# 43. BÖLÜM — RENKLERİN DOĞUŞU
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 43. BÖLÜM — RENKLERİN DOĞUŞU
Beyaz büyünün parçaları hâlâ havada süzülüyordu.
Kızıl Hisar'ın önünde garip bir sessizlik vardı.
Işık ordusu durmuştu.
Seraphina ise tahtırevanının üzerinde, yaşananları izliyordu.
Aleric ile Morrgan hâlâ yan yanaydı.
Birbirlerini hatırlamıyorlardı.
Ama nedense birbirlerinden uzaklaşamıyorlardı.
Morrgan elini yavaşça çekti.
Aleric ona baktı.
“İyi misin?”
Morrgan kısa bir süre düşündü.
“Bilmiyorum.”
“Ben de.”
Morrgan gökyüzüne çevirdi bakışlarını.
Beyaz ışığın içinde küçük renk parçaları dolaşıyordu.
Altın.
Kırmızı.
Gri.
Ve aralarında, hiçbirine benzemeyen başka bir şey.
“Bunlar ne?”
Aleric kitabını açtı.
Sayfalar bir süre boş kaldı.
Sonra mürekkep hareket etti.
**RENKLER HEP VARDI.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
Cevap hemen geldi.
**SADECE AYRILMAMIŞLARDI.**
Morrgan kitaba biraz daha yaklaştı.
“Yani renkleri insanlar mı oluşturdu?”
Kitap sustu.
Sayfanın ortasında eski bir görüntü belirdi.
Bir dünya.
Ama üzerinde ne altın vardı ne kırmızı ne de gri.
İnsanlar aynı topraklarda yaşıyordu.
Farklıydılar.
Korkuyorlardı.
Seviniyorlardı.
Savaşıyorlardı.
Birbirlerine yardım ediyorlardı.
Ama hiçbiri kendisini bir renkle tanımlamıyordu.
Aleric görüntüye dikkatlice baktı.
“Beş bin yıl önceki dünya.”
Morrgan görüntüden gözlerini ayırmadan sordu:
“Sonra ne oldu?”
Görüntü değişti.
İnsanlar birbirlerinden ayrılmaya başlamıştı.
Bazıları gücü seçti.
Bazıları düzeni.
Bazıları özgürlüğü.
Bazılarıysa yalnız kalmayı.
Her seçim küçük bir ışık oluşturdu.
Önce bir parıltı.
Sonra daha güçlü bir renk.
Altın doğdu.
Ardından kırmızı.
Sonra gri.
Aleric yavaşça konuştu.
“Renkler doğmadı.”
Morrgan ona döndü.
“Ne oldu?”
“İnsanların seçimleri renklere dönüştü.”
Kitap sayfayı çevirdi.
Bu kez hiçbir yazı çıkmadı.
Sadece üç renk vardı.
Altın.
Kırmızı.
Gri.
Morrgan bir süre onları izledi.
“Demek başından beri mesele renk değildi.”
“Belki de değildi.”
Seraphina'nın sesi sessizliği böldü.
“Yeter!”
Herkes ona döndü.
Seraphina tahtırevanından indi.
“Bunların hiçbir anlamı yok.”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“Öyle mi?”
“Renkler düzen içindir.”
“İnsanlar için mi?”
“Evet.”
Morrgan bir adım attı.
“Yoksa insanlar renkler için mi?”
Seraphina cevap vermedi.
Morrgan devam etti.
“Bizi ayırdığınızda daha güçlü olduğunuzu düşündünüz.”
Aleric onun yanında durdu.
“Ama herkes aynı şeyi yapınca...”
Morrgan cümleyi tamamladı.
“Kimse kendisi kalmadı.”
Seraphina'nın yüzü sertleşti.
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun.”
Morrgan bu kez itiraz etmedi.
“Doğru.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ben de her şeyi bildiğimi söylemiyorum.”
Aleric ona baktı.
Morrgan gözlerini Seraphina'dan ayırmadan devam etti.
“Ama bilmediğim bir şeyi, başkasının benim yerime açıklamasına da izin vermem.”
Seraphina'nın bakışları Aleric'e kaydı.
“Sen de mi böyle düşünüyorsun?”
Aleric cevap vermeden önce kitaba baktı.
“Bilmiyorum.”
Seraphina'nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Sonunda anladın.”
Aleric başını kaldırdı.
“Hayır.”
Seraphina'nın gülümsemesi kayboldu.
“Ben sadece bilmediğim şeyleri biliyormuş gibi davranmayı bıraktım.”
Morrgan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bu ilerleme.”
Tam o anda kitap yeniden hareket etti.
Sayfada yeni bir cümle belirdi.
**RENKLERİN DOĞUŞU, İLK SEÇİMLE BAŞLADI.**
Aleric yazıyı okudu.
“İlk seçim.”
Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Peki ilk seçimi kim yaptı?”
Kitap sustu.
Aleric birkaç saniye bekledi.
Sonra sayfanın ortasında küçük, siyah bir nokta belirdi.
İkisi de ona baktı.
Aleric'in yüzü gerildi.
“Yine bu.”
Morrgan elini kılıcının kabzasına götürdü.
“İkinci Tohum.”
Siyah nokta büyüdü.
Bir anda sayfanın tamamına yayıldı.
Sonra bir ses duyuldu.
Uzaklardan geliyordu.
“Renklerden önce ne vardı?”
Aleric başını kaldırdı.
Morrgan da gökyüzüne baktı.
Ses bir kez daha duyuldu.
“Seçimden önce ne vardı?”
Kitap kapandı.
İlk kez hiçbir cevap vermedi.
Aleric Morrgan'a baktı.
“Sen biliyor musun?”
“Hayır.”
“Ben de.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Morrgan elini ona uzattı.
Aleric eline baktı.
“Neden?”
Morrgan omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Aleric onun elini tuttu.
“Tamam.”
Uzakta siyah ışık yeniden yükseldi.
Bu kez üç rengin arasından geçiyordu.
Altın.
Kırmızı.
Gri.
Ama siyah ışık onları yok etmiyordu.
Tam tersine, aralarındaki boşluğu dolduruyordu.
Seraphina ilk kez geri adım attı.
“Bu mümkün değil.”
Aleric gözlerini gökyüzünden ayırmadı.
“Sanırım artık mümkün.”
Morrgan kılıcını kaldırdı.
“Bence asıl soru şimdi başlıyor.”
Aleric ona döndü.
“Hangi soru?”
Morrgan siyah ışığı gösterdi.
“Renklerin nasıl doğduğunu öğrendik.”
Kısa bir sessizlik.
“Peki neden ayrıldıklarını hâlâ bilmiyoruz.”
Aleric cevap veremeden kitabın kapağı hafifçe parladı.
Sayfa kendi kendine açıldı.
Mürekkep tek bir cümle oluşturdu:
**ÇÜNKÜ BİRİ, İLK RENGİ KENDİSİ İÇİN İSTEDİ.**
Aleric'in yüzü değişti.
Morrgan kılıcını biraz daha sıkı tuttu.
“Kim?”
Kitap cevap vermedi.
Sayfanın ortasında yalnızca siyah nokta kaldı.
Sonra aynı ses yeniden duyuldu.
“Beni hatırlayın.”
Aleric ile Morrgan birbirlerine baktı.
İkisinin de aklına bir isim gelmedi.
Ama ikisi de aynı şeyi hissetti.
Bu sesi daha önce duymuşlardı.
Çok uzun zaman önce.
Çok uzak bir yerde.
Belki de henüz doğmadıkları bir zamanda.
Aleric kitabı kapattı.
“Sanırım renklerin hikâyesi sandığımızdan daha eski.”
Morrgan gözlerini siyah ışığa çevirdi.
“Ve biri o hikâyenin unutulmasını istemiş.”
Gökyüzündeki siyah ışık biraz daha büyüdü.
Işık ordusu sessizce geri çekilmeye başladı.
Araf sisi vadinin kenarına kadar ulaştı.
Kızıl Hisar'ın taş duvarlarında üç farklı renk aynı anda parladı.
İlk kez hiçbiri diğerini bastırmıyordu.
Aleric ile Morrgan yan yana durdu.
Geçmişlerini hâlâ hatırlamıyorlardı.
Birbirlerini nasıl tanıdıklarını bilmiyorlardı.
Verdikleri sözleri de.
Ama artık başka bir şey biliyorlardı.
Bu dünyanın renkleri doğmuştu.
Ve onları doğuran ilk seçim...
**Hâlâ bir yerlerde yaşıyordu.**