# 28. BÖLÜM — BEYAZIN ACİZ KOMEDİSİ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 28. BÖLÜM — BEYAZIN ACİZ KOMEDİSİ
Veridonia'nın ufku yeniden altın ışıkla kaplanmıştı.
Işık Krallığı'nın ordusu, Kızıl Hisar'ın önünde sıralanmıştı.
Sayısız beyaz sancak rüzgârda dalgalanıyor, zırhlar güneşin altında göz kamaştırıyordu.
Kuşatma kuleleri ağır ağır ilerliyor, rahipler dualar ediyor, askerler verilen emri bekliyordu.
Aleric surların üzerinde durup aşağı baktı.
Yanında Morrgan vardı.
Tacını çoktan çıkarmıştı.
Kılıcı ise hâlâ belindeydi.
Aleric'in elinde yalnızca kitabı vardı.
Bir süre ikisi de sessizce orduyu izledi.
Sonunda Aleric başını iki yana salladı.
“Bunca insan...”
Morrgan ona baktı.
“Ne olmuş?”
“Bizi yakalamak için mi gerçekten bu kadar asker gönderdiler?”
Morrgan aşağıdaki orduya baktı.
“Öyle görünüyor.”
Aleric kuşatma kulelerini işaret etti.
“Peki bizim kaç askerimiz var?”
Morrgan kısa bir süre düşündü.
“Yeterince.”
Aleric ona döndü.
“Bu cevap hiç güven vermedi.”
Morrgan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Bana da vermedi.”
Tam o sırada Aleric'in elindeki kitabın kapağı hafifçe açıldı.
Aleric iç çekti.
“Sen de bir şey söyleme.”
Sayfanın ortasında tek bir cümle belirdi.
**KORKANLAR, BAZEN EN ÇOK GÖSTERİŞ YAPAR.**
Aleric yazıya baktı.
“Bunu ilk kez mantıklı buldum.”
Morrgan kitaba göz attı.
“Ben de.”
Aleric aşağıdaki orduyu tekrar süzdü.
“Binlerce asker, kuşatma kuleleri, rahipler, generaller...”
Kısa bir süre sustu.
“Ve hepsi iki kişinin ne olduğuna karar vermek için burada.”
Morrgan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“İşte asıl mesele bu.”
Aşağıdan güçlü bir boru sesi yükseldi.
**DOOOONNNG!**
Ordunun önünde duran Başrahip asasını havaya kaldırdı.
“ALERIC!”
Sesi ovanın tamamında yankılandı.
“Yabancıyı ve Kızıl Prenses'i teslim edin!”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“Yabancı mı?”
Aleric ona baktı.
“Sanırım hâlâ beni tanımıyorlar.”
“Belli.”
Başrahip yeniden bağırdı:
“Kutsal düzeni bozdunuz!”
Aleric surların kenarına doğru ilerledi.
Morrgan kolundan tuttu.
“Ne yapıyorsun?”
“Konuşacağım.”
“Onlarla mı?”
“Evet.”
“Bunun iyi bir fikir olduğundan emin misin?”
Aleric aşağı baktı.
“Hayır.”
Morrgan başını salladı.
“En azından tutarlısın.”
Aleric surların üzerinden seslendi.
“Başrahip!”
Aşağıdaki askerler sustu.
“Bunca yolu neden geldiniz?”
Başrahip asasını kaldırdı.
“Düzeni yeniden kurmak için!”
Aleric kaşlarını çattı.
“Peki sizin düzeniniz ne?”
Başrahip cevap vermedi.
Aleric devam etti.
“Beyaz giyinmek mi?”
Sessizlik.
“Emirleri sorgulamamak mı?”
Askerlerin bazıları birbirine baktı.
“Farklı olan herkesi düşman ilan etmek mi?”
Bu kez ordunun içinde fısıltılar yükseldi.
Başrahip öfkeyle bağırdı:
“Yeter!”
Aleric geri çekilmedi.
“Hayır. Bence artık yeter.”
Morrgan ona baktı.
Aleric konuşmaya devam etti.
“Çünkü siz buraya yalnızca bir kale yıkmaya gelmediniz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Bir fikri susturmaya geldiniz.”
Kitabın sayfaları kendiliğinden çevrildi.
**BİR FİKRİ SUSTURMAK İÇİN ORDULAR KURULABİLİR.**
Aleric kitabı kapattı.
“İşte bunu söylüyorum.”
Başrahip öfkeyle asasını yere vurdu.
“İLERİ!”
İlk sıra hareket etti.
Mızraklar öne çevrildi.
Fakat birkaç adım sonra beklenmedik bir şey oldu.
İlk sıradaki genç bir şövalye durdu.
Yanındaki asker ona döndü.
“Ne yapıyorsun?”
Genç şövalye mızrağını indirdi.
“Bilmiyorum.”
“Emir verildi.”
“Biliyorum.”
“O zaman neden durdun?”
Genç şövalye başını kaldırdı.
“Çünkü ilk kez... neden savaştığımızı kendime sordum.”
Arkasındaki birkaç asker de yavaşladı.
Generaller bağırıyordu.
“İLERLEYİN!”
Ama ordu artık eskisi gibi hareket etmiyordu.
Morrgan sessizce onları izledi.
Aleric ona baktı.
“Bunu sen mi yaptın?”
Morrgan başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Aleric kitabına baktı.
“Ben de.”
Kitabın kapağı hafifçe kıpırdadı.
Aleric ona döndü.
“Sen de yapmadın, değil mi?”
Sayfada kısa bir cümle belirdi.
**HAYIR.**
Aleric şaşırdı.
“İlk kez hiçbir şey yapmadığını söylüyorsun.”
Yeni bir satır oluştu.
**BU KEZ SEÇİM ONLARIN.**
Aleric sustu.
Aşağıdaki genç şövalye mızrağını tamamen yere bıraktı.
Ardından bir başkası.
Sonra bir diğeri.
Beyaz ordunun içinde küçük ama giderek büyüyen bir hareket başladı.
Başrahip'in yüzündeki öfke yerini paniğe bıraktı.
“Silahlarınızı kaldırın!”
Kimse hareket etmedi.
Morrgan kılıcının kabzasından elini çekti.
“Sanırım beyazın en büyük sorunu bu.”
Aleric ona baktı.
“Neymiş?”
“İnsanların onun ne olduğunu söylemesini beklemek.”
Aleric hafifçe gülümsedi.
“Belki de artık kendi renklerini seçmek istiyorlar.”
Morrgan başını salladı.
“Belki.”
Tam o sırada yerin altından tanıdık bir ses yükseldi.
**GÜMMM.**
Aleric'in gülümsemesi kayboldu.
Morrgan aşağı baktı.
Kitap bir anda buz gibi oldu.
Sayfaları hızla çevrildi.
Sonunda tek bir cümlede durdu.
**İLK TOHUM UYANDI.**
Aleric'in yüzü gerildi.
“Bu kez ne tohumu?”
Kitap cevap vermedi.
Kızıl Hisar'ın taşları yeniden titredi.
Bu kez ordu da sarsıntıyı hissetmişti.
Başrahip başını kaldırdı.
“Bu da ne?”
Kimse cevap veremedi.
Yer bir kez daha hafifçe titredi.
Kızıl Hisar'ın altında bir şey hareket ediyordu.
Ama bu kez yalnızca Aleric ve Morrgan değil...
**Işık Krallığı'nın ordusu da onun uyandığını hissetmişti.**