Keşfet

# 48. BÖLÜM — MAHŞERİN EN GÜZEL GÜNÜ

"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"

# 48. BÖLÜM — MAHŞERİN EN GÜZEL GÜNÜ

Güneş o sabah Işık Krallığı'nın yıkıntılarının ardından doğmadı.

Kızıl Hisar'ın üzerinde yükseldi.

İlk ışık taş duvarlara vurduğunda, savaşın izleri hâlâ oradaydı.

Çatlamış kuleler.

Yıkılmış sancaklar.

Meydanın kenarında duran kırık zırhlar.

Ama bu kez kimse onları saklamaya çalışmıyordu.

Çünkü artık insanlar gerçeği gizlemek yerine onunla yaşamayı öğreniyordu.

Meydan kalabalıktı.

Hem de hiç olmadığı kadar.

Ama bu kez kalabalığın içinde korku yoktu.

İnsanlar gülüyordu.

Bazıları ağlıyordu.

Bazıları birbirlerine sarılıyor, bazıları yıllardır söylemeye cesaret edemedikleri şeyleri ilk kez yüksek sesle söylüyordu.

Çocuklar meydanın ortasında koşuşturuyordu.

Kimse onlara nasıl gülmeleri gerektiğini anlatmıyordu.

Kimse hangi renkte olmaları gerektiğini söylemiyordu.

Gökyüzünde ise ejderhalar vardı.

Kızıl pullu olanlar.

Gri sisin içinden çıkanlar.

Koyu renkli olanlar.

Ve Morrgan'ın ejderhası...

Hepsi sabah göğünde daireler çiziyordu.

Kanatları güneş ışığını kesiyor, ardından yeniden açıldıklarında gökyüzüne kızıl ve altın yansımalar bırakıyordu.

Aleric meydanın kenarında durup bütün bunları izledi.

“Gerçekten oldu.”

Morrgan yanında duruyordu.

“Ne?”

Aleric etrafına baktı.

“Bilmiyorum.”

Morrgan hafifçe gülümsedi.

“Güzel cevap.”

“Bir kütüphaneci olarak daha iyi bir açıklama yapmam beklenirdi.”

“Artık sadece kütüphaneci değilsin.”

Aleric ona baktı.

“Peki neyim?”

Morrgan omuz silkti.

“Bunu kendin seç.”

Aleric gülümsedi.

“Bunu senden duymak garip şekilde güzel.”

Morrgan cevap vermedi.

Çünkü meydanın diğer ucunda borular çalmaya başlamıştı.

Kalabalık yavaşça iki yana ayrıldı.

Ve Aleric onu gördü.

Morrgan.

Bu kez Kızıl Prenses olarak değil.

Taç yoktu.

Ağır zırh yoktu.

Savaş meydanındaki o sert ifade de yoktu.

Üzerinde koyu kızıl ve siyah tonlarında sade ama görkemli bir kıyafet vardı.

Adımları sakindi.

Ama bütün meydan onun gelişini izliyordu.

Aleric istemsizce nefesini tuttu.

Morrgan yanına geldi.

“Ne oldu?”

Aleric başını iki yana salladı.

“Hiç.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Evet.”

Morrgan'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

“En azından artık dürüstsün.”

Tam o sırada Aleric'in elindeki kitap havalandı.

Aleric irkildi.

“Senin şimdi ortaya çıkman şart mı?”

Kitap havada dönerek sayfalarını açtı.

Mürekkep gökyüzüne doğru yükseldi.

Sayfalar hızla çevrildi.

Sonra kitap ilk kez yüksek sesle konuştu.

Ama bu kez alay etmiyordu.

Sesi meydanın tamamında yankılandı.

“Bunca yıl boyunca sonları yazdım.”

Herkes sustu.

“Kralların zaferlerini yazdım.”

Sayfalar çevrildi.

“Kaybedenlerin adlarını sildim.”

Bir sayfa daha.

“Canavarlar yarattım.”

Bir tane daha.

“Kahramanlar yarattım.”

Mürekkep havada üç renge ayrıldı.

Altın.

Kızıl.

Gri.

Kitap devam etti.

“Ama bugün ilk kez bir hikâyenin sonunu yazmak istemiyorum.”

Aleric başını kaldırdı.

Kitabın kapağındaki gümüş mühür parlıyordu.

“Çünkü bu son değil.”

Meydanda çıt çıkmıyordu.

“Bu, ilk kez gerçekten sizin hikâyeniz.”

Morrgan Aleric'e baktı.

Aleric de ona.

Kitap son cümlesini söyledi.

“Ve bu kez kimse sizin yerinize yazmayacak.”

Kitap yavaşça Aleric'in ellerine geri döndü.

Aleric kapağına baktı.

“Bunu hazırlamış mıydın?”

Kitap hemen cevap verdi.

**HAYIR.**

Aleric kaşını kaldırdı.

“İlk kez şaşırdım.”

**BEN DE.**

Morrgan güldü.

Sonra Valerius meydanın yüksek taş basamaklarına çıktı.

Kralın arkasında artık binlerce asker yoktu.

Sadece halk vardı.

Valerius elini kaldırdı.

Kalabalık sustu.

“Bugün,” dedi,

“eski dünyanın bittiğini söylemeyeceğim.”

Aleric dikkat kesildi.

“Çünkü eski dünya yaşandı.”

Valerius'un sesi meydanın tamamına yayıldı.

“Yaptığımız hatalar yaşandı. Verdiğimiz kararlar yaşandı. Kaybettiklerimiz yaşandı.”

Bir an durdu.

“Bunları silersek yeniden aynı hataları yaparız.”

Kalabalık sessizce dinliyordu.

“Bu yüzden geçmişi yok etmeyeceğiz.”

Valerius başını kaldırdı.

“Onu hatırlayacağız.”

Sonra elini meydandaki insanlara doğru uzattı.

“Ve bundan sonra kimse size hangi renkte olmanız gerektiğini söylemeyecek.”

Kalabalıktan önce küçük bir ses yükseldi.

Sonra bir başkası.

Ardından bütün meydan alkışlarla doldu.

Gökyüzündeki ejderhalar aynı anda kükredi.

Kanat sesleri taş duvarlarda yankılandı.

Aleric'in yüzünde büyük bir gülümseme oluştu.

Morrgan ona baktı.

“Hazır mısın?”

Aleric şaşırdı.

“Neye?”

“Yeni dünyaya.”

Aleric birkaç saniye düşündü.

“Hayır.”

Morrgan kaşını kaldırdı.

“Hayır mı?”

“Hiçbir zaman hazır olmadım.”

Sonra kitabına baktı.

“Sanırım mesele de bu.”

Morrgan başını salladı.

“Evet.”

Aleric elini uzattı.

Morrgan elini onun eline bıraktı.

Bu bir kurtarılma anı değildi.

Birinin diğerinin sahibi olduğu bir an da değildi.

Sadece iki insanın aynı yöne bakıp yürümeyi seçtiği bir andı.

Ve onlar yürümeye başladığında ejderhalar yeniden gökyüzüne yükseldi.

Bir tanesi kızıl alevlerini göğe bıraktı.

Bir diğeri gri sisin içinden geçti.

Üçüncüsü altın ışığın arasından süzüldü.

Üç renk birbirine karıştı.

Ama hiçbiri diğerini yok etmedi.

Tam tersine...

Yan yana durdular.

Gökyüzünde üç rengin arasında küçük bir siyah nokta belirdi.

Aleric durdu.

“Yine mi?”

Morrgan da gökyüzüne baktı.

“Bence bu kez farklı.”

Siyah nokta büyümedi.

Karanlığa dönüşmedi.

Aksine, üç rengin arasında küçük bir boşluk olarak kaldı.

Kitap kendi kendine açıldı.

Sayfada tek bir cümle belirdi.

**HER ŞEYİ DOLDURMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ.**

Aleric kitabı kapattı.

“Bu kez açıklama yapmayacak mısın?”

Kitap sustu.

Aleric şaşırdı.

“Gerçekten mi?”

Morrgan gülümsedi.

“Bırak.”

Aleric ona baktı.

“Niye?”

“Çünkü bazı şeyleri bizim anlamamız gerekiyor.”

Aleric başını salladı.

Sonra ikisi meydanın ortasına doğru yürüdü.

Arkalarında yıkılmış bir dünya vardı.

Önlerinde ise henüz yazılmamış bir dünya.

Ve o gün...

Mahşer ilk kez korkunun adı olmadı.

Bir sonun adı da olmadı.

Bir başlangıcın adı oldu.

Çünkü o meydanda insanlar ilk kez birbirlerine şunu söyleyebiliyordu:

**“Ne olacağımıza biz karar vereceğiz.”**

Ejderhalar gökyüzünde dönmeye devam etti.

Güneş yükseldi.

Kızıl Hisar'ın taşları altın ışığa büründü.

Ve Aleric, bir zamanlar sadece kitapların arasında yaşamış olan bir adam olarak başladığı yolculuğun sonunda şunu anladı:

Dünyayı değiştiren şey, en güçlü büyü değildi.

En büyük savaş da değildi.

Bir insanın ilk kez kendi kararını verebilmesiydi.

Kitabın son sayfası hafifçe kıpırdadı.

Aleric kapağı açmadı.

Çünkü artık ne yazacağını merak etmiyordu.

Çünkü ilk kez...

Devamını kendisi de yazabileceğini biliyordu.

Ve kitap, sanki bunu kabul eder gibi sessiz kaldı.

**HİKÂYE BİTMEDİ.**

**SADECE ARTIK SİZİN.**