Keşfet

# 39. BÖLÜM — ÇALINMIŞ ZAFERLERİN GÖLGESİ

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 39. BÖLÜM — ÇALINMIŞ ZAFERLERİN GÖLGESİ

Ufuktaki siyah ışık büyümeye devam ediyordu.

Aleric ile Morrgan gözlerini ondan ayıramıyordu.

Tam o sırada Aleric'in elindeki kitap titredi.

Bir kez.

Sonra bir kez daha.

Aleric kaşlarını çattı.

“Yine ne oldu?”

Kitap cevap vermedi.

Sayfalar kendi kendine çevrilmeye başladı.

Önce birkaç sayfa.

Sonra onlarca.

Ardından yüzlerce.

Kitap, sanki geçmişin içine doğru geri gidiyordu.

Yıllar.

Yüzyıllar.

Binlerce yıl.

Sonunda durdu.

Sayfanın üstünde tek bir tarih vardı.

**5.000 YIL ÖNCE.**

Morrgan kitaba yaklaştı.

“Beş bin yıl?”

Aleric başını salladı.

“Sanırım bize geçmişi gösteriyor.”

Mürekkep sayfanın üzerinde hareket etti.

Görüntü yavaş yavaş ortaya çıktı.

Bir savaş alanı.

Yanmış topraklar.

Yıkılmış kaleler.

Ama ortada ne altın vardı ne kırmızı ne de gri.

Morrgan sessizce baktı.

“Renkler yok.”

Aleric'in yüzü değişti.

“Çünkü henüz yoklardı.”

Kitapta tek bir cümle belirdi.

**ÖNCE İNSANLAR VARDI.**

Görüntü değişti.

Farklı krallıklardan insanlar aynı savaş alanında yan yana duruyordu.

Bazıları zırhlıydı.

Bazıları yaralıydı.

Bazıları korkuyordu.

Ama hepsi aynı yerdeydi.

Savaşıyorlardı.

Aleric yavaşça konuştu.

“Bize anlatılan tarih böyle değildi.”

Morrgan ona baktı.

“Nasıl anlatıldı?”

Aleric sayfaya baktı.

“Bir taraf iyi.”

Sayfada altın sancaklar belirdi.

“Bir taraf kötü.”

Kızıl zırhlı askerler göründü.

“Geri kalanlar da kaybolmuş.”

Gri sis görüntünün üzerine yayıldı.

Aleric başını iki yana salladı.

“Meğer o kadar basit değilmiş.”

Sayfa yeniden değişti.

Savaş devam ediyordu.

Kızıl zırhlı askerler ön saflarda savaşıyordu.

Ama yalnız değillerdi.

Yanlarında başka krallıklardan insanlar da vardı.

Bir asker yaralı arkadaşını omzunda taşıyordu.

Başka biri kendi kalkanını tanımadığı bir askerin önüne kaldırmıştı.

Kimse diğerine hangi renge ait olduğunu sormuyordu.

Morrgan'ın sesi alçaldı.

“Onlar sadece savaşıyormuş.”

Aleric başını salladı.

“Evlerini korumak için.”

Bir an durdu.

“Topraklarını.”

Sonra görüntüdeki yaralı askerlere baktı.

“Birbirlerini.”

Morrgan uzun süre konuşmadı.

“Peki sonra?”

Kitap sayfayı çevirdi.

Savaş bitmişti.

Meydan sessizdi.

Yorgun askerler taşların üzerinde oturuyordu.

Bazıları yaralıydı.

Bazıları silahlarını çoktan bırakmıştı.

Uzakta ise beyaz giysili insanlar kaleye doğru ilerliyordu.

Morrgan kaşlarını çattı.

“Bunlar kim?”

Kitap cevap vermeden önce sayfada bir cümle belirdi.

**SAVAŞI KAZANANLAR DEĞİL.**

Morrgan'ın bakışları sertleşti.

“Kim o zaman?”

Yeni bir cümle oluştu.

**SAVAŞTAN SONRA GELENLER.**

Görüntü değişti.

Beyaz giysili insanlar savaş alanına giriyordu.

Yorgun askerlerin yanından geçtiler.

Sonra kalenin üzerine kendi sancaklarını astılar.

Aleric'in yüzü sertleşti.

“Zaferi onlar anlatmış.”

Morrgan gözlerini görüntüden ayırmadı.

“Peki diğerleri?”

Kitap cevap verdi.

**KAYBETTİLER DEDİLER.**

Sayfa tekrar değişti.

Kızıl zırhlı askerlerin isimleri duvarlardan siliniyordu.

Eski yazılar kazınıyor, yerlerine yeni kelimeler yazılıyordu.

**CANİ.**

**YIKICI.**

**TEHLİKE.**

Morrgan'ın elleri sıkıldı.

“Onlara canavar dediler.”

Aleric sessizce cevap verdi.

“Çünkü hikâyeyi yazanlar artık onlardı.”

Morrgan bir süre konuşmadı.

Sonra acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Demek mesele ne yaptıkları değilmiş.”

Aleric ona baktı.

“Mesele, yaptıklarını kimin anlattığıymış.”

Kitap bir anda kapandı.

Morrgan şaşkınlıkla ona baktı.

“Bitti mi?”

Kitap yeniden açıldı.

Sayfada tek bir cümle vardı:

**TARİH BAZEN GERÇEĞİ DEĞİL, HATIRLANMASINI İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ SAKLAR.**

Aleric derin bir nefes aldı.

“Yani Kızıl tamamen iyi değildi.”

Morrgan ona baktı.

Aleric devam etti.

“Işık da tamamen kötü değildi.”

Morrgan birkaç saniye düşündü.

“Demek mesele renkler değil.”

Aleric başını salladı.

“Seçimler.”

Sayfanın altında tek bir kelime belirdi.

**SONUÇLAR.**

Morrgan kitabın kapağına baktı.

“Bunu özellikle mi yapıyorsun?”

Mürekkep hemen cevap verdi.

**EVET.**

Aleric istemsizce güldü.

“En azından dürüst.”

Morrgan da kısa bir gülümsemeyle başını salladı.

Sonra yeniden geçmişe baktı.

“Peki neden bunları şimdi gösteriyorsun?”

Kitap sustu.

Aleric'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“İkinci Tohum yüzünden.”

Morrgan gökyüzündeki siyah ışığa baktı.

“Geçmişte bir şey var.”

Aleric kitabı kendine doğru çevirdi.

Sayfanın ortasında daha önce görmedikleri bir sembol belirmişti.

Üç renk.

Ortalarında siyah bir nokta.

Ama bu kez siyah noktanın içinde ince bir çizgi vardı.

Morrgan fısıldadı.

“Bu ne?”

Kitap tek bir cümle yazdı.

**ÇALINAN ZAFERİN BEDELİ HENÜZ ÖDENMEDİ.**

Aleric'in yüzü gerildi.

“Yani beş bin yıl önce biten savaş gerçekten bitmedi mi?”

Kitap cevap vermedi.

Uzakta siyah ışık yeniden yükseldi.

Bu kez gökyüzüne doğru yayıldı.

Morrgan ejderhasına baktı.

Sonra Aleric'e döndü.

“Bize anlatılan tarihin tamamı yanlış olabilir.”

Aleric başını yavaşça salladı.

“Belki yanlış değil.”

Morrgan ona baktı.

“Eksik.”

Aleric kitabı kapattı.

“Ve eksik bırakılan kısmı biri şimdi geri getiriyor.”

Tam o anda siyah ışığın içinden derin bir ses yükseldi.

Ne erkekti.

Ne kadın.

İnsana da benzemiyordu.

Sadece tek bir cümle söyledi:

“Beni kim unuttu?”

Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.

Aleric hemen kitabına baktı.

Sayfalar hareketsizdi.

Kitap cevap vermiyordu.

İlk kez...

Gerçekten susuyordu.

Morrgan kılıcını çekti.

Aleric kitabı göğsüne bastırdı.

İkisi de aynı anda karanlık gökyüzüne baktı.

Beş bin yıllık tarih yeniden açılmıştı.

Ve bu kez...

Unutulan biri geçmişini geri istiyordu.