Keşfet

# 37. BÖLÜM — ALTININ ALTINDAKİ ÇATLAK

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 37. BÖLÜM — ALTININ ALTINDAKİ ÇATLAK

Seraphina'nın tahtırevanı gözden kaybolduktan sonra bir süre kimse konuşmadı.

Ufukta hâlâ altın bir ışık vardı.

Ama artık eskisi kadar parlak görünmüyordu.

Aleric kitabını kapattı.

“Bitti mi?”

Morrgan kılıcını yerine koydu.

“Keşke.”

Aleric ona baktı.

“Ne var?”

“Seraphina geri çekildi.”

“Evet.”

“Bu kadar kolay vazgeçmez.”

Aleric birkaç saniye düşündü.

“Ben de öyle düşünmüyorum.”

Tam o sırada arkalarından bir asker geldi.

“Prenses.”

Morrgan döndü.

“Ne oldu?”

Asker nefesini toparladı.

“Altın orduda bir hareketlilik var.”

Morrgan'ın yüzü ciddileşti.

“Nasıl bir hareketlilik?”

“Tam olarak bilmiyoruz.”

Aleric kaşlarını çattı.

“Komutanlar mı?”

“Askerler.”

Morrgan bir adım yaklaştı.

“Ne yapıyorlar?”

“Askerlerin bir kısmı artık emirleri dinlemiyor.”

Aleric, Morrgan'a baktı.

“Bu iyi bir şey mi?”

Morrgan kısa bir süre düşündü.

“Bilmiyorum.”

İkisi askerin peşinden yürüdü.

Kızıl Hisar'ın dışındaki tepeye çıktıklarında altın ordunun tamamı karşılarında uzanıyordu.

Fakat kimse ilerlemiyordu.

Askerler kendi aralarında konuşuyor, bazıları kılıçlarını yere dayamış bekliyordu.

Bazıları ise gökyüzüne bakıyordu.

Morrgan kaşlarını çattı.

“Ne oluyor?”

Aleric cevap vermedi.

Gözleri biraz ilerideki altın bayrağa takılmıştı.

Bayrak yere düşmüştü.

Genç bir asker onu kaldırmak için eğildi.

Tam elini uzatmıştı ki durdu.

Bayrağa birkaç saniye baktı.

Sonra elini geri çekti.

Komutan hemen bağırdı.

“Bayrağı kaldır!”

Genç asker başını kaldırdı.

“Niçin?”

Komutan bir an duraksadı.

“Çünkü o bizim bayrağımız!”

Genç asker gözlerini bayrağa çevirdi.

“Peki neyi temsil ediyor?”

Çevredeki askerler sustu.

Komutan cevap vermekte zorlandı.

Aleric yavaşça Morrgan'a baktı.

Morrgan da ona baktı.

“Başlıyor,” dedi Aleric.

“Ne?”

“İnsanların soru sorması.”

Morrgan'ın bakışları yeniden askerlere döndü.

Uzakta bir asker kılıcını yere bıraktı.

Ardından bir başkası.

Sonra bir diğeri.

Komutanların sesleri yükseldi.

Emirler peş peşe veriliyordu.

Ama askerler eskisi gibi hareket etmiyordu.

Aleric'in elindeki kitap hafifçe titredi.

Aleric kapağını açtı.

Sayfada tek bir cümle vardı.

**BEYAZ ÇATLADI.**

Aleric kaşını kaldırdı.

“Bu biraz fazla kısa.”

Morrgan kitaba baktı.

“Bu sefer haklı.”

Aleric gülümsedi.

“Buna alışmaya başladım.”

Morrgan ona döndü.

“Tehlikeli.”

“Ne?”

“Kitaba alışmak.”

Aleric kitabı kapattı.

“Geç kaldın.”

Morrgan istemsizce güldü.

Sonra yeniden orduya baktı.

“Bunlar artık bizim düşmanımız mı?”

Aleric bir süre düşündü.

“Bilmiyorum.”

“Eskiden olsa hemen cevap verirdin.”

“Eskiden her şeyin bir cevabı olduğunu sanıyordum.”

Morrgan ona baktı.

“Şimdi?”

Aleric omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Şimdi biraz daha az biliyorum.”

“Bu kötü mü?”

Aleric başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Galiba daha gerçek.”

Morrgan cevap vermedi.

Tam o sırada gökyüzünden ince bir uğultu geldi.

Ne bir boru sesiydi ne de savaş çığlığı.

İkisi de başını kaldırdı.

Altın ışığın içinde küçük bir siyahlık belirmişti.

Aleric'in yüzündeki ifade değişti.

“Morrgan.”

“Gördüm.”

Siyah nokta yavaş yavaş büyüdü.

Ama düşmüyordu.

Gökyüzünde asılı duruyordu.

Sonra bir anda üç renge ayrıldı.

Altın.

Kırmızı.

Gri.

Üç rengin tam ortasında ise yine o siyah nokta vardı.

Aleric hemen kitabını açtı.

Sayfalar hızla çevrildi.

Sonunda durdu.

Mürekkep yavaşça hareket etti.

**İLK TOHUM TEK DEĞİL.**

Aleric'in yüzü gerildi.

“Ne?”

Morrgan kitaba yaklaştı.

“Tek değilmiş.”

Sayfanın altına yeni bir cümle yazıldı.

**BİRİ UYANDI.**

Ardından bir satır daha oluştu.

**DİĞERLERİ BEKLİYOR.**

Aleric kitabı kapattı.

“Bu hiç iyi değil.”

Morrgan kılıcının kabzasını tuttu.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Kitap genelde kötü haber veriyor.”

Morrgan ona baktı.

“Doğru.”

Uzakta yeniden bir uğultu yükseldi.

Bu kez toprak da hafifçe titredi.

Aleric ve Morrgan aynı anda birbirlerine baktılar.

Morrgan başını çevirdi.

“Bu Kızıl Hisar'dan gelmedi.”

Aleric sessizce cevap verdi.

“Ben de onu düşündüm.”

Tam önlerindeki toprakta ince bir çatlak oluştu.

Çatlağın içinden hiçbir renk çıkmadı.

Ne altın.

Ne kırmızı.

Ne gri.

Sadece siyah bir ışık yükseldi.

Aleric istemsizce bir adım geri çekildi.

Morrgan kılıcını çekti.

Kitabın kapağı kendi kendine açıldı.

Sayfada yalnızca iki kelime vardı:

**İKİNCİ TOHUM.**

Aleric yutkundu.

“Sanırım savaş biraz bekleyebilir.”

Morrgan gözlerini çatlağın üzerinden ayırmadı.

“Evet.”

Bir adım öne çıktı.

“Önce bunun ne olduğunu öğrenmemiz gerekiyor.”

Çatlağın içinden bir ses yükseldi.

Tek bir kelime.

“Geç.”

Aleric ve Morrgan birbirlerine baktılar.

Sonra aynı anda çatlağa döndüler.

Aleric kitabına baktı.

Sayfalar kıpırdamıyordu.

Kitap susuyordu.

İlk kez...

Gerçekten hiçbir şey söylemiyordu.