# 49. BÖLÜM — MAHŞERİN EN GÜZEL GÜNÜ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 49. BÖLÜM — MAHŞERİN EN GÜZEL GÜNÜ
Güneş o sabah Işık Krallığı'nın yıkıntılarının arasından doğmadı.
Özgür insanların yeniden kurduğu meydanın üzerinden yükseldi.
Savaşın izleri hâlâ her yerdeydi.
Çatlamış taşlar.
Yere düşmüş sancaklar.
Kırılmış zırhlar.
Ama kimse onları saklamıyordu.
Çünkü artık geçmişi silmek yerine hatırlamayı öğrenmişlerdi.
Meydan insanlarla doluydu.
Ama bu kez kalabalığın içinde korku yoktu.
İnsanlar gülüyor, ağlıyor, birbirlerine sarılıyorlardı.
Çocuklar meydanın ortasında koşuyor, kimse onlara nasıl davranmaları gerektiğini söylemiyordu.
Gökyüzünde ise ejderhalar dönüyordu.
Kızıl alevler gökyüzünü aydınlatıyor, gri sis bulutların arasından süzülüyor, altın ışık taş duvarların üzerine vuruyordu.
Üç renk...
İlk kez birbirini yok etmeye çalışmadan aynı gökyüzündeydi.
Aleric meydanın kenarında durup bütün bunları izledi.
Morrgan yanına geldi.
“Ne düşünüyorsun?”
Aleric bir süre cevap vermedi.
“Gerçekten oldu.”
Morrgan çevresine baktı.
“Evet.”
“Garip.”
“Ne?”
“Bunca şeyden sonra dünyanın hâlâ burada olması.”
Morrgan hafifçe gülümsedi.
“Dünya burada.”
Aleric ona baktı.
“Biz değiştik.”
“Belki de gereken buydu.”
Tam o sırada meydandaki uğultu yavaşça kesildi.
İnsanlar iki yana ayrıldı.
Morrgan ortaya doğru yürüdü.
Bu kez üzerinde ağır bir kraliyet zırhı yoktu.
Taç da yoktu.
Kızıl ve siyah tonlarında sade ama görkemli bir kıyafet giymişti.
Artık sadece Kızıl Prenses değildi.
Kendi kararlarını verebilen bir kadındı.
Aleric onu izledi.
Morrgan karşısında durdu.
“Niye öyle bakıyorsun?”
Aleric gülümsedi.
“Hiç.”
“Yalan.”
“Evet.”
Morrgan güldü.
“En azından artık kabul ediyorsun.”
Aleric cevap verecekken elindeki kitap bir anda havalandı.
Aleric başını kaldırdı.
“Yine mi?”
Kitap kendi kapağını açtı.
Sayfalar rüzgâr olmamasına rağmen hızla çevrildi.
Sonra gümüş mührü parladı.
Kitabın sesi bütün meydana yayıldı.
“Bakın.”
Herkes sustu.
“Bunca zaman size krallıkları anlattım.”
Bir sayfa çevrildi.
“Renkleri anlattım.”
Bir başka sayfa.
“Zaferleri anlattım.”
Bir başka sayfa.
“Yalanları da.”
Kitap kısa bir süre sustu.
“Ve şimdi size bir şey söylemem gerekiyor.”
Aleric kitabı izliyordu.
“Ben bu hikâyenin sonunu bildiğimi sanıyordum.”
Mürekkep havaya yükseldi.
Altın.
Kızıl.
Gri.
“Yanılmışım.”
Meydanda kimse konuşmadı.
“Çünkü bu hikâyenin sonunda bir prenses kurtarılmadı.”
Morrgan başını kaldırdı.
“Bir kral dünyayı tek başına kurtarmadı.”
Valerius uzaktan onları izliyordu.
“Bir kütüphaneci de kahraman olmak için doğmadı.”
Aleric gülümsedi.
Kitap devam etti.
“İnsanlar sadece kendi seçimlerini yapmayı öğrendi.”
Sayfada yeni bir cümle belirdi.
**VE BAZEN EN BÜYÜK DEĞİŞİM BUDUR.**
Aleric Morrgan'a baktı.
Morrgan da ona.
Sonra Aleric elini uzattı.
Morrgan elini tuttu.
Bu birinin diğerini kurtardığı bir an değildi.
Birinin diğerinin sahibi olduğu bir an da değildi.
Sadece iki insanın aynı yöne yürümeyi seçtiği bir andı.
Gökyüzündeki ejderhalar aynı anda yükseldi.
Kızıl alevler gökyüzüne yayıldı.
Altın ışık onların arasından geçti.
Gri sis alevlerin çevresinde döndü.
Üç renk birbirine karıştı.
Ve gökyüzünün ortasında devasa bir mühür oluştu.
**VASIFSIZ SEVDA.**
Kalabalıktan büyük bir alkış yükseldi.
Aleric başını kaldırıp mühre baktı.
“Bunu sen mi yaptın?”
Kitap:
**HAYIR.**
“Kim yaptı?”
Kitap cevap vermedi.
Morrgan gülümsedi.
“Belki de herkes.”
Aleric başını salladı.
“Bu daha mantıklı.”
Kitap yavaşça Aleric'in ellerine geri döndü.
Meydandaki insanlar yeniden konuşmaya başladı.
Kimi geleceği tartışıyor, kimi yeni yolların nereden geçeceğini konuşuyor, kimi de yıllardır korktuğu şeyleri ilk kez açıkça anlatıyordu.
Dünya mükemmel değildi.
Ama artık kimse mükemmelmiş gibi davranmıyordu.
Ve belki de asıl fark buydu.
Aleric kitabın kapağını kapatmak üzereydi.
Kitap yeniden açıldı.
Aleric durdu.
“Ne oldu?”
Sayfada tek bir cümle belirdi.
**SON SAYFA.**
Aleric kaşlarını çattı.
“Gerçekten mi?”
Altına başka bir kelime geldi.
**BELKİ.**
Aleric güldü.
“Senin şu ‘belki’lerinden bıktım.”
Kitap bu kez doğrudan okuyucuya seslendi.
---
Eğer buraya kadar geldiyseniz...
Artık beni tanıyorsunuz.
Bazen size cevap verdim.
Bazen sustum.
Bazen yanlış anladım.
Bazen de bildiğimi sandığım şeylerin aslında öyle olmadığını gördüm.
Çünkü ben her şeyi bilen bir kitap değilim.
Ben sadece gördüklerimi ve yazılanları taşıyorum.
Bu hikâyede krallar vardı.
Prensesler vardı.
Kahramanlar vardı.
Canavarlar vardı.
Ama zamanla şunu öğrendim:
İnsanları isimleri belirlemiyor.
Renkleri belirlemiyor.
Taçları belirlemiyor.
Onları seçimleri belirliyor.
Aleric bunu öğrendi.
Morrgan da.
İkisi de korktu.
İkisi de yanıldı.
İkisi de bazı kararlarının bedelini ödedi.
Ama hiçbir zaman kusursuz olmak zorunda olmadılar.
Belki de bu yüzden bu hikâyeyi yazmak kolay değildi.
Çünkü kusursuz insanların ne yapacağını tahmin etmek kolaydır.
Ama kendi kararını verebilen bir insanın ne yapacağını...
Kimse bilemez.
---
Kitap sustu.
Aleric sayfaya baktı.
“Bitti mi?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra:
**BİLMİYORUM.**
Aleric başını iki yana salladı.
“Tabii.”
Morrgan güldü.
Kitap devam etti.
**EĞER BİTTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSANIZ, BİTMİŞTİR.**
Bir satır daha oluştu.
**AMA DEVAMINI MERAK EDİYORSANIZ...**
Sayfa boş kaldı.
Aleric bekledi.
Morrgan da.
Sonunda yeni bir görüntü ortaya çıktı.
Kızıl Hisar'ın çok uzağında bir yer.
Haritalarda bulunmayan bir şehir.
Üç rengin ulaşmadığı karanlık bir bölge.
Dağların arkasında uzanan bilinmeyen topraklar.
Ve gökyüzünde...
Küçük bir siyah nokta.
Aleric'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Burası neresi?”
Kitap:
**HENÜZ BİLMİYORSUNUZ.**
Morrgan kılıcının kabzasına dokundu.
“Sen biliyor musun?”
Kitap uzun süre sustu.
Sonra:
**HAYIR.**
Aleric güldü.
“İlk kez bunu duymak hoşuma gitti.”
Morrgan ona baktı.
“Neden?”
“Çünkü cevabı kendimiz bulabiliriz.”
Morrgan başını salladı.
“Belki de hikâyenin anlamı budur.”
Aleric kitabı kapattı.
İkisi birlikte yürümeye başladı.
Arkalarında yeni dünyanın meydanı kaldı.
Önlerinde ise henüz adını bile bilmedikleri yollar uzanıyordu.
Kitabın kapağı tamamen kapanmadan önce son bir cümle daha göründü.
**BU BİR SON OLABİLİR.**
Aleric durdu.
Altında yeni kelimeler belirdi.
**AMA HİKÂYENİN SONU OLMAK ZORUNDA DEĞİL.**
Bir süre hiçbir şey yazmadı.
Sonra son cümle ortaya çıktı:
**DEVAMINI KİM YAZACAK, ONU BEN DE BİLMİYORUM.**
Kitap kapandı.
Aleric kapağa baktı.
“Bu bir veda mıydı?”
Morrgan ufka baktı.
“Sanmıyorum.”
Uzakta bir ejderha kükredi.
Güneş yükselmeye devam etti.
Üç renk gökyüzünde yan yana durdu.
Ve siyah nokta...
Hâlâ uzakta bekliyordu.
Belki hikâye burada bitmişti.
Belki de yalnızca ilk hikâye bitmişti.
Bunu artık ne Aleric biliyordu...
Ne Morrgan...
Ne de kitap.
Çünkü bazı hikâyelerin devamını yazar belirlemez.
**Okuyucu karar verir.**
Ve böylece...
Mahşerin en güzel günü sona erdi.
Ama hikâye?
**Belki de daha yeni başlıyordu.**