Keşfet

5. BÖLÜM — İÇİMİZDE KALANLAR

Vasiyetle Gelen Gerçek

5. BÖLÜM — İÇİMİZDE KALANLAR

Umut'un evden ayrılmasının ardından salonda kimse konuşmadı.

Avukatın okuduğu vasiyetin ardından herkesin kafasında aynı sorular vardı. Fakat kimsenin verecek bir cevabı yoktu.

Fırtına, elini saçlarının arasından geçirip ayağa kalktı.

“Ben bunu kabul edemiyorum.”

Yaman başını kaldırdı.

“Neyi?”

“Her şeyi! Babamızın bir kardeşimizi bizden saklamasını, Levent amcamın bunu yıllarca bilmesini, Umut'un bütün bunlardan haberdar olmasını... Hangisini kabul edeyim?”

Sesi gittikçe yükselmişti.

“Yirmi üç yıl! Tam yirmi üç yıl boyunca bizden saklanmış!”

Poyraz da ayağa kalktı.

“Bağırarak bir yere varamayız Fırtına.”

Fırtına kardeşine döndü.

“Sen nasıl bu kadar sakinsin? Babamız bir çocuğu istememiş, kardeşine vermiş. Sonra da bizden gizlemiş. Bunun hesabını kim verecek?”

“Babamız veremez artık,” dedi Yaman. “Öldü.”

“Biliyorum!”

Fırtına'nın sesi salonda yankılandı.

Barlas başını öne eğmişti. Diğerleri kadar konuşmuyordu ama yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

“Bir de Umut var,” dedi sonunda.

Fırtına ona döndü.

“Ne olmuş Umut'a?”

“Bizi tanımak istemediğini söyledi. Belli ki bu konuyu bizim kadar önemsemiyor.”

“Önemsemiyor mu?” Fırtına acı bir şekilde güldü. “Adamın hayatı boyunca bizden haberi varmış. Bizimse yok. Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi çekip gidiyor.”

Yaman araya girdi.

“Belki de onun için hiçbir şey değişmedi. Onun ailesi Levent amcamla Lale yengem.”

“Peki biz neyiz?”

Bu soruya kimse cevap vermedi.

Yeşim, Parla ve Pamir salona girdiklerinde tartışma hâlâ devam ediyordu.

Yeşim oğullarının yüzlerine baktı.

“Yine mi aynı konu?”

Fırtına cevap vermedi. Yaman annesine döndü.

“Anne, sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?”

Yeşim koltuğa oturdu.

“Ne düşünebilirim? Babanızın geçmişinde bilmediğimiz şeyler varmış.”

Pamir koltuğun arkasına yaslandı.

“Bence asıl mesele bundan sonra ne olacağı.”

Fırtına hemen ona baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bir şey demek istemiyorum. Sadece herkesin hayatı değişti. Umut da artık bu ailenin bir parçası.”

“Bunu ona söyle,” dedi Barlas. “Çünkü kendisi öyle düşünmüyor.”

Parla konuşmaya katıldı.

“Belki de zamana ihtiyacı vardır. Sonuçta burada büyümemiş.”

Yeşim kızına baktı.

“Sen de hemen onu savunmaya başladın.”

“Savunmuyorum anne. Sadece olanı söylüyorum.”

Yaman ellerini masaya koydu.

“Şu an Umut'un ne istediğini tartışmanın anlamı yok. Önce kendi aramızda bu durumu anlamamız gerekiyor.”

Yeşim bir süre sustu.

“Ben yalnızca ailemizin daha fazla karışmasını istemiyorum.”

Fırtına sertçe karşılık verdi.

“Aile zaten yıllar önce karışmış. Biz sadece şimdi öğreniyoruz.”

Yeşim cevap vermedi.

Fırtına odasına geçtiğinde kapıyı biraz sert kapattı.

Yatağın kenarına oturdu. Bir süre ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek öylece kaldı.

Annesini düşündü.

Onu kaybettiklerinde evin nasıl sessizleştiğini, kardeşleriyle birbirlerine nasıl tutunduklarını hatırlıyordu. O günlerden sonra ailelerinin başına başka bir şey gelmeyeceğini düşünmüştü.

Yanılmıştı.

Babası, annelerinin ölümünden sonra yaşanan bir gerçeği de onlardan saklamıştı.

Umut'un hiçbir suçu olmadığını biliyordu. Asıl öfkesi babasınaydı.

Ama Umut'un kendilerine karşı bu kadar uzak durması da canını yakmıştı.

Telefonunu eline aldı. Bir süre ekrana baktıktan sonra tekrar bıraktı.

Şimdilik aramayacaktı.

Yaman çalışma odasında oturuyordu. Önündeki dosyayı kapattı.

Olaylara mantıklı yaklaşmaya çalışıyordu ama bu kez başaramıyordu.

Babasının yaptığı şeyi anlamlandırmak istiyordu. Umut'un bebekken yaşadıklarını düşündükçe içindeki öfke artıyordu.

Bir bebeğin hiçbir şeyden haberi yoktu. Buna rağmen hayatı başkalarının kararlarıyla şekillenmişti.

Levent amcası onu alıp götürmüş, kendi evladı gibi büyütmüştü.

Yaman'ın içinde Levent'e karşı bir minnet vardı. Çünkü Umut'un hayatını kurtaran, ona sahip çıkan oydu.

Ama babasına duyduğu kırgınlık daha ağır basıyordu.

Poyraz o gece uyumakta zorlandı.

Umut'un yüzü gözünün önüne geliyordu. Kardeşinin konuşurkenki soğuk tavrını hatırladı.

