Keşfet

7. BÖLÜM — KONUŞMAK İSTEMİYORUM

Vasiyetle Gelen Gerçek

7. BÖLÜM — KONUŞMAK İSTEMİYORUM

Trabzon'da sabah, yağmurun ardından serin bir havayla başlamıştı.

Umut, otelin penceresinin önünde durmuş dışarıyı izliyordu. Bir an önce hava koşullarının düzelmesini ve Los Angeles'a dönmeyi istiyordu.

Atlas yatağın üzerinde telefonuyla uğraşıyor, Alara ise çantasını düzenliyordu.

“Uçuşla ilgili bir haber var mı?” diye sordu Alara.

Umut telefonunu kontrol etti.

“Henüz yok.”

Atlas başını kaldırdı.

“Biraz daha bekleyeceğiz anlaşılan.”

Umut cevap vermedi. Tam o sırada kapı çaldı.

Atlas kapıya yöneldi.

“Kim o?”

Kapıyı açtığında karşısında dört kişiyi gördü.

Fırtına, Yaman, Poyraz ve Barlas.

Atlas şaşkınlıkla yüzlerine baktı.

“Buyurun?”

Yaman sakin bir sesle konuştu.

“Umut burada mı?”

Atlas arkasına döndü.

“Abi, kuzenlerimiz geldi.”

Umut'un yüzündeki ifade değişti.

“Ne işleri var burada?”

Fırtına kapıdan seslendi.

“Umut, seninle konuşmaya geldik.”

Umut olduğu yerde kaldı.

“Benim konuşacak bir şeyim yok.”

Yaman araya girdi.

“Bizim var. Birkaç dakika dinle bizi.”

Umut kapıya doğru yürüdü. Dört kardeşle göz göze geldi.

“Buraya kadar neden geldiniz?”

Poyraz cevap verdi.

“Seninle konuşmak istiyoruz.”

“İstemiyorum.”

Barlas sakin bir şekilde konuştu.

“Biraz oturup konuşalım. Sonra yine gitmek istersen gidersin.”

Umut birkaç saniye düşündü. Sonra kapının önünden çekildi.

“Peki. Oturun.”

Herkes salona geçti.

Umut karşılarındaki koltuğa oturdu. Atlas ve Alara da onun yanına yerleşti.

Bir süre kimse konuşmadı.

Sonunda Yaman sessizliği bozdu.

“Önce şunu söyleyelim. Biz bu gerçeği senden değil, babamızın vasiyetinden öğrendik.”

Umut başını salladı.

“Biliyorum.”

Fırtına öne doğru eğildi.

“Peki sen ne zamandır biliyordun?”

“Uzun zamandır.”

“Ve bize söylemedin?”

Umut'un yüzü değişmedi.

“Size neden söylemem gerekiyordu?”

Fırtına'nın sesi yükseldi.

“Çünkü biz senin ağabeyleriniz!”

Umut da ayağa kalktı.

“Benim ağabeylerim mi? Siz benim hayatımda yoktunuz!”

“Biz senin varlığını bile bilmiyorduk!”

“Benim suçum mu?”

Fırtına sustu.

Umut devam etti:

“Ben doğduğumda babanız beni istememiş. Beni alıp Amerika'ya götüren Levent'ti. Beni büyüten de oydu. Bana babalık yapan adam oydu.”

Poyraz araya girdi.

“Umut, biz de bunu yeni öğrendik. Bizim de haberimiz yoktu.”

“Biliyorum. Ama bu gerçeği öğrenmiş olmamız, bir anda aile olduğumuz anlamına gelmiyor.”

Barlas gözlerini Umut'tan ayırmadı.

“Peki bizi hiç merak etmedin mi?”

Umut kısa bir süre düşündü.

“Hayır. Çünkü hayatımda siz yoktunuz. Benim bir ailem vardı. Annem, babam, Atlas ve Alara… Benim için aile buydu.”

Yaman başını hafifçe salladı.

“Bunu anlıyoruz. Ama yine de seni tanımak istiyoruz.”

“Ben istemiyorum.”

Fırtına tekrar konuştu.

“Bize bir şans bile vermeyecek misin?”

Umut'un sabrı tükenmeye başlamıştı.

“Ben sizden bir şey istemedim. Ne geçmişinizi ne de hayatınızı merak ediyorum. Lütfen bunu anlayın.”

Poyraz'ın yüzü gerildi.

“Biz sana kötü bir şey yapmak için gelmedik uşağum.”

Umut ona döndü.

“Ben de size kötü bir şey yapmadım. Ama sürekli benden bir şey bekliyorsