# 46. BÖLÜM — KRALIN HUZURUNDA İLK SINAV
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 46. BÖLÜM — KRALIN HUZURUNDA İLK SINAV
Savaşın üzerinden birkaç saat geçmişti.
Kızıl Hisar'ın taş duvarlarında hâlâ çatlaklar vardı.
Koridorlarda askerler gidip geliyor, yaralılar için hazırlanan odalardan sesler yükseliyordu.
Aleric ise bütün bunlardan daha zor bir şeyin ortasındaydı.
Taht salonunda.
Karşısında Kral Valerius oturuyordu.
Aleric ellerini arkasında birleştirmişti.
Çünkü ellerini önde tutarsa titredikleri belli olacaktı.
Morrgan hemen yanında duruyordu.
Aleric ona yana doğru baktı.
Morrgan hiçbir şey söylemeden önüne bakıyordu.
Aleric sessizce:
“Sen neden bu kadar sakinsin?”
Morrgan göz ucuyla ona baktı.
“Çünkü babamla konuşmaya alışığım.”
“Ben değilim.”
“Fark ettim.”
Aleric derin bir nefes aldı.
Kral Valerius onları bir süre izledi.
Sonunda konuştu.
“Bu kadar savaşın ardından senden beklediğim ilk şeyin kılıç çekmek olduğunu düşünmüştüm.”
Aleric boğazını temizledi.
“Ben de.”
Valerius'un kaşı hafifçe kalktı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Peki neden kılıç çekmiyorsun?”
Aleric birkaç saniye düşündü.
“Çünkü sanırım bu sefer kılıçla halledemeyeceğim.”
Morrgan'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
Valerius bunu fark etti.
Sonra yeniden Aleric'e baktı.
“Doğru.”
Aleric'in avuçları yeniden terledi.
Valerius tahtından kalktı.
Ağır adımlarla onlara doğru geldi.
“Sen bu dünyaya geldiğinde kim olduğunu bile bilmiyordun.”
Aleric sustu.
“Sonra Araf'a girdin.”
“Evet.”
“Işık Krallığı seni istedi.”
“Evet.”
“Gölge seni korudu.”
Aleric Morrgan'a baktı.
Morrgan hiçbir şey söylemedi.
Valerius devam etti.
“Ve şimdi kızımın yanında duruyorsun.”
Aleric'in boğazı düğümlendi.
“Evet.”
Valerius'un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bu kadar kısa cevap vermen iyi değil.”
Aleric içinden geçirdiği düşünceyi tutamadı.
“Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum.”
“İlk kez dürüst bir cevap verdin.”
Morrgan kıkırdadı.
Aleric ona döndü.
“Sen gülme.”
“Gülmüyorum.”
“Gülüyorsun.”
“Biraz.”
Valerius ikisine bakarken başını iki yana salladı.
“İkiniz gerçekten savaşın ortasında bile böyle misiniz?”
Morrgan cevap verdi.
“Genelde.”
Aleric ekledi:
“Bazen daha kötü.”
Valerius ilk kez açıkça güldü.
Ama sonra yüzü yeniden ciddileşti.
“Peki.”
Aleric'in içi yeniden sıkıldı.
Valerius karşısında durdu.
“Bana kızımı neden istediğini söyle.”
Aleric dondu.
Morrgan da babasına baktı.
“Baba.”
“Sen sus.”
Morrgan kaşlarını kaldırdı.
Valerius Aleric'den gözlerini ayırmadı.
“Cevabı ondan değil, senden duymak istiyorum.”
Aleric bir an ne diyeceğini bilemedi.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Çünkü onun yanında kendim gibi olabiliyorum.”
Valerius sessiz kaldı.
Aleric devam etti.
“Başka bir dünyadan geldim. Burada ne olduğumu bile bilmiyorum. Bazen ne yapacağımı da bilmiyorum.”
Morrgan ona baktı.
“Ama onun yanında sürekli bir şey kanıtlamak zorunda hissetmiyorum.”
Valerius'un yüzündeki ifade değişti.
Aleric ellerine baktı.
“Onu değiştirmek istemiyorum.”
Sonra Morrgan'a döndü.
“Onun benim için karar vermesini de istemiyorum.”
Morrgan'ın bakışları yumuşadı.
Aleric yeniden krala baktı.
“Ben sadece... onunla aynı yolda yürümek istiyorum.”
Salon sessizleşti.
Aleric artık geri dönemeyeceğini anlamıştı.
Bu yüzden son cümleyi de söyledi.
“Eğer o da isterse... onunla evlenmek istiyorum.”
Morrgan'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Valerius ise uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Aleric'in kalbi hızlandı.
“Şimdi beni öldürmeyecek, değil mi?”
Morrgan fısıldadı:
“Bence önce biraz bekle.”
“Bu hiç yardımcı olmadı.”
Valerius bunu duydu.
“Merak etme.”
Aleric hemen ona baktı.
“Efendim?”
“Şimdilik seni öldürmeyeceğim.”
Aleric'in yüzündeki rahatlama o kadar belirgindi ki Morrgan kendini tutamayıp güldü.
“Şimdilik mi?”
Valerius kızına baktı.
“Ben daha bitirmedim.”
Morrgan sustu.
Valerius tekrar Aleric'e döndü.
“Sen bu dünyaya ait değilsin.”
Aleric başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Bir gün kendi dünyana dönmenin yolunu bulabilirsin.”
Aleric'in yüzündeki ifade değişti.
“Evet.”
“Peki kızım?”
Aleric cevap vermedi.
Bu soru, diğerlerinden daha ağırdı.
Valerius devam etti.
“Onu kendi dünyana götürmek isteyebilirsin.”
Aleric yavaşça başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Valerius kaşını kaldırdı.
“Bilmiyor musun?”
“Hayır.”
Aleric Morrgan'a baktı.
“Çünkü onun yerine karar vermek istemiyorum.”
Morrgan hiçbir şey söylemedi.
Ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
Valerius birkaç saniye onları izledi.
Sonra başını salladı.
“İşte bunu duymak istiyordum.”
Aleric şaşırdı.
“Yani... kızgın değil misiniz?”
Valerius güldü.
“Bir baba olarak kızımın evleneceğini duyunca biraz şaşırmam normal.”
Morrgan araya girdi.
“Biraz mı?”
Valerius kızına baktı.
“Oldukça.”
Morrgan güldü.
Aleric'in omuzları nihayet biraz gevşedi.
Valerius tahtına geri döndü.
“Ben sana evlenme izni vermeyeceğim.”
Aleric'in yüzü düştü.
Morrgan şaşkınlıkla babasına baktı.
Valerius devam etti.
“Çünkü kızımın hayatına kimin gireceğine ben karar vermeyeceğim.”
Aleric birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bu... beklediğimden daha iyi oldu.”
Valerius ona baktı.
“Bir şartım var.”
Aleric yeniden gerildi.
“Nedir?”
“Kızımı prenses olduğu için sevme.”
Aleric hiç düşünmeden cevap verdi.
“Zaten sevmiyorum.”
Morrgan ona döndü.
Aleric hemen toparladı.
“Yani... sadece prenses olduğu için değil.”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“Toparlayamadın.”
“Farkındayım.”
Valerius güldü.
“İşte tam olarak bundan bahsediyorum.”
Sonra Morrgan'a baktı.
“Karar senin.”
Morrgan başını salladı.
“Biliyorum.”
Valerius tekrar Aleric'e döndü.
“Ve sen.”
“Efendim?”
“Kızımın yanında duracaksan, onun yerine karar vermeyeceksin.”
Aleric başını salladı.
“Vermeyeceğim.”
“Onu değiştirmeye çalışmayacaksın.”
“Çalışmayacağım.”
“Ve bir gün yollarınız ayrılırsa...”
Valerius bir an durdu.
“Onu suçlamayacaksın.”
Aleric'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Tamam.”
Valerius başını salladı.
“O zaman benim söyleyecek başka bir şeyim yok.”
Aleric şaşkınlıkla baktı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Morrgan babasına baktı.
“Bu kadar mı?”
Valerius omuz silkti.
“Ne yapmamı bekliyorsunuz?”
Aleric dürüstçe cevap verdi.
“Biraz korkutmanızı.”
“Onu zaten yeterince korkuttum.”
Morrgan güldü.
Aleric de sonunda rahatladı.
Kitap, Aleric'in belinde hafifçe titredi.
Aleric hemen elini üzerine koydu.
“Sen sakın konuşma.”
Sayfalardan tek bir cümle göründü.
**GEÇ KALDIN.**
Aleric gözlerini kapattı.
“Tabii.”
Morrgan merakla baktı.
“Ne yazdı?”
Aleric kitabı kapattı.
“Hiçbir şey.”
Sayfalar hemen yeniden açıldı.
**YALAN.**
Morrgan kahkahayı bastı.
Valerius da başını iki yana salladı.
“Bu kitap senden daha dürüst.”
Aleric iç çekti.
“Bunu her fırsatta kullanmayın.”
Morrgan onun yanında durdu.
Bu kez aralarında savaş yoktu.
Ordu yoktu.
Ejderhalar yoktu.
Sadece üç insan ve konuşmayı fazla seven bir kitap vardı.
Valerius tahtından aşağı baktı.
“Git artık.”
Aleric şaşırdı.
“Nereye?”
“Bilmiyorum.”
Kralın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Ama yeni bir dünya kuracaksanız, burada oturup benim iznimi beklemeyin.”
Morrgan Aleric'e baktı.
Aleric de ona.
Sonra ikisi birlikte salondan çıktı.
Kapı arkalarından kapandı.
Aleric derin bir nefes verdi.
“Bitti.”
Morrgan güldü.
“İlk sınav.”
Aleric ona baktı.
“İlk mi?”
“Evet.”
“Başka sınavlar da mı var?”
Morrgan yürümeye devam etti.
“Muhtemelen.”
Aleric birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
“Ben neden bunu en son öğreniyorum?”
Koridorun sonunda Morrgan'ın sesi duyuldu.
“Çünkü sormadın.”
Aleric başını iki yana salladı.
Sonra onun peşinden yürüdü.
Arkasında ise taht salonu sessizliğe gömüldü.
Valerius bir süre kapıya baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Umarım ikiniz de ne yaptığınızı biliyorsunuzdur.”
Tahtın yanında duran kitaplıkta ise eski bir kitap kendi kendine açıldı.
Sayfada tek bir cümle belirdi:
**YENİ DÜNYA, İLK SINAVINI GEÇTİ.**