# 9. BÖLÜM — GERÇEĞİN RENGİ
"VASIFSIZ SEVDA: MASKESİZLER KRALLIĞI"
# 9. BÖLÜM — GERÇEĞİN RENGİ
Kızıl Hisar'ın burçlarında durup aşağı baktım.
Beyaz ordu, hisarın önündeki ovayı neredeyse tamamen kaplamıştı.
Meşaleler sıra sıra yanıyor, beyaz pelerinler rüzgârda dalgalanıyordu.
Uzaktan bakınca gerçekten etkileyiciydiler.
Düzenli.
Sessiz.
Neredeyse kusursuz.
Ama içimde bir şey bunun doğru olmadığını söylüyordu.
Yanımda Morrgan duruyordu.
Pelerini rüzgârda savruluyordu.
“Bak,” dedi.
Aşağıdaki orduyu gösterdi.
“Ne görüyorsun?”
Bir süre cevap vermedim.
“Beyaz zırhlar.”
Morrgan başını hafifçe salladı.
“Ben de ilk bakışta onu görüyorum.”
“İlk bakışta?”
“İkinci bakışta ise ne kadar korktuklarını.”
Ona baktım.
“Korkuyorlar mı?”
“Bizi gördükleri için değil.”
Bakışlarını hisarın içlerine çevirdi.
“Kontrol edemedikleri bir şey olduğu için.”
Tam o sırada aşağıdan bir ses yükseldi.
“PRENSES MORRGAN!”
Beyaz pelerinli bir adam öne çıktı.
Elinde uzun, gümüş renkli bir asa vardı.
“Gölge Krallığı tarafından alıkonulduğunuzu biliyoruz!”
Morrgan'ın yüzünde küçücük bir gülümseme oluştu.
“Alıkonulmuşum.”
“Size zarar verilmesine izin vermeyeceğiz!”
Morrgan bana baktı.
“Babam beni zorla mı tutuyor sence?”
“Bilmiyorum.”
“Güzel.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Güzel mi?”
“Çünkü artık hemen karar vermiyorsun.”
Aşağıdaki adam tekrar bağırdı.
“Prenses! Biz sizi kurtarmaya geldik!”
Morrgan bu kez surların kenarına doğru ilerledi.
“Beni kurtarmaya mı?”
Sesi aşağıya ulaşacak kadar yükseldi.
“Peki benden ne istediniz?”
Aşağıdaki askerler sessizleşti.
Morrgan devam etti.
“Bana ne istediğimi sordunuz mu?”
Cevap gelmedi.
Sadece rüzgârın sesi duyuldu.
Morrgan başını hafifçe yana eğdi.
“Hayır.”
Aşağıdaki adam asasını kaldırdı.
“Prenses, sizi bu karanlığın etkisinden çıkaracağız!”
Morrgan'ın yüzündeki ifade değişti.
“İşte sorun da bu.”
“Ne?”
“Beni dinlemeden benim adıma karar veriyorsunuz.”
Elimdeki kitap bir anda ısındı.
Başımı çevirdim.
Kapak kendi kendine açılmıştı.
Sayfalarda siyah mürekkep hareket ediyordu.
Bir cümle belirdi.
**BEYAZ, TEMİZ OLDUĞU İÇİN DEĞİL; LEKEYİ GİZLEDİĞİ İÇİN PARLAR.**
Kaşlarımı çattım.
“Bunu sen mi yazdın?”
Cevap gelmedi.
Yeni bir cümle oluştu.
**GERÇEK, RENK SEÇMEZ.**
Kitaba baktım.
Sonra aşağıdaki orduya.
İlk kez beyaz zırhların ardındaki insanlara dikkat ettim.
Bazıları birbirine bakıyordu.
Bazıları huzursuzdu.
Bazılarıysa gözlerini hiç kaldırmıyordu.
Morrgan da bunu fark etmişti.
“Gördün mü?”
“Evet.”
“Onların hepsi aynı değil.”
Bu cümle beni şaşırttı.
“Değil mi?”
“Hayır.”
Morrgan kılıcının kabzasına elini koydu.
“Bazıları gerçekten bizi kötü sanıyor.”
“Peki diğerleri?”
“Onları bulacağız.”
Aşağıdaki elçi tekrar bağırdı.
“Son kez söylüyoruz! Prenses, bizimle gelin!”
Morrgan derin bir nefes aldı.
Sonra aşağıya baktı.
“Hayır.”
Tek kelime.
Ama bütün surlarda yankılandı.
Elçinin yüzündeki sakin ifade kayboldu.
“Öyleyse zor kullanmak zorunda kalacağız.”
Bir anda beyaz askerlerin arasındaki saflar hareketlendi.
Mızraklar kaldırıldı.
Yaylar gerildi.
Morrgan bana baktı.
“Şimdi anladın mı?”
“Neyi?”
“İyilik bazen insanın elinden seçme hakkını aldığında başka bir şeye dönüşür.”
Aşağıdaki askerlerin arasından ilk mızrak havaya kalktı.
Kitabın sayfasında son bir cümle belirdi.
**MASKELER DÜŞTÜĞÜNDE RENKLERİN ÖNEMİ KALMAZ.**
Morrgan kılıcını çekti.
Ben kitabı kapattım.
Ve ilk kez, hangi tarafın iyi olduğunu düşünmek yerine başka bir soru sordum.
**Hangisi gerçeği söylüyordu?**