# 44. BÖLÜM — BEYAZIN KEFENİ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 44. BÖLÜM — BEYAZIN KEFENİ
Güneş ufka yaklaşmıştı.
Kızıl Hisar'ın önündeki düzlük askerlerle doluydu.
Karşı tarafta Işık ordusu bekliyordu.
Beyaz zırhlar, altın sancaklar, mızraklar...
Sayılarını görmek bile Aleric'in içini sıkmıştı.
“Bunlar gerçekten bu kadar mı?”
Morrgan kılıcını beline yerleştirdi.
“Daha fazlası da var.”
Aleric ona döndü.
“Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü biraz önce sorsaydın daha çok korkardın.”
“Şu an çok rahatım zaten.”
Morrgan'ın dudaklarının kenarı kıpırdadı.
Tam o sırada gökyüzünden bir gölge geçti.
Aleric yukarı baktı.
Bir ejderha.
Ardından bir tane daha.
Sonra üçü birden bulutların arasından çıktı.
Kanatları açıldığında güneş gözden kayboldu.
Aleric'in ağzından istemsizce çıktı:
“Vay be...”
Morrgan ona baktı.
“İlk kez mi görüyorsun?”
“Bu kadar yakından, evet.”
“Alışırsın.”
“Umarım.”
Morrgan cevap vermedi.
Çünkü karşıdaki ordu hareketlenmişti.
Öndeki komutan kılıcını kaldırdı.
“İLERİ!”
Binlerce asker aynı anda yürümeye başladı.
Toprak ayaklarının altında titredi.
Aleric kitabını göğsüne çekti.
“Başladı.”
Morrgan kılıcını çekti.
“Hazır ol.”
“Hazır değilim.”
“Ben de değildim.”
Aleric ona baktı.
“Bunu söylemen hiç yardımcı olmadı.”
İlk oklar havaya fırladı.
Aynı anda ejderhalar saldırıya geçti.
Büyük kanatlar havayı dövdü.
Bir ejderha hızla alçaldı.
Oklar peşinden geldi.
Ejderha son anda yana kırıldı.
Okların çoğu boşluğa saplandı.
Bir tanesi pullarına çarptı.
Ejderha kükreyerek yükseldi.
Ardından ağzından kızıl alevler çıktı.
Öndeki askerler dağıldı.
“GERİ ÇEKİLİN!”
“SAFLARI BOZMAYIN!”
“EJDERHA GELİYOR!”
Bağırışlar birbirine karıştı.
Kızıl savaşçılar da kapılardan çıkmıştı.
Morrgan onlara doğru ilerledi.
Aleric peşinden gitti.
“Bir şey soracağım.”
“Şimdi mi?”
“Ben de savaşacak mıyım?”
Morrgan yürümeye devam etti.
“İstersen.”
“İstemiyorum.”
“Güzel.”
Aleric kaşlarını çattı.
“Niye güzel?”
“En azından dürüstsün.”
Tam önlerine üç asker çıktı.
Aleric kitabı açtı.
Sayfalar hızla çevrildi.
Mürekkep sayfadan taşıp havaya yükseldi.
Üç siyah mızrak oluştu ve askerlerin önüne saplandı.
Askerler durdu.
Aleric nefes nefese kaldı.
“Sanırım işe yaradı.”
Morrgan ona baktı.
“Sanırım mı?”
“Şu an özgüven gösterisi yapacak hâlim yok.”
Morrgan kısa bir kahkaha attı.
O sırada gökyüzü yeniden karardı.
Bu kez gelen ejderha diğerlerinden çok daha büyüktü.
Siyah pulları güneşin son ışığında parlıyordu.
Morrgan'ın yüzü değişti.
“Benim ejderham.”
Aleric ona baktı.
“Bunun da mı var?”
“Evet.”
“Senin hayatında normal olan şeyler gerçekten çok garip.”
Ejderha hızla aşağı indi.
Yere yaklaşınca kanatlarını açtı.
Rüzgâr askerleri savurdu.
