Keşfet

11. BÖLÜM — BİZİM DE KARDEŞİMİZ

Vasiyetle Gelen Gerçek

11. BÖLÜM — BİZİM DE KARDEŞİMİZ

Hastanenin koridorunda saatler geçmek bilmiyordu.

Umut ve Alara, yoğun bakımın önündeki sandalyelerde oturuyordu. İkisi de yorgundu. Ama gözlerini kapıdan ayırmaya niyetleri yoktu.

Fırtına, Yaman, Poyraz ve Barlas biraz ilerideki bekleme alanına geçmişti. Bir süredir sessizdiler. Her birinin aklında aynı aile sırrı, aynı sorular vardı.

Yaman ellerini birbirine kenetledi.

“Bunca yıl nasıl saklamış bizden?”

Fırtına pencerenin önünden döndü.

“Benim aklım hâlâ almıyor. Bir bebeği nasıl reddedersin? Kendi oğlunu…”

“Babamızın yaptığını anlamaya çalışmanın bir anlamı yok,” dedi Poyraz. “Yaptığı şeyin doğru olmadığını hepimiz biliyoruz.”

Barlas başını önüne eğdi.

“Levent amca olmasaydı Umut'un hayatı nasıl olurdu, onu bile bilmiyoruz.”

Fırtına derin bir nefes aldı.

“Bir de Nefes var. Kadın doğum sırasında hayatını kaybetmiş. Bebeğini bile kucağına alamamış.”

Yaman başını kaldırdı.

“Bazen düşünüyorum da, Nefes yaşasaydı acaba bunların hiçbiri yaşanır mıydı? Umut'u babamızdan koruyabilir miydi?”

“Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz,” dedi Barlas.

Fırtına yeniden pencereye döndü.

“Babamın yaptığına aklım ermiyor. Bir insan kendi çocuğuna nasıl sırtını döner? Üstelik bizi de ondan habersiz bırakmış.”

Poyraz sandalyesine yaslandı.

“Bizi de kandırmış. Yıllarca aynı evde yaşadık. Bir kardeşimiz olduğunu bilmeden büyüdük.”

Yaman bir süre sustuktan sonra konuştu.

“Umut da beş yıl önce öğrenmiş bizi. Ama hiç aramamış.”

Fırtına hemen ona döndü.

“İşte bunu anlayamıyorum. Dört ağabeyi olduğunu öğrenmiş. Bir kere bile merak edip aramamış mı?”

“Belki merak etmiştir,” dedi Barlas. “Ama bizimle tanışmak istememiş. Onun da kendine göre bir hayatı varmış.”

“Sen hiç mi kırılmadın?” diye sordu Fırtına.

“Ben de kırıldım. Ama onu suçlamıyorum. Bizim varlığımızı öğrenene kadar başka bir ailede büyümüş. Levent amca ve Lale yenge onun annesiyle babası olmuş.”

Poyraz başını salladı.

“Umut'un anlattıklarını düşünün. Mutlu bir hayatı varmış. Bizimle tanışmak istememesi, bizi küçümsediği anlamına gelmiyor.”

Fırtına'nın sesi biraz alçaldı.

“Yirmi üç yıl boyunca bir kardeşimiz varmış. İlk adımlarını atarken yanında değildik. Okula başladığında yanında değildik. Hastalandığında başında bekleyemedik.”

Yaman gözlerini kaçırdı.

“Bunları düşünmek insanın canını yakıyor.”

Barlas kardeşlerine baktı.

“Bundan sonra ne yapacağız peki? Geçmişi değiştiremeyiz.”

“Onu tanımaya çalışacağız,” dedi Poyraz. “Ama zorlamadan.”

Fırtına başını salladı.

“Ben sadece bir gün bizi gerçekten kardeşi olarak görmesini istiyorum.”

Yaman ayağa kalktı.

“Önce Atlas'ın yanına gidelim. Sonra da Umut'la konuşuruz.”

Koridora çıktıklarında Yeşim, Parla ve Pamir'le karşılaştılar.

Yeşim, oğullarının nereye gittiğini anlamıştı.

“Yine Umut'un yanına mı gidiyorsunuz?”

Fırtına durdu.

“Atlas'ın yanına gidiyoruz.”

Parla kollarını göğsünde birleştirdi.

“Son günlerde başka bir şey yaptığınız yok zaten.”

Yaman kaşlarını çattı.

“Parla, şimdi tartışma çıkarma.”

“Ben tartışma çıkarmıyorum. Sadece söylüyorum. Umut geldiğinden beri herkesin ilgisi onun üzerinde.”

Pamir de ablasına katıldı.

“Daha birbirimizi tanımıyoruz bile. Ama sanki yıllardır beraber yaşamışız gibi davranılıyor.”

Barlas sakin bir şekilde cevap verdi.

“Kimse öyle davranmıyor. Umut bizim kardeşimiz. Atlas ve Alara da kuzenlerimiz. Onları tanımaya çalışıyoruz.”

Parla alaycı bir ifadeyle güldü.

“Bir anda ne kadar kalabalık olduk.”

Fırtına'nın yüzü sertleşti.

“Ne demek istiyorsun sen?”

“Bir şey demiyorum. Sadece bu kadar hızlı değişmesine alışamadım.”

Poyraz araya girdi.

“Alışmak zorunda değilsin. Ama onların burada olmasından rahatsızlığını sürekli dile getirmenin de bir anlamı yok.”

Yeşim oğullarına baktı.

“Ben de bu evin düzenini düşünmek zorundayım. Her şeyin bir anda değişmesini beklemeyin.”

Yaman annesine döndü.

“Kimse senden bir şey beklemiyor. Ama babamızın bizden sakladığı bir kardeşimiz olduğunu öğrendik. Bunu yok sayamayız.”

“Ben yok sayın demedim,” diye karşılık verdi Yeşim. “Sadece herkesin biraz zamana ihtiyacı var.”

Barlas başını salladı.

“Zaman hepimize lazım zaten.”

Pamir ellerini cebine soktu.

“Peki Atlas ve Alara? Onlar da mı artık bizim ailemiz?”

Fırtına hiç düşünmeden cevap verdi.

“Elbette. Levent amcamın çocukları. Bizim kuzenlerimiz.”

Parla başka bir şey söyleyecek oldu ama Yaman'ın bakışlarını görünce sustu.

Poyraz kapıya yöneldi.

“Haydi gidelim. Daha fazla beklemeyelim.”

Dört kardeş koridora doğru yürüdü. Yeşim, Parla ve Pamir arkalarında kaldı.

Umut ve Alara, onları görünce başlarını kaldırdı.

Fırtına yanlarına yaklaştı.

“Bir haber var mı?”

Umut başını iki yana salladı.

“Henüz yok.”

Yaman, Alara'nın yanındaki boş sandalyeyi gösterdi.

“Yanına oturabilir miyim, kuzenim?”

Alara bir an duraksadı. Bu hitaba alışık değildi. Yine de hafifçe gülümsedi.

“Tabii, kuzenim.”

Yaman oturdu. Poyraz da yanlarına geçti.

“Sen de biraz dinlen Alara. Bütün gece buradasın.”

“Sen de dinlenmedin ki.”

Poyraz hafifçe gülümsedi.

“Ben alışığım.”

Barlas, yoğun bakım kapısına baktı.

“Atlas'la doğru düzgün tanışamadık. İnşallah iyileşir de bir gün oturup sohbet ederiz.”

Alara'nın gözleri doldu.

“Atlas'la sohbet etmek mi? Şimdiden kolay gelsin. Bir başladı mı susmaz.”

Umut ilk kez hafifçe gülümsedi.

“Doğru söylüyor. Bir de her konuda haklı olduğunu düşünür.”

Barlas'ın yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.

“Belli ki sizi epey uğraştırıyor.”

“Bazen,” dedi Umut. “Ama onsuz evin tadı olmaz.”

Bir anlık sessizlik oldu.

Fırtına, Umut'un yüzüne baktı.

“Sen de kendini ihmal etme küçük kardeşim. Atlas'ın yanında olacağım diye kendini tüketme.”

Umut, ona baktı. Bu hitap hâlâ yabancı geliyordu. Cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.

“Dikkat ederim.”

Yaman konuşmaya başladı.

“Umut, dün söylediklerini düşündük. Bizi aramamanın nedenini anlıyoruz. Yine de insan ister istemez merak ediyor. Beş yıl boyunca hiç mi aklına gelmedik?”

Umut bakışlarını yere indirdi.

“Geldiniz. Ama aramak istemedim. Benim zaten bir ailem vardı. Annem, babam, Atlas ve Alara… Mutluyduk. Sizin hayatınıza girip neyi değiştirecektim, bilmiyordum.”

Fırtına başını hafifçe salladı.

“Biz de senin hayatında olabilirdik.”

“Olabilirdiniz. Ama olmadınız. Bunda sizin suçunuz yok. Siz de gerçeği bilmiyordunuz.”

Poyraz söze girdi.

“Bundan sonra birbirimizi tanımak için bir şansımız olabilir mi?”

Umut hemen cevap vermedi.

“Bilmiyorum. Her şey çok yeni.”

“Anlıyoruz,” dedi Barlas. “Acele etmeyeceğiz.”

Alara, kuzenlerine baktı.

“Biz de sizi tanımak isteriz. Yeter ki birbirimizi zorlamayalım.”

Yaman gülümsedi.

“Anlaştık kuzenim.”

Umut konuşulanları sessizce dinledi. İçinde hâlâ birçok soru vardı. Ama en azından artık karşısındaki insanların kendisinden bir anda her şeyi değiştirmesini beklemediğini görüyordu.

Bir süre sonra yoğun bakım kapısı açıldı. İçeriden çıkan hemşire, doktorun aileye bilgi vereceğini söyledi.

Herkes ayağa kalktı.

Umut hemen öne çıktı.

“Bir şey mi oldu?”

Hemşire sakin bir sesle cevap verdi.

“Doktorumuz birazdan sizinle görüşecek.”

Fırtına, Umut'un yanına geldi.

“Merak etme. Önce bir dinleyelim.”

Umut cevap vermedi. Gözlerini kapıya dikmişti.

Yaman, Poyraz ve Barlas da yanlarında bekliyordu. Alara ellerini birbirine kenetlemişti.

Az sonra doktor koridora çıktı.

“Atlas'ın durumuyla ilgili sizinle konuşmam gerekiyor.”

Umut'un kalbi hızlandı.

“Nasıl? Bir değişiklik mi var?”

Doktor konuşmadan önce herkese baktı.

“Öncelikle sakin olmanızı istiyorum…”

Koridordaki herkes sessizliğe gömüldü.

Umut'un aklında tek bir düşünce vardı: Atlas'ın yeniden gözlerini açması.