorum.”

Morrgan güldü.

“Şaşırtmadın.”

“Sen?”

“Ben de bilmiyorum.”

Aleric başını salladı.

“Güzel.”

“Ne güzel?”

“İlk kez ikimiz de aynı şeyi bilmiyoruz.”

Morrgan hafifçe güldü.

“Belki de bu, kötü bir şey değildir.”

Kitap yeniden açıldı.

Sayfada son bir cümle belirdi.

**İNSAN, UNVANINI KAYBETTİĞİNDE DEĞİL, KENDİSİNDEN VAZGEÇTİĞİNDE KAYBOLUR.**

Morrgan yazıya uzun süre baktı.

Sonra kitabın kapağına dokundu.

“Bunu sevdim.”

Aleric kaşını kaldırdı.

“Kitabı mı?”

“Cümleyi.”

“Şaşırdım.”

“Abartma.”

İkisi de kısa bir süre güldü.

Sonra tekrar sessizliğe döndüler.

Aşağıda Kızıl Hisar uyumaya çalışıyordu.

Savaş henüz bitmemişti.

Krallıklar hâlâ değişiyordu.

Ve ikisinin de önünde cevaplanmamış yüzlerce soru vardı.

Ama o gece farklı bir şey olmuştu.

Morrgan ilk kez yalnızca bir prenses olmak zorunda değildi.

Aleric de yalnızca bir kehanetin peşinden sürüklenen kütüphaneci değildi.

İkisinin de unvanları, geçmişleri ve üzerlerine yüklenen beklentileri bir anlığına geride kalmıştı.

Geriye sadece kendi kararlarını vermeye çalışan iki insan kalmıştı.

Ve belki de bundan sonra verecekleri en önemli kararlar, tam olarak burada başlayacaktı.