Keşfet

# 41. BÖLÜM — TEK RENK, TEK DÜNYA

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 41. BÖLÜM — TEK RENK, TEK DÜNYA

Ufukta Işık Krallığı'nın borazanları yeniden çaldı.

**DOOOONNNG!**

Ses vadinin tamamına yayıldı.

Beyaz zırhlı askerler ilerliyordu.

Kızıl Hisar'ın taşları ayaklarının altında titriyor, gökyüzündeki altın ışık giderek büyüyordu.

Ejderha huzursuzca kanatlarını açtı.

Morrgan kılıcını sıkıca tutuyordu.

Aleric ise birkaç adım ötede durmuş, bütün bunlara bakıyordu.

İkinci Tohum.

Işık ordusu.

Gökyüzündeki üç renk.

Hepsi aynı anda üzerlerine geliyordu.

Aleric bir anda Morrgan'a döndü.

“Morrgan.”

Morrgan ona baktı.

“Ne oldu?”

Aleric cevap vermedi.

Bir an tereddüt etti.

Sonra onun önünde diz çöktü.

Morrgan'ın gözleri büyüdü.

“Aleric?”

Aleric başını kaldırdı.

“Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.”

Morrgan birkaç saniye ona baktı.

“Bu iyi başlamadı.”

Aleric istemsizce güldü.

“Biliyorum.”

Savaşın gürültüsüne rağmen sesi sakindi.

“Ben senin dünyandan değilim.”

Morrgan sessizce dinledi.

“Senin kadar güçlü de değilim.”

Kendi ellerine baktı.

“Hatta açık konuşayım... Şu kılıcı doğru düzgün kullanmayı bile hâlâ öğrenemedim.”

Morrgan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Bunu biliyorum.”

“Sağ ol.”

“Rica ederim.”

Aleric gülümsedi.

Sonra yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.

“Ama bir şeyi biliyorum.”

Morrgan'ın bakışları yumuşadı.

“Ne?”

Aleric derin bir nefes aldı.

“Senin yanında kalmak istiyorum.”

Morrgan hiçbir şey söylemedi.

Aleric devam etti.

“Ne olacağını bilmiyorum.”

“Bu savaş nasıl bitecek, bilmiyorum.”

“İkinci Tohum ne, onu da bilmiyorum.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Evime geri dönebilecek miyim, onu bile bilmiyorum.”

Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.

Aleric elini ona doğru uzattı.

“Ama nereye gidersek gidelim...”

Bir an durdu.

“Ben yanında olmak istiyorum.”

Morrgan yavaşça elini uzattı.

Parmakları Aleric'in eline değdi.

Aleric'in sesi biraz daha alçaldı.

“Bu yüzden...”

Bir an durdu.

“Benimle evlenir misin?”

Morrgan olduğu yerde kaldı.

Aleric hemen ekledi:

“Cevap vermek zorunda değilsin.”

Morrgan kaşını kaldırdı.

“Bunu söylemen iyi oldu.”

Aleric'in yüzü düştü.

“İyi bir şey söylemedim, değil mi?”

Morrgan gülmeye başladı.

“Hayır.”

Aleric birkaç saniye ona baktı.

“Tamam.”

Morrgan gülümsemesini bastırmaya çalıştı.

“Hayır, Aleric. Yanlış anladın.”

Aleric sustu.

Morrgan onun elini biraz daha sıkı tuttu.

“Bütün hayatım boyunca insanlar benim adıma karar verdi.”

Aleric dinliyordu.

“Ne olmam gerektiğini söylediler.”

“Nasıl davranacağımı.”

“Kimin yanında duracağımı.”

Morrgan gözlerini gökyüzüne çevirdi.

“Şimdi biri çıkıp bana ilk kez gerçekten seçim hakkı veriyor.”

Sonra tekrar Aleric'e baktı.

“Bu yüzden cevabımı kendim vereceğim.”

Aleric başını salladı.

“Tamam.”

Morrgan birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Ama önce şu savaştan sağ çıkalım.”

Aleric'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Bu, evet demek mi?”

“Hayır.”

Aleric'in yüzü düştü.

Morrgan güldü.

“Henüz.”

Aleric başını iki yana salladı.

“Bunu özellikle yapıyorsun.”

“Biraz.”

Tam o sırada Aleric'in elindeki kitap kendi kendine açıldı.

İkisi de kitaba baktı.

Sayfada tek bir cümle vardı.

**SEÇİMİN CEVABI, SAHİBİNDEN GELİR.**

Aleric kitaba baktı.

“Bu sefer karışma.”

Yeni bir cümle oluştu.

**KARIŞMIYORUM.**

Morrgan kitabın kapağına baktı.

“İnanmıyorum.”

Aleric güldü.

“Ben de.”

Kitap kapandı.

O anda gökyüzünde büyük bir ışık patladı.

Altın, kırmızı ve gri birbirine doğru ilerledi.

Üç rengin tam ortasındaki siyah nokta yeniden büyümeye başladı.

**GÜMMM!**

Kızıl Hisar'ın duvarları sarsıldı.

Ejderha yüksek sesle kükredi.

Işık ordusu durdu.

Morrgan hemen ayağa kalktı.

Aleric de kitabını kapattı.

“Sanırım romantik anımız bitti.”

Morrgan kılıcını çekti.

“Zaten biraz uzun sürdü.”

Aleric ona baktı.

“Bir dakika bile sürmedi.”

“Bana uzun geldi.”

İkisi de kısa bir an güldü.

Sonra yeniden gökyüzüne baktılar.

Siyah ışık artık üç rengin arasındaki boşluğu tamamen dolduruyordu.

Morrgan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Bu daha önce olmadı.”

Aleric başını salladı.

“Hayır.”

Kitap yeniden açıldı.

Sayfada tek bir cümle belirdi.

**TEK RENK YOK.**

Aleric kaşlarını çattı.

“Ne?”

Mürekkep hareket etmeye devam etti.

**TEK DÜNYA VAR.**

Morrgan kitaba baktı.

“Ve herkes onu kendi rengine çevirmeye çalışıyor.”

Aleric yavaşça başını salladı.

“Belki de bütün sorun buydu.”

Gökyüzündeki renkler birbirine yaklaşmaya devam etti.

Altın.

Kırmızı.

Gri.

Ama bu kez hiçbiri diğerini yok etmiyordu.

Sadece birbirine karışıyordu.

Uzakta Işık ordusunun önündeki şövalye kılıcını kaldırdı.

“Kızıl Prenses!”

Sesi vadide yankılandı.

“Son kez söylüyoruz! Yabancıyı ve kitabı teslim edin!”

Morrgan Aleric'e baktı.

“Yine başladılar.”

Aleric kitabını açtı.

“Bu kez kaç kişi olduklarını saymayacağım.”

Morrgan kılıcını kaldırdı.

“Güzel.”

Aleric onun yanında durdu.

“Hazır mısın?”

Morrgan birkaç saniye düşündü.

“Hayır.”

Aleric gülümsedi.

“Güzel.”

Morrgan ona baktı.

“Bunu söylemeyi bırakmayacaksın, değil mi?”

“Sanmıyorum.”

Morrgan başını iki yana salladı.

“Kitap sana kötü alışkanlıklar kazandırıyor.”

Kitabın kapağı hafifçe parladı.

Aleric ona baktı.

“Bence sen kazandırdın.”

Morrgan istemsizce güldü.

Sonra kılıcını kaldırdı.

“Gidelim.”

Aleric kitabını sıkıca tuttu.

Yan yana yürümeye başladılar.

Önlerinde Işık ordusu vardı.

Arkalarında Kızıl Hisar.

Gökyüzünde üç renk.

Ve üçünün arasında büyüyen siyah ışık.

Aleric bir an Morrgan'a baktı.

Morrgan da ona baktı.

Hiçbir şey söylemediler.

Bu kez gerek yoktu.

Çünkü ikisi de aynı şeyi biliyordu.

Aynı renkte değillerdi.

Aynı dünyadan da gelmiyorlardı.

Ama artık kimsenin onlar için seçim yapmasına izin vermeyeceklerdi.

Kitap son kez açıldı.

Sayfada yalnızca iki kelime vardı:

**TEK DÜNYA.**

Ardından küçük bir cümle daha belirdi.

**SEÇİM SİZİN.**

Ve tam o anda...

İkinci Tohum uyandı.