# 42. BÖLÜM — HAFIZANIN İFLASI, KALBİN İSYANI
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 42. BÖLÜM — HAFIZANIN İFLASI, KALBİN İSYANI
İlk ok henüz fırlatılmamıştı.
Işık ordusu Kızıl Hisar'ın önünde bekliyordu.
Aleric ile Morrgan yan yana duruyordu.
Gökyüzündeki altın ışık giderek büyüyordu.
Sonra Seraphina tahtırevanının üzerinde ayağa kalktı.
Kollarını gökyüzüne kaldırdı.
“Yeter.”
Sesi bütün vadide yankılandı.
Morrgan kılıcını kaldırdı.
“Aleric.”
Aleric ona döndü.
“Ne oldu?”
“Bir şey geliyor.”
Aleric başını kaldırdı.
Beyaz ışık bir anda üzerlerine çöktü.
**FŞŞŞ!**
Dünya birkaç saniyeliğine sessizleşti.
Aleric'in elindeki kitap yere düştü.
Morrgan birkaç adım geriye savruldu.
Sonra her şey normale döndü.
Ama bir şey değişmişti.
Aleric gözlerini açtı.
Nerede olduğunu bilmiyordu.
Etrafına baktı.
Kızıl taş duvarlar.
Bir ejderha.
Beyaz zırhlı askerler.
Elinde eski bir kitap.
Kitaba baktı.
Sonra etrafına.
“Ben... neredeyim?”
Cevap veren olmadı.
Aleric kitabı yerden aldı.
“Neden bunu taşıyorum?”
Karşısında bir kadın duruyordu.
Kızıl kıyafetler.
Kılıç.
Sert ama şaşkın bir yüz.
Aleric ona baktı.
Kadın da ona.
Sonunda kadın konuştu.
“Beni hatırlıyor musun?”
Aleric birkaç saniye düşündü.
Başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Kadının yüzündeki ifade değişti.
“Adım Morrgan.”
Aleric ismi tekrar etti.
“Morrgan...”
Hiçbir şey olmadı.
“Üzgünüm.”
Morrgan başını çevirdi.
“Ben de.”
Uzakta Seraphina'nın sesi duyuldu.
“Artık birbiriniz için hiçbir şey ifade etmiyorsunuz.”
Aleric ona baktı.
Sonra yeniden Morrgan'a döndü.
Bir tuhaflık vardı.
Onu tanımıyordu.
Ama gözlerini ondan ayırmak da istemiyordu.
Göğsünde garip bir ağrı başladı.
Elini göğsüne götürdü.
“Bu neden acıyor?”
Morrgan ona baktı.
“Neresi?”
“Buram.”
Elini kalbinin üzerine koydu.
Morrgan birkaç saniye sustu.
“Benim de.”
Aleric şaşkınlıkla ona baktı.
“Senin de mi?”
Morrgan başını salladı.
“Evet.”
İkisi bir süre birbirine baktı.
Sonra Aleric bir adım attı.
Morrgan geri çekilmedi.
Aleric bir adım daha attı.
“Benden korkuyor musun?”
Morrgan düşündü.
“Bilmiyorum.”
“Ben senden korkuyor muyum?”
“Onu da bilmiyorum.”
Aleric kaşlarını çattı.
“Harika.”
Morrgan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Evet.”
Aleric ona baktı.
“Gülüyor musun?”
“Hayır.”
“Gülüyorsun.”
“Biraz.”
Aleric istemsizce gülümsedi.
“Bunu neden yaptığımı bile bilmiyorum.”
Morrgan'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
“Ben de.”
Tam o sırada Aleric'in elindeki kitap titredi.
Kapağı kendi kendine açıldı.
Sayfalar hızla çevrildi.
Sonunda durdu.
Mürekkep yavaşça ortaya çıktı.
**NE KADARINI HATIRLADIĞINIZI DEĞİL, NE YAPTIĞINIZI İZLEYİN.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Bu hiç yardımcı olmadı.”
Morrgan kitaba baktı.
“Kitap hiç yardımcı olmuyor zaten.”
Aleric ona döndü.
“Bunu daha önce de söyledin mi?”
Morrgan durdu.
“Bilmiyorum.”
Aleric de sustu.
İkisinin de yüzündeki ifade değişti.
Birbirlerine baktılar.
Sanki aynı anda bir şeyi hatırlamaya çalışmışlardı.
Ama hiçbir şey gelmedi.
Sonra Aleric'in zihninden kısa bir görüntü geçti.
Kızıl bir gökyüzü.
Bir ejderha.
Bir kahkaha.
Bir çift el.
Görüntü hemen kayboldu.
Aleric gözlerini kapattı.
“Morrgan...”
Morrgan ona yaklaştı.
“Ne gördün?”
“Bilmiyorum.”
“Bir şey hatırladın mı?”
Aleric başını salladı.
“Hayır.”
Sonra elini uzattı.
Morrgan'ın eliyle parmakları buluştu.
İkisi de aynı anda durdu.
Aleric eline baktı.
Sonra Morrgan'a.
“Bu...”
Morrgan da kendi eline baktı.
“Tanıdık.”
“Evet.”
Morrgan elini çekmeye çalıştı.
Ama bir an sonra vazgeçti.
Aleric de bırakmadı.
“Bunu daha önce yaptık.”
Morrgan'ın sesi çok alçaktı.
“Sanırım.”
Uzakta Seraphina'nın sesi yükseldi.
“Bırakın birbirinizi!”
Morrgan başını ona çevirdi.
“Niye?”
Seraphina'nın yüzü sertleşti.
“Çünkü onu tanımıyorsun.”
Morrgan Aleric'e baktı.
“Doğru.”
Sonra kendi eline baktı.
“Ama nedense bırakmak istemiyorum.”
Seraphina bir an sustu.
Aleric de Morrgan'a baktı.
“Ben de.”
Morrgan ona döndü.
“Sen de ne?”
“Bilmiyorum.”
Aleric kısa bir nefes verdi.
“Ama seni bırakmak istemiyorum.”
Beyaz ışık yeniden yükseldi.
Seraphina'nın büyüsü tekrar üzerlerine doğru geldi.
Morrgan düşünmeden Aleric'in önüne geçti.
Kılıcını çekti.
Aleric şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne yapıyorsun?”
Morrgan gözlerini ışıkta tuttu.
“Bilmiyorum.”
“Beni koruyorsun.”
“Evet.”
“Neden?”
Morrgan birkaç saniye cevap vermedi.
“Bilmiyorum.”
Aleric ona baktı.
Morrgan kılıcını daha sıkı tuttu.
“Ama içimden gelen bu.”
Beyaz ışık üzerlerine ulaştı.
Tam değecekken çatladı.
**ÇAT!**
Seraphina'nın gözleri büyüdü.
“Hayır.”
Bir çatlak daha oluştu.
**ÇAT!**
Beyaz ışığın içinden kızıl bir parıltı sızdı.
Ardından altın.
Sonra gri.
Üç renk havada birbirine karıştı.
Aleric'in elindeki kitap yere düştü.
Sayfası açık kaldı.
Mürekkep tek bir cümle yazdı:
**HATIRLAMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ.**
Aleric kitaba baktı.
“Bu ne demek?”
Yeni bir satır oluştu.
**SADECE BIRAKMAYIN.**
Aleric başını kaldırdı.
Morrgan hâlâ önünde duruyordu.
Aleric elini onun omzuna koydu.
“Morrgan.”
Morrgan arkasına baktı.
“Ne?”
“Ben seni hatırlamıyorum.”
Morrgan'ın gözleri doldu.
“Ben de seni.”
Aleric kısa bir süre sustu.
Sonra elini uzattı.
“Yine de burada kal.”
Morrgan onun elini tuttu.
“Kalacağım.”
Seraphina geri çekildi.
Beyaz büyü tamamen parçalanmıştı.
Işık ordusu sessizce olanları izliyordu.
Gökyüzündeki üç renk yeniden birbirine yaklaşmaya başladı.
Aleric kitabı yerden aldı.
Sayfaya baktı.
Bu kez tek bir cümle vardı:
**BAZI CEVAPLAR HATIRLANMAZ.**
Aleric kitabı kapattı.
“Bence bunu sonra düşünürüz.”
Morrgan kılıcını kaldırdı.
“Kesinlikle.”
Uzakta İkinci Tohum yeniden sarsıldı.
**GÜMMM!**
Kızıl Hisar titredi.
Aleric ile Morrgan aynı anda gökyüzüne baktı.
Sonra birbirlerine.
Geçmişlerini hatırlamıyorlardı.
Verdikleri sözleri bilmiyorlardı.
Nasıl tanıştıklarını bile hatırlamıyorlardı.
Ama yine de yan yana duruyorlardı.
Ve şimdilik...
Bu kadarı yetiyordu.