Bir asker olarak zor durumlarda sakin kalmayı öğrenmişti. Fakat ailesi söz konusu olduğunda aynı soğukkanlılığı korumak kolay değildi.

Bir kardeşi vardı.

Ve o kardeş, kendilerini hayatına almak istemiyordu.

Poyraz bunu değiştiremeyeceğini biliyordu. Yine de bir gün karşılıklı oturup konuşabilmeyi istiyordu.

Barlas sabah erkenden evden çıktı.

Sahile doğru yürürken cebindeki telefon çaldı. Arayan Yaman'dı.

“Ne yapıyorsun?”

“Dışarıdayım.”

“Eve gelecek misin?”

“Birazdan.”

Yaman kısa bir sessizliğin ardından konuştu.

“Dün gece düşündüm de... Babamı hiç böyle tanımıyormuşum.”

Barlas denize baktı.

“Ben de.”

“Umut'u aramayı düşünüyor musun?”

“Hayır. Şimdilik istemediğini söyledi. Üzerine gitmeyeceğim.”

“Belki haklısın.”

Telefonu kapattıklarında Barlas bir süre daha yürüdü.

Asiye o sabah tesisin laboratuvarında çalışıyordu.

Önündeki numuneleri tek tek kontrol ediyor, sonuçları not ediyordu. Derya elinde yeni bir dosyayla yanına geldi.

“Şu sonuçlara da bakabilir misin?”

Asiye dosyayı aldı.

“Tabii.”

Bir süre inceledikten sonra başını kaldırdı.

“Bu üreticinin geçen haftaki numunesiyle arasında fark var.”

“Ben de onu fark ettim.”

“Bugün bahçeye gitmemiz lazım. Üretim koşullarını yerinde görmeden karar vermeyelim.”

Derya gülümsedi.

“Senin bugün de dışarıda olacağın belli oldu.”

“İşimiz bu. Sadece sonuçlara bakıp üreticiyi suçlayamayız.”

Öğleden önce bahçeye gittiler. Asiye üreticilerle konuştu, yaprakları inceledi ve kurutma süreci hakkında bilgi aldı.

Üreticilerden biri ona dönüp:

“Biz yıllardır böyle yapıyoruz kızım,” dedi.

Asiye sakin bir şekilde cevap verdi.

“Biliyorum amca. Ama bazı şartlar değişiyor. Biz de yöntemimizi ona göre düzenlemeliyiz.”

“Yani yanlış mı yapıyoruz?”

“Yanlış demiyorum. Birlikte daha iyisini bulmaya çalışıyoruz.”

Asiye'nin amacı yalnızca rapor hazırlamak değildi. Üreticilerin emeğinin karşılığını almasını istiyordu. Bunun için de onları dinlemeden karar vermemeye çalışıyordu.

İşlerini tamamladıklarında Derya arabaya doğru yürüdü.

“Bugün de epey yorulduk.”

Asiye çantasını omzuna yerleştirdi.

“En azından ne olduğunu öğrendik.”

“Sen her şeyi yerinde görmeden rahat edemiyorsun.”

“Çünkü masa başında oturarak her sorunu çözemeyiz.”

Akşam eve döndüğünde annesi mutfaktaydı.

“Geldin mi kızım?”

“Geldim anne.”

“Yemek hazır. Elini yüzünü yıka, gel.”

Asiye mutfağa geçip annesine yardım etti. Gün içinde yaşadıklarını anlatırken telefonuna Alara'dan mesaj geldi.

Yarın müsait misin? Üreticiyle ilgili konuşacaktık.

Asiye cevap yazdı.

Öğleden sonra tesisteyim. Gelebilirsiniz.

Telefonunu bıraktı.

Annesi ona baktı.

“Arkadaşın mı?”

“Yeni tanıştığım biri. Yardımcı olmaya çalışıyorum.”

“İyi yapıyorsun.”

Asiye gülümsedi.

Trabzon'da günler geçerken Umut'un da dönüş hazırlıkları sürüyordu.

Atlas'la telefonda konuştuğunda kardeşinin sesindeki sabırsızlığı hemen fark etti.

“Ne zaman geliyorsun artık?”

“Yakında.”

“Yakında ne demek? Gün ver.”

“Sen önce kendi işlerini hallet.”

Atlas güldü.

“Beni özledin, biliyorum.”

Alara arkadan seslendi.

“Atlas, telefonu biraz da ben kullanayım!”

Umut gülümsedi.

“İkiniz de aynı anda konuşmayın. Başım ağrıyor.”

“Tamam abi,” dedi Alara. “Seni bekliyoruz.”

Umut telefonu kapattı.

Onların yanına dönmek istiyordu. Trabzon'da kalmak için bir sebep görmüyordu.

Aynı gün Asiye, tesisten çıktıktan sonra şehir merkezinde bir yere uğradı. Elindeki dosyalarla kaldırımda ilerlerken karşıdan gelen birine çarpmamak için son anda durdu.

Başını kaldırdığında tanıdık yüzü gördü.

“Yine siz!”

Umut da onu tanımıştı.

“Bu şehirde karşılaşmamamız için ne yapmamız gerekiyor?”

Asiye kaşlarını kaldırdı.

“Önce siz yolunuza bakabilirsiniz.”

“Ben zaten yoluma bakıyordum.”

“Demek ki yeterince dikkatli bakmıyorsunuz.”

Umut hafifçe başını salladı.

“Her karşılaşmamızda bir tartışma çıkarmayı başarıyorsunuz.”

“Ben mi çıkarıyorum?”

“Şu an başka biriyle konuşmuyorum.”

Asiye kısa bir süre ona baktı.

“Gerçekten çok yorucusunuz.”

“Bu konuda da aynı fikirdeyi