Morrgan hiç düşünmeden sırtına atladı.
Sonra elini Aleric'e uzattı.
“Gel.”
Aleric ejderhaya baktı.
“Şaka yapıyorsun.”
“Hayır.”
“Ben aşağıda daha güvende hissediyorum.”
“Ben hissetmiyorum.”
“Harika.”
Elini tuttu.
Ejderha bir anda yükseldi.
Aleric'in bütün vücudu geriye savruldu.
“BUNU HİÇ SEVMEDİM!”
Morrgan kahkahayı bastı.
“Daha yukarı çıkıyoruz!”
“Bunu neden söyledin?!”
Ejderha hızlandı.
Kızıl Hisar küçüldü.
Aşağıda savaş büyüyordu.
Ejderhalar gökyüzünde birbirlerinin arasından geçiyor, aşağı dalıp tekrar yükseliyordu.
Bir tanesi Işık ordusunun kulelerinden birine doğru ilerledi.
Tam çarpacakken yükseldi.
Kulenin üzerindeki altın sancak kanatların oluşturduğu rüzgârla yerinden koptu.
Aleric aşağı baktı.
“Sanırım sancaklarını pek sevmiyorlar.”
“Bugün kimsenin sancağı güvende değil.”
Tam o sırada beyaz bir ışık yükseldi.
Aleric'in yüzü düştü.
“Seraphina.”
Morrgan da onu gördü.
“Evet.”
Işık hızla büyüdü.
Bütün gökyüzünü kaplayan beyaz bir duvara dönüştü.
Aleric kitabını açtı.
Sayfalar kendi kendine çevrildi.
Sonunda durdu.
**BEYAZ SADECE SİLMEZ.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Bu ne demek?”
Yeni bir kelime ortaya çıktı.
**UNUTTURUR.**
Aleric'in yüzü gerildi.
Morrgan hemen ejderhaya seslendi.
“Aşağı!”
Ejderha kanatlarını kapatıp hızla alçaldı.
Beyaz ışık üstlerinden geçti.
Bir anlığına her yer bembeyaz oldu.
Aleric gözlerini kapattı.
Sonra açtı.
Hâlâ ejderhanın üzerindeydi.
Morrgan da yanındaydı.
“İyi misin?”
Aleric elini alnına götürdü.
“Sanırım.”
“Sanırım mı?”
“Şimdilik.”
Morrgan cevap veremeden aşağıdan büyük bir patlama geldi.
İkisi de baktı.
Bir kaya sütunu tamamen parçalanmıştı.
Morrgan dişlerini sıktı.
“Yeter.”
Ejderhaya yön verdi.
“Yaklaş.”
Ejderha tekrar alçaldı.
Morrgan yere atladı.
Kılıcını çekti.
Karşısındaki askerler ona saldırmak üzereydi.
Ama ilk asker kılıcını indirdi.
“Ben savaşmayacağım.”
Yanındaki asker ona döndü.
“Ne diyorsun sen?”
“Ne için savaştığımı bilmiyorum.”
“Emir var.”
“Biliyorum.”
Kılıcını yere bıraktı.
**TAK.**
Bir asker daha bıraktı.
Sonra bir başkası.
Morrgan hiçbirine saldırmadı.
“Silahını bırakmak isteyen bıraksın.”
Öndeki genç asker ona baktı.
“Sonra ne olacak?”
“Bilmiyorum.”
Asker şaşırdı.
“Bilmiyor musun?”
“Hayır.”
Morrgan kılıcını indirdi.
“Ama sizin yerinize karar vermeyeceğim.”
Genç asker birkaç saniye elindeki kılıca baktı.
Sonra onu yere bıraktı.
Bazıları onu takip etti.
Bazıları etmedi.
Morrgan bunu görünce sadece başını salladı.
“Peki.”
Aleric yanına indi.
“Ne yapıyoruz?”
“Silahını bırakmayanlarla savaşacağız.”
“Diğerleri?”
“Onlara dokunmayacağız.”
Aleric başını salladı.
“Tamam.”
Gökyüzünden yeniden bir kükreme geldi.
Bu kez o kadar güçlüydü ki herkes dönüp baktı.
Ejderhalar çoktan gökyüzünü kaplamıştı.
Kırmızı ışık saçanlar vardı.
Gri sisin içinden çıkanlar vardı.
Koyu pullu olanlar vardı.
Hepsi aynı anda yükselince güneş tamamen kayboldu.
Aleric gözlerini ayırmadan baktı.
“Bunların hepsi senin tarafında mı?”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“Benim tarafımda olanlar da var.”
“Diğerleri?”
“Onlara da emir vermiyorum.”
Aleric ona baktı.
“Senin dünyanda kimse kimseyi dinlemiyor galiba.”
“Son zamanlarda daha iyi gidiyoruz.”
Aleric güldü.
Sonra gökyüzü bir anda beyaza döndü.
Gülümsemesi silindi.
Seraphina kollarını kaldırmıştı.
Beyaz büyü yeniden yayılıyordu.
Bu kez çok daha güçlüydü.
Aleric kitabı açtı.
Mürekkep sayfadan taşmaya başladı.
“Ne yapacağım?”
Kitap cevap vermedi.
Aleric sayfaya baktı.
“Ciddi misin?”
Hâlâ hiçbir şey yoktu.
“Tam zamanıydı.”
Morrgan ona baktı.
“Kitapla mı tartışıyorsun?”
“Evet.”
“İşe yarıyor mu?”
“Hayır.”
Morrgan gülümsedi.
“Devam et.”
Beyaz ışık üzerlerine geldi.
Aleric elini kaldırdı.
Mürekkep havaya yayıldı.
Siyah çizgiler birleşerek bir duvar oluşturdu.
Beyaz büyü duvara çarptı.
**GÜMMM!**
Ejderhalar gökyüzünde savruldu.
Kızıl alevler yükseldi.
Gri sis savaş alanına yayıldı.
Altın ışık parçalanmaya başladı.
Seraphina geri çekildi.
“Durun!”
Kimse durmadı.
Bir ejderha beyaz büyünün içinden geçti.
Arkasından üç tane daha geldi.
Büyü çatladı.
**ÇAT!**
Seraphina geriye sendeledi.
Aşağıdaki askerler bunu gördü.
Birçoğu artık kılıcını kaldırmıyordu.
İçlerinden biri bağırdı:
“Bize neden savaştığımızı söyle!”
Seraphina cevap vermedi.
“Duyuyor musunuz?!”
Asker kılıcını yere attı.
“Ben artık bilmiyorum!”
Bu kez başka bir asker de silahını bıraktı.
Sonra bir başkası.
Seraphina etrafına baktı.
Sanki ilk kez ordusunun gerçekten ne hâlde olduğunu görüyordu.
Aleric kitabına baktı.
Sayfada tek bir cümle belirdi.
**RENKLER SAVAŞMIYOR.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Peki kim savaşıyor?”
Kitap cevap vermedi.
Bu kez sayfa da değişmedi.
Morrgan gökyüzüne baktı.
“Bence cevabı yukarıda.”
Aleric onun baktığı yere döndü.
Gökyüzünde üç renk birbirine yaklaşıyordu.
Altın.
Kırmızı.
Gri.
Aralarında ise küçük bir siyah nokta vardı.
Nokta büyüdü.
Biraz daha.
Sonra gökyüzünün ortasında kocaman bir boşluğa dönüştü.
Ejderhalar bir anda sessizleşti.
Askerler durdu.
Kimse ne yapacağını bilmiyordu.
Aleric yavaşça:
“Bu normal değil.”
Morrgan kılıcını kaldırdı.
“Hayır.”
Seraphina'nın yüzündeki renk çekilmişti.
Aleric ona baktı.
“Sen bunu biliyorsun.”
“Hayır.”
“Biliyorsun.”
“Ben hiçbir şey başlatmadım.”
Morrgan ona doğru bi