Keşfet

2. BÖLÜM – YİRMİ ÜÇ YIL SONRA

Vasiyetle Gelen Gerçek

2. BÖLÜM – YİRMİ ÜÇ YIL SONRA

Los Angeles

Sabah alarmım çalmadan uyandım. Son zamanlarda hep böyle oluyordu. Erken kalkmaya alışmıştım. Önce kahvemi hazırlıyor, sonra çalışma odama geçiyordum.

Masamın üzerinde yeni kitabımın notları duruyordu. Birkaç gündür son bölümü bitirmeye çalışıyordum. Yayınevi kitabı bir an önce teslim etmemi istiyordu. Son kitabım beklediğimden çok ilgi görmüştü. İmza günleri, röportajlar, davetler derken neredeyse kendime zaman ayıramaz olmuştum.

İnsanlar beni genellikle ciddi ve mesafeli biri olarak tanırdı. Biraz soğuk, biraz da kendini beğenmiş bulanlar vardı. Psikolog olmam ve kitaplarımın bu kadar okunması, hakkımda herkesin bir fikri olmasına yetiyordu.

Açıkçası bunları pek umursamıyordum.

Hem beni evde gören biri, dışarıdaki hâlimle aynı kişi olduğuma inanmazdı.

— Umut!

Bilgisayarın başından seslendim.

— Efendim?

— Kahvaltı hazır, gelsene artık!

Atlas'ın sesiydi.

— Geliyorum.

— On dakikadır geliyorum diyorsun!

— Saat mi tutuyorsun?

— Senin yüzünden tutmaya başladım. İnsan kahvaltıya bu kadar geç kalır mı?

Tam cevap verecektim ki Alara araya girdi.

— Atlas, sabah sabah rahat bırak çocuğu.

— Ne çocuğu ya? Benden büyük sadece üç yaş!

— O zaman biraz büyümüş gibi davran.

İstemeden güldüm. Bilgisayarı kapatıp mutfağa geçtim. Atlas tezgâhın başındaydı, Alara ise masaya oturmuş çayını içiyordu.

Sandalyemi çekip tabağıma baktım.

— Bu ne?

Atlas gururla tabağı gösterdi.

— Kahvaltın.

— Bunu sen mi yaptın?

— Evet, neden şaşırdın?

Alara çayından bir yudum aldı.

— Çünkü yumurtaları yakmış.

— Yanmadı! Biraz fazla pişti sadece.

— Biraz mı? Taş gibi olmuşlar.

Atlas elindeki spatulayı tezgâha bıraktı.

— İkiniz de çok biliyorsunuz. Bir daha kahvaltı falan hazırlamam.

Tabağımdan bir parça alıp ağzıma attım.

— Fena değil.

Alara bana döndü.

— Gerçekten mi?

— Açım.

Atlas kahkaha attı.

— Gördün mü? Adam kıymetimi biliyor.

— Yok, sadece aç, dedi Alara.

Kahvaltı boyunca ikisi de susmadı. Bazen birbirleriyle uğraşıyor, bazen de beni konuşmalarına dahil ediyorlardı. Üçümüzün bir arada olduğu zamanlar genelde böyle geçerdi.

Levent ve Lale'nin üzerinden üç yıl geçmişti. Onların yokluğuna alışmak kolay olmamıştı. Ama Atlas ve Alara'yla birbirimize destek olmuştuk. Bu evde hâlâ onların izleri vardı.

Kahvaltı bittikten sonra tabağımı kenara bıraktım.

— Ben çalışmaya dönüyorum.

Atlas hemen arkamdan seslendi.

— Ünlü yazar bey!

Durup ona baktım.

— Ne oldu yine?

— Bugün röportajın vardı, değil mi?

— Öğleden sonra.

— Güzel. Beni de bırakacağın yere bırakabilirsin.

— Kendi araban nerede?

— Benzini bitmiş olabilir.

Alara hiç beklemeden cevap verdi.

— Bitmiş değil, tamamen bitmiş. Dün de aynı şeyi söyledi.

Atlas ona döndü.

— Sen benim kardeşim misin, düşmanım mı?

— İkisi de olabilir.

Gülerek başımı salladım.

— Ben sizin şoförünüz değilim.

Atlas omzuma kolunu attı.

— Ama dünyanın en iyi ağabeyisin.

— Bu kadar kolay kandığımı mı sanıyorsun?

Alara gülmeye başladı.

Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı. Aramayı açtım.

— Alo?

Karşıdaki kişi kendisini tanıttı. Trabzon'dan arıyordu. Birkaç cümle konuştuktan sonra asıl söyleyeceği şeyi anlattı.

Tahir Karadeniz vefat etmişti.

Bir süre sessiz kaldım. Haberi beklemiyordum ama beni yıkıp geçmedi de. Tahir benim biyolojik babamdı. Fakat benim için baba kelimesinin karşılığı hiçbir zaman o olmamıştı. Beni büyüten, yanımda olan insan Levent'ti.

— Umut? diye seslendi Alara.

Telefonu kapattım.

— Trabzon'dan aradılar.

Atlas'ın yüzü ciddileşti.

— Hayırdır?

— Tahir Karadeniz vefat etmiş.

İkisi de bir süre sessiz kaldı. Alara yanıma geldi.

— Ne yapacaksın?

Bir an düşündüm.

— Gideceğiz.

Atlas kaşlarını kaldırdı.

— Trabzon'a mı?

— Evet.

— Sen gitmek istiyor musun?

Başımı iki yana salladım.

— İstemekle ilgili değil. Levent'in vasiyeti var. Böyle bir şey olursa cenazeye gitmemizi özellikle istemişti.

Levent'in bu konudaki sözlerini hâlâ hatırlıyordum. O zamanlar neden bu kadar üzerinde durduğunu anlamamıştım. Şimdi ise onun isteğini yerine getirmekten başka bir şey düşünmüyordum.

Atlas başını salladı.

— Peki. Ne zaman gidiyoruz?

— Bugün. Hazırlanın.

Alara odasına doğru yürürken Atlas hâlâ mutfakta bekliyordu.

— Ne oldu? dedim.

— Bir şey yok. Sadece biraz tuhaf geldi.

— Nesi tuhaf?

— Yıllardır konuşmadığımız bir yere şimdi gidiyoruz.

Haklıydı. Ben de aynı şeyi düşünüyordum.

— Fazla düşünme, dedim. Önce bavulunu hazırla. Yoksa seni orada bırakırım.

Atlas güldü.

— Beni bırakırsan Alara'yı da götüremezsin. İkiniz bensiz yapamazsınız.

— Kendine fazla güveniyorsun.

— Ailede birinin güvenmesi lazım.

Başımı sallayıp çalışma odama geçtim. Masamın üzerindeki notlara son kez baktım. Bilgisayarı kapattım, telefonumu cebime koydum.

Los Angeles'taki sıradan günüm böyle bitmişti.

Yıllardır uzakta olduğum Trabzon'a gidiyordum. Üstelik bu kez yalnız değildim.

Yanımda Atlas ve Alara vardı.

Yorumlar

  • İkbal Sürücü: Kalemine sağlık canım