Keşfet

6. BÖLÜM — GEÇMİŞİN GÖLGESİ

Vasiyetle Gelen Gerçek

6. BÖLÜM — GEÇMİŞİN GÖLGESİ

Umut, Atlas ve Alara'nın evden ayrılmasının üzerinden çok geçmemişti.

Karadeniz evinde ise kimsenin keyfi yerinde değildi. Herkes birkaç saat önce öğrendiği gerçeği düşünüyordu.

Fırtına salonda ayakta duruyor, bir türlü sakinleşemiyordu.

“Ben bunu hâlâ aklıma sığdıramıyorum. Babamızın bizden bir kardeşimizi saklaması ne demek?”

Yaman koltuğa oturup ellerini birleştirdi.

“Belli ki yıllardır sakladığı şeyler varmış.”

“İyi de neden?” Fırtına kardeşine döndü. “Biz ne yaptık da bunu bizden gizledi?”

Poyraz araya girdi.

“Şimdi birbirimize kızmanın faydası yok.”

Fırtına ona baktı.

“Sen de mi sakin kalacaksın Poyraz? Yirmi üç yıl boyunca bir kardeşimiz varmış, haberimiz yokmuş!”

Barlas pencerenin önünden ayrıldı.

“Bağırınca değişen bir şey olmayacak.”

“Senin de mi söyleyecek başka bir şeyin yok?”

Barlas omuz silkti.

“Var. Ama önce gerçeğin tamamını öğrenmek istiyorum.”

Tam o sırada kapı çaldı.

Yaman kapıyı açtığında karşısında İdris dedesi ve Nermin babaannesini gördü.

“Dede, babaanne? Hayırdır, ne oldu?”

İdris içeri girerken bastonunu kenara bıraktı.

“Bir şey olduğu yok uşağum. Ama konuşmamız gereken şeyler var.”

Nermin torunlarının yüzlerine baktı.

“Umut meselesini konuşacağız.”

Fırtına hemen ayağa kalktı.

“Demek siz de biliyordunuz babaanne?”

Nermin başını hafifçe salladı.

“Biliyorduk oğlum. Hem de en başından beri.”

Yaman'ın yüzü değişti.

“Peki neden bugüne kadar sustunuz?”

İdris derin bir nefes aldı.

“Her şeyi anlatalım da ondan sonra ne diyecekseniz deyin.”

Herkes salona geçti.

Nermin babaanne konuşmaya başlamadan önce torunlarına tek tek baktı.

“Umut'un annesi Nefes, doğum sırasında vefat etti. Bebek sağlıklıydı. Ama Tahir onu istemedi.”

Poyraz'ın kaşları çatıldı.

“Nasıl yani, hiç mi sahip çıkmadı?”

İdris dede başını salladı.

“Yok uşağum. Bebeği kucağına bile almak istemedi. Levent buna karşı çıktı. Kardeşinin yaptığına razı olmadı.”

Barlas sessizce sordu:

“Sonra Levent amcam bebeği aldı mı?”

“Evet,” dedi İdris. “Tahir, çocuğu Amerika'ya götürmesini söyledi. Bir daha Trabzon'a dönmemesini, sizlere de bu çocuktan bahsetmemesini istedi.”

Fırtına dişlerini sıktı.

“Babamız bunu nasıl yapmış?”

Nermin devam etti.

“Levent bebeği alıp Lale'ye götürdü. Lale hiç tereddüt etmedi. Onu kendi evladı gibi büyüttü. Adını da Umut koydu.”

Yaman başını öne eğdi.

“Yani Levent amcamla Lale yengem onu bizden uzakta büyüttü.”

“Öyle oldu,” dedi Nermin. “Yıllarca Amerika'da yaşadılar. Trabzon'a da pek gelmediler. Geldiklerinde de uzun kalmadılar. Umut'un bu ailede yaşananlardan uzak olmasını istediler.”

Fırtına bu kez dedesine döndü.

“Dede, siz de yıllarca sustunuz. Bunu bize nasıl yapabildiniz?”

İdris gözlerini torunlarından kaçırmadı.

“Bak evladum, haklısın. Biz de sustuk. Ama o günlerde Tahir'in kararına karşı çıkmak kolay değildi. Levent çıktı karşısına. O çocuğu sahipsiz bırakmadı.”

“Bizim de kardeşimizdi,” dedi Poyraz.

“Biliyorum oğlum,” diye karşılık verdi Nermin. “Ama Umut'un bundan haberi yoktu demiyorum. O da gerçeği öğrendi. Yalnız, onun ailesi Levent'le Lale'ydi. Sizi tanımadan büyüdü.”

Barlas başını salladı.

“Bizi hayatına almak istememesinin sebebi de bu demek.”

“Biraz da kendinizi onun yerine koyun,” dedi Nermin. “Bir ömür başka bir ailede büyümüş. Şimdi karşısına hiç tanımadığı dört kardeş çıkmış.”

Yaman sessizce başını salladı.

“Anladık babaanne.”

Fırtına ise hâlâ öfkeliydi.

“Ben Umut'a kızmıyorum. Babamıza kızıyorum. Keşke bunu hayattayken öğrenebilseydik.”

İdris dede bastonuna uzandı.

“Keşke uşağum. Keşke…”

Yeşim, konuşmanın başından beri sessizdi. Sonunda ayağa kalktı.

“Bir dakika. Herkes Umut'tan bahsediyor ama benim de söyleyeceklerim var.”

Fırtına annesine döndü.

“Ne oldu?”

Yeşim acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Anneniz öldüğünde hepiniz daha küçüktünüz. Ben bu eve geldiğimde sizin annenizin yerini almaya çalışmadım. Siz bana anne diyorsunuz diye kendimi anneniz sanmadım. Benim de kendi çocuklarım var. Parla ve Pamir.”

Yaman sakin bir sesle karşılık verdi.

“Bunu biliyoruz.”

“Öyleyse beni de anlamaya çalışın. Tahir'in benden ne sakladığını şimdi öğreniyorum. Yirmi üç yıl boyunca aynı evde yaşadığım adamın böyle bir sırrı varmış. Benim bundan haberim yokmuş.”

Barlas ona baktı.

“Bizim de yoktu.”

Yeşim başını salladı.

“İşte ben de bunu söylüyorum. Siz babanızın size ne yaptığını düşünüyorsunuz. Peki ya bana? Ben de onun karısıydım. Benden de saklamış.”

Fırtına kollarını göğsünde birleştirdi.

“Peki şimdi ne istiyorsun?”

Yeşim'in cevabı gecikmedi.

“Çocuklarımın bu işin içinde ezilmesini istemiyorum. Parla'nın ve Pamir'in geleceğini düşünmek zorundayım. Onları kimsenin gerisinde bırakmam.”

Yaman başını iki yana salladı.

“Kimse onları geride bırakmaya çalışmıyor. Ama Umut da bizim kardeşimiz.”

Yeşim gözlerini kaçırdı.

“Ben de kendi çocuklarımı koruyacağım. Bundan kimse rahatsız olmasın.”

Parla annesinin yanına yaklaştı.

“Anne, biz de buradayız. Merak etme.”

Pamir de başını salladı.

“Kimse bizi unutmadı.”

Yeşim çocuklarına baktı. Bir şey söylemedi ama yüzündeki ifade yumuşamıştı.

Aynı saatlerde Umut, Atlas ve Alara dönüş hazırlıklarını tamamlıyordu.

Umut valizinin fermuarını kapattı.

“Arabayı çağırdınız mı?”

Atlas telefonunu kaldırdı.

“Çağırdım abi. Birkaç dakikaya gelir.”

Alara çantasını omzuna taktı.

“Sonunda dönüyoruz.”

Umut saate baktı.

“Uçağı kaçırmayalım da.”

Atlas güldü.

“Sen merak etme. Her şeyi ayarladım.”

Üçü evden çıkmak üzereyken dışarıdan siren sesleri duyuldu.

Alara pencereye yaklaştı.

“Bu da ne?”

Atlas telefonundan haberlere baktı.

“Bir dakika… Şehirde bazı yollar kapanmış.”

Umut yanına geldi.

“Ne olmuş?”

“Şiddetli yağış nedeniyle heyelan meydana gelmiş. Bazı bölgelerde tahliye varmış.”

Tam o sırada Umut'un telefonuna bildirim geldi.

Uçuşları iptal edilmişti.

Umut ekrana baktı.

“Şaka gibi.”

Atlas kaşlarını kaldırdı.

“Ne oldu abi?”

“Uçuş iptal.”

Alara hemen kendi telefonunu kontrol etti.

“Başka uçuş var mı?”

“Şimdilik yok. Yeni bilgilendirme bekleyeceğiz.”

Atlas başını iki yana salladı.

“Tam da gideceğimiz gün…”

Umut telefonunu cebine koydu.

“Önce güvenli bir yere geçelim. Sonra bakarız.”

Trabzon'da etkili olan sağanak yağış, bazı bölgelerde ciddi sorunlara yol açmıştı. Bir yamaçta meydana gelen heyelan nedeniyle yol kapanmış, yakın çevredeki evler için tahliye kararı alınmıştı.

Umut, Atlas ve Alara güvenli bir yerde bekliyordu.

Alara telefonunu çıkardı.

“Annem merak etmesin, haber vereyim.”

Atlas da dışarıdaki yağmuru gösteren kısa bir video çekip sosyal medya hikâyesinde paylaştı.

Alara da bulunduğu yerden bir fotoğraf ekledi. Konum etiketi de hikâyede görünüyordu.

Umut onlara baktı.

“Çok fazla ayrıntı paylaşmayın. Herkesin görmesine gerek yok.”

Atlas paylaşımını düzenledi.

“Tamam abi.”

Fakat Alara'nın hikâyesini görenlerden biri çoktan Karadeniz ailesine haber vermişti.

Yaman telefonuna gelen bildirime baktı.

“Bir dakika.”

Barlas yanına geldi.

“Ne oldu?”

Yaman telefonu ona uzattı.

“Alara'nın hikâyesi. Trabzon'dalar. Konum da görünüyor.”

Fırtına hemen yanlarına geldi.

“Umut da yanlarında mı?”

“Beraberlerdi. Büyük ihtimalle evet.”

Poyraz telefonundan bölgedeki gelişmeleri kontrol etti.

“Orası kapanan yola yakın. Ekipler hâlâ çalışıyor.”

Fırtına hemen Alara'yı aradı.

“Alara? İyi misiniz?”

“İyiyiz abi. Merak etmeyin.”

“Neredesiniz tam olarak?”

Alara bulundukları yeri tarif etti.

Poyraz telefonu aldı.

“Oradan ayrılmayın. Güvenli bir yerde bekleyin. Ben bölgedeki ekiplerle konuşacağım.”

“Tamam abi.”

Fırtına telefonu yeniden eline aldı.

“Umut yanınızda mı?”

Alara telefonu Umut'a uzattı.

“Abi, Fırtına arıyor.”

Umut telefonu aldı.

“Efendim?”

“İyi misin?”

“İyiyim.”

“Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin.”

“Tamam. Merak etmeyin.”

Fırtına bir şey daha söylemek istedi ama Umut telefonu kapattı.

Yaman kardeşine baktı.

“En azından iyilermiş.”

Barlas başını salladı.

“Şimdilik yapabileceğimiz tek şey beklemek.”

Akşam saatlerine doğru yağmur hâlâ devam ediyordu.