3. BÖLÜM – YILLAR SONRA
3. BÖLÜM – YILLAR SONRA
Trabzon'da sabah erkenden başlamıştı.
Karadeniz ailesinin evinde o gün alışılmışın dışında bir telaş vardı. Tahir Karadeniz'in ölüm haberinin ardından telefonlar susmamış, eve gelen giden eksik olmamıştı.
Fırtına salonda telefonla konuşurken Yaman mutfakta kahvaltısını bitirmeye çalışıyordu.
“Yaman, daha hazır değil misun?” diye seslendi Fırtına.
Yaman elindeki bardağı masaya bıraktı.
“Hazırım da sen sabah sabah niye bu kadar acele edeysun?”
“İşimiz var uşağum. Her şeyi son dakikaya bırakmayalım.”
Poyraz kapının yanında ceketini giyiyordu.
“İkiniz de başlayacağunuz şimdi. Hadi çıkalım.”
Barlas odasından çıktı.
“Ben hazırım. Sizi bekliyorum.”
Yaman ona baktı.
“Sen hazır mısun? Biraz önce odandan ses geliyordu.”
“Ne var? İnsan üstünü başını düzeltir.”
Fırtına başını iki yana salladı.
“Allah sabır versin bana. Daha günün başındayız.”
Dördü de kısa bir süre güldü. Evdeki telaşın arasında bu küçük atışmalar iyi gelmişti.
Mutfağın diğer tarafında Yeşim, Parla ve Pamir hazırlanıyordu.
Parla telefonuna bakarken annesine sordu:
“Anne, bugün çok kalabalık olacak mı?”
“Olur kızım. Babanın tanıdığı çoktu.”
Pamir mutfağa girip buzdolabını açtı.
“Evde yiyecek bir şey var mı?”
Yeşim ona döndü.
“Pamir, biraz önce kahvaltı ettin.”
“Acıktım yine.”
Parla gülerek kardeşine baktı.
“Senin başka bir işin yok zaten. Yemek düşünmek.”
Pamir omuz silkti.
“Ne yapayım? Aç kalayım mı?”
Yeşim ikisine de bakıp başını salladı.
“Allah sizi bildiği gibi yapsın. Hadi, hazırlanın artık.”
Parla odasına gitmek üzereyken durdu.
“Anne, babamın odasını ne zaman toparlayacağız?”
Yeşim bir an sustu.
“Şimdi değil. Bugün cenazemiz var.”
“Tamam, sadece sordum.”
Pamir de annesine baktı.
“Sonra bakarız değil mi?”
“Sonra bakarız. Şimdi bu konuyu kapatın.”
Yeşim'in aklında başka şeyler de vardı ama bunları çocuklarıyla bile açıkça konuşmak istemiyordu.
Bir süre sonra herkes evden çıktı.
Cenaze alanına vardıklarında kalabalık artmaya başlamıştı. Akrabalar, komşular ve aile dostları birer birer geliyordu.
Fırtına gelenleri karşılıyor, Yaman telefonlara cevap veriyor, Poyraz cenaze işleriyle ilgileniyordu. Barlas da bir kenarda bekleyen yaşlı akrabalarının yanına geçti.
“Başınız sağ olsun evladum,” dedi yaşlı adam.
“Sağ olasın.”
Adam bir süre Fırtına'yla konuştuktan sonra etrafa baktı.
“Levent'in çocukları da gelecek miydi acaba?”
Fırtına şaşırdı.
“Levent amcamın çocukları mı?”
“Ha uşağum. Umut, Atlas, Alara. Yıllardır buralarda görmeduk onları.”
Yaman da konuşmaya kulak misafiri oldu.
“Umut kimdi?”
Adam gülümsedi.
“Levent'in oğlu işte. Üçü de Amerika'da büyüdü. Küçükken görmüştüm, şimdi kocaman olmuşlardır.”
Fırtına kısa bir süre düşündü.
“Bizim pek haberimiz yoktu.”
“Olur öyle. Uzakta yaşadılar. Neyse, belki bugün görürsünüz.”
Adam başka birinin yanına geçince Yaman kardeşine döndü.
“Levent amcamın çocuklarını ben de doğru düzgün hatırlamıyorum.”
Fırtına omuz silkti.
“Ben de. Küçüktük herhâlde.”
Poyraz yanlarına geldi.
“Ne konuşuyorsunuz?”
Yaman cevap verdi.
“Levent amcamın çocuklarından bahsediyorduk.”
“Ha, onlar. Yıllardır görüşmedik.”
Barlas da konuşmaya katıldı.
“Gelirlerse tanışırız.”
Fırtına başını salladı.
“Tabii. Şimdi şu işlere bakalım.”
Bir süre sonra kalabalığın diğer ucunda üç kişi göründü.
Umut, Atlas ve Alara birlikte ilerliyordu. Yolculuk onları yormuştu. Üçü de etrafı dikkatle inceliyordu.
Atlas etrafına bakındı.
“Burası düşündüğümden daha kalabalıkmış.”
Alara ona döndü.
“Cenaze sonuçta Atlas. İnsanların gelmesi normal.”
“Biliyorum, sadece söyledim.”
Umut ikisini dinlerken çevresine baktı.
“Önce gidip başsağlığı dileyelim. Sonra bakarız.”
Atlas başını salladı.
“Tamam.”
Alara, Umut'un yüzüne baktı.
“İyi misin?”
“İyiyim. Siz?”
“Biraz yorgunum.”
Atlas hemen araya girdi.
“Ben de açım.”
Umut ona döndü.
“Senin aç olmadığın bir zaman var mı?”
“Yolculuk yaptık. Normal değil mi?”
Alara gülümseyerek başını salladı.
“İkiniz de bugün biraz sakin olun.”
“Ben gayet sakinim,” dedi Umut.
Atlas güldü.
“Bunu başkalarına anlat.”
Üçü birlikte kalabalığa doğru yürüdü.
Fırtına, yanındaki akrabasıyla konuşurken gözleri onlara takıldı.
“Yaman,” diye seslendi.
“Ne oldu?”
“Şu gelenler kim?”
Yaman baktı ama tanıyamadı.
Tam o sırada yaşlı akrabaları yanlarına geldi.
“Onlar işte Levent'in çocukları. Bak, öndeki Umut.”
Yaman başını salladı.
“Demek bunlar.”
Poyraz da yanlarına yaklaştı.
“Kuzenlerimiz mi?”
“Evet uşağum. Yıllar oldu, görüşmeyeli.”
Umut, Atlas ve Alara yanlarına geldiğinde Fırtına öne çıktı.
“Başınız sağ olsun,” dedi Umut.
Fırtına elini uzattı.
“Sağ ol. Hoş geldiniz.”
Umut elini sıktı.
“Hoş bulduk.”
Yaman kendini tanıttı.
“Ben Yaman.”
“Umut.”
“Biliyorum. Adını az önce öğrendik.”
Umut hafifçe gülümsedi.
“Demek benden önce ismim gelmiş.”
Yaman da gülümsedi.
“Öyle oldu.”
Atlas öne çıktı.
“Ben Atlas.”
Poyraz onunla tokalaştı.
“Hoş geldun uşağum.”
Atlas bir an duraksadı ama gülümsedi.
“Hoş bulduk.”
Alara da kendini tanıttı.
“Ben de Alara.”
Barlas başını salladı.
“Hoş geldun Alara.”
Kısa bir sessizlik oldu. Yıllardır görüşmeyen insanların birbirlerine ne söyleyeceğini bilemediği anlardan biriydi.
Fırtına konuşmayı sürdürdü.
“Yol nasıl geçti?”
“Uzundu ama sorun olmadı,” dedi Umut.
Atlas hemen araya girdi.
“Biraz daha sürseydi arabada uyuyakalacaktım.”
Umut ona baktı.
“Yolun yarısında zaten uyudun.”
“Dinleniyordum.”
Alara gülerek ikisine baktı.
“Daha yeni geldik, başladınız yine.”
Barlas'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“İyi anlaşuyorsunuz galiba.”
“Maalesef,” dedi Umut.
Atlas hemen karşılık verdi.
“Bunu diyen de bütün yol boyunca bizi susturmaya çalıştı.”
Yaman güldü.
“Bizim evde de böyle. Alışırsınız.”
Yeşim, Parla ve Pamir de uzaktan onları izliyordu.
Parla annesine yaklaştı.
“Anne, bunlar mı?”
“Evet, Levent'in çocukları olmalı.”
“Hiç tanımıyorum.”
“Ben de doğru düzgün tanımıyorum kızım. Küçükken görmüştüm.”
Pamir merakla sordu:
“Yani bizim kuzenlerimiz?”
Yeşim başını salladı.
“Evet.”
Parla bir süre Umut'a baktı.
“Umut hangisi?”
“Öndeki. Takım elbiseli olan.”
Pamir hafifçe başını eğdi.
“Bayağı büyümüşler.”
Yeşim cevap vermedi. Bir süre daha onları izledi, sonra Parla'ya döndü.
“Gel, biz de gidip başsağlığı dileyelim.”
Üçü birlikte yanlarına yaklaştı.
Yeşim önce Umut'a, sonra Atlas ve Alara'ya baktı.
“Hoş geldiniz. Başınız sağ olsun demek bize düşmez ama yine de geçmiş olsun.”
Umut kibarca karşılık verdi.
“Teşekkür ederiz.”
Yeşim kendini tanıttı.
“Ben Yeşim. Tahir'in eşiyim.”
“Memnun oldum,” dedi Umut.
Parla da kendini tanıttı.
“Ben Parla.”
“Umut.”
Pamir elini uzattı.
“Pamir.”
Atlas onunla tokalaştı.
“Memnun oldum.”
Tanışma kısa sürdü. Kimse uzun uzun konuşmadı. Ortam buna uygun değildi.
Cenaze vakti yaklaşınca herkes yerini aldı.
Umut, Atlas ve Alara biraz geride duruyordu. Fırtına, Yaman, Poyraz ve Barlas ise ailelerinin yanında bekliyordu.
Umut karşısındaki fotoğrafa baktı. Tahir'i tanımıyordu. Onunla ilgili güzel ya da kötü hatıraları yoktu. Yine de biyolojik babasının cenazesinde olmak tuhaf bir histi.
Atlas sessizce yanına yaklaştı.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Umut başını salladı.
“Yok. Sen Alara'nın yanında dur.”
Atlas daha fazla soru sormadı.
Cenaze namazı için insanlar saf tuttu. İki aile de yan yana durdu. Birbirlerini yeni tanıyorlardı ama aynı günün içinde aynı acının etrafında toplanmışlardı.
Namazın ardından insanlar sırayla başsağlığı dilemeye başladı.
Yaman, Umut'un yanına geldi.
“Levent amcamdan ara sıra haber alıyorduk ama sizi uzun zamandır göremedik.”
Umut başını salladı.
“Biz de uzun zamandır Trabzon'a gelmedik.”
“Los Angeles'ta mı yaşıyorsunuz?”
“Evet.”
Atlas konuşmaya katıldı.
“Üçümüz de orada büyüdük.”
Barlas merakla sordu:
“Trabzon'u hatırlıyor musunuz?”
Alara cevap verdi.
“Ben çok küçükken gelmişim. Pek hatırlamıyorum.”
Poyraz başını salladı.
“İnşallah bu sefer biraz gezme fırsatınız olur.”
Umut hafifçe gülümsedi.
“Baka