# 8. BÖLÜM — BEYAZ YALANLARIN ÇÖKÜŞÜ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 8. BÖLÜM — BEYAZ YALANLARIN ÇÖKÜŞÜ
Kuzey kulesindeki odada ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.
Pencereden dışarı baktığımda gökyüzü çoktan kararmıştı.
Kızıl Hisar'ın avlusunda nöbetçiler dolaşıyor, uzaktan gelen sesler taş duvarların arasında yankılanıyordu.
Masadaki kitabı açtım.
Sayfalar yine boştu.
“Bir şey söylemeyecek misin?”
Sessizlik.
“Harika.”
Kitabı kapatmak üzereydim ki sayfanın üzerinde ince bir ışık belirdi.
Işık yavaşça yayıldı.
Duvarın üzerinde bir harita oluştu.
Kızıl Hisar.
Hisarın dışındaki tepeler.
Ve daha uzakta, yaklaşan bir ordu.
Kaşlarımı çattım.
“Bu da ne?”
Kitaptan yine cevap gelmedi.
Tam haritaya biraz daha yaklaşmıştım ki kapı açıldı.
Başımı çevirdim.
Morrgan içeri girdi.
Bu kez üzerinde savaş zırhı yoktu.
Kan kırmızısı, sade bir kaftan giymişti. Saçları omuzlarının üzerine düşüyordu.
Ama yüzündeki ifade değişmemişti.
Hâlâ aynı Morrgan'dı.
“Duyuyor musun?” diye sordu.
“Neyi?”
Morrgan pencereye doğru yürüdü.
“Bunu.”
Bir süre dinledim.
Sonra uzaktan gelen sesi fark ettim.
Borular.
Davullar.
Kalabalık bir ordunun hareket ettiğini belli eden boğuk sesler.
“Kim bunlar?”
Morrgan pencerenin önünde durdu.
“Işık Krallığı.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Buraya mı geliyorlar?”
“Evet.”
“Peki neden?”
Morrgan kısa bir kahkaha attı.
“Beni kurtarmaya.”
“Senin kurtarılmaya ihtiyacın mı var?”
Morrgan bana döndü.
“Onlara göre var.”
Pencerenin önünden ayrıldı.
“Babamın beni burada zorla tuttuğunu düşünüyorlar. Seni de beni kandıran bir yabancı olarak görüyorlar.”
“Beni daha yeni tanıyorlar.”
“Tanımalarına gerek yok.”
Masadaki kitaba baktı.
“Onlar için senin elinde bu kitabın olması yeterli.”
Kitaba baktım.
“Demek sorun yine bu.”
“Bu kitap her şeyin ortasında.”
Morrgan tekrar pencereye döndü.
“Ve şimdi onun peşinden buraya kadar geldiler.”
Tam o sırada pencereden bir şey içeri girdi.
Gümüş renkli bir ok.
Ok duvara saplandı.
İkimiz de aynı anda ona döndük.
Okun ucuna beyaz bir parşömen bağlanmıştı.
Morrgan kaşlarını çattı.
“Başladı.”
Oku duvardan çıkardım.
Parşömeni açtım.
Altın harflerle yazılmış kısa bir mesaj vardı.
**AZİZ PRENSES,**
**SAF IŞIĞIN ORDULARI KIZIL HİSAR'IN ÖNÜNDEDİR. SİZİ GÖLGE'NİN ELİNDEN KURTARACAĞIZ. KORKMAYIN. ARINMA VAKTİ GELDİ.**
Bir süre yazıya baktım.
“Arınma ne demek?”
Morrgan'ın yüzü sertleşti.
“Onların dilinde mi?”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Benim dilimde hiçbir şey.”
Parşömeni elimden aldı.
Mührüne baktı.
Sonra meşalenin yanına gitti.
Kâğıdı ateşe tuttu.
Alevler birkaç saniye içinde parşömeni sardı.
Morrgan kül olan parçaları yere bıraktı.
“Bana yıllardır aynı şeyi söylüyorlar.”
“Neyi?”
“Değişmem gerektiğini.”
Pencereye doğru baktı.
“Daha sakin ol. Daha uyumlu ol. Daha az soru sor. Daha az öfkelen.”
Bir an sustu.
“Bazen insanları düzeltmek istediklerini söyleyerek onlara yardım ettiklerini sanıyorlar.”
Dışarıdaki beyaz zırhlı askerleri görebiliyordum.
Ay ışığında neredeyse parlıyorlardı.
“Belki gerçekten seni kurtarmak istiyorlardır.”
Morrgan bana baktı.
“Belki.”
Sesindeki sakinlik beni şaşırttı.
“Bunu kabul ediyor musun?”
“Hayır.”
“Neden?”
Morrgan pencerenin dışındaki orduya baktı.
“Çünkü kimse bana ne istediğimi sormuyor.”
Odanın içinde birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra bana döndü.
“Sen sordun.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Morrgan masaya doğru yürüdü.
Kitaba baktı.
“Peki sen ne istiyorsun?”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Bilmiyorum.”
Morrgan kaşını kaldırdı.
“İlk defa dürüst bir cevap verdin.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
İstemeden gülümsedim.
Sonra dışarıdan daha yüksek bir boru sesi geldi.
Morrgan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Artık beklemeyecekler.”
“Ne yapacaksın?”
“Babamla konuşacağım.”
“Ya izin vermezse?”
Morrgan kapıya doğru yürüdü.
“İzin istemeyeceğim.”
Tam kapıya ulaşmıştı ki durdu.
Sonra bana baktı.
“Sen de geliyorsun.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ordunun karşısına mı?”
“Kitap senin elinde.”
“Bu hiç rahatlatıcı olmadı.”
Morrgan hafifçe gülümsedi.
“Alışırsın.”
Kapıya yöneldi.
Ben de kitabı aldım ve peşinden gittim.
Koridora çıktığımızda hisarın her zamankinden daha hareketli olduğunu fark ettim.
Muhafızlar koşuşturuyor, bazıları silahlarını hazırlıyordu.
Aşağıdan komut sesleri geliyordu.
Kızıl Hisar'ın bütün havası değişmişti.
Morrgan merdivenlerden inerken bana döndü.
“Bir şeyi unutma.”
“Neyi?”
“Onlar beyaz.”
Aşağı baktı.
“Biz kırmızı.”
Sonra gözlerini üzerime çevirdi.
“Sen ise ikisinin arasında duruyorsun.”
Elimdeki kitaba baktım.
Siyah kapağın kenarlarında çok hafif bir ışık vardı.
“Belki de mesele renkler değildir.”
Morrgan birkaç saniye sustu.
“Belki.”
Aşağı indiğimizde Valerius bizi bekliyordu.
Bakışları önce Morrgan'a, sonra bana ve kitaba kaydı.
“Orduları gördünüz.”
Morrgan başını salladı.
“Evet.”
“Ne istediklerini biliyorsun.”
“Beni.”
Valerius'un yüzü sertleşti.
“Ve kitabı.”
Morrgan bir adım öne çıktı.
“Beni burada tutamazsın.”
Valerius ona baktı.
“Tutmak gibi bir niyetim yok.”
Morrgan şaşırdı.
“Ne?”
Valerius'un bakışları dışarıdaki surlara kaydı.
“Çünkü artık mesele sen değilsin.”
Sonra bana baktı.
“Kitap geri döndü.”
O anda kitabın kapağı hafifçe titredi.
Bir sayfa kendi kendine açıldı.
Tek bir cümle belirdi.
**BEYAZLAR YALANI SEVER.**
Kaşlarımı çattım.
Morrgan kitabın üzerine eğildi.
“Ne yalanı?”
Yazı silindi.
Yeni bir cümle ortaya çıktı.
**ONLARIN DA KORKTUĞU BİR ŞEY VAR.**
Valerius kitabı uzun süre sessizce izledi.
“Bunu öğrenmenin zamanı geldi.”
Dışarıdan bir boru sesi daha yükseldi.
Bu kez çok daha yakındı.
Valerius muhafızlara döndü.
“Kapıları kapatın.”
Muhafızlar harekete geçti.
Morrgan kılıcının kabzasına uzandı.
Ben ise elimdeki kitaba baktım.
İlk kez kitabın bana bir şey anlatmak için değil, bir şeyi hatırlatmak için konuştuğunu düşündüm.
Dışarıdaki ordu beyazdı.
Ama kitabın söylediğine göre onların da sakladığı bir şey vardı.
Ve artık o sırrın peşine düşmek zorundaydık.
Kitap bir kez daha kendi kendine kapandı.
Kapağında tek bir kelime belirdi.
**BAŞLA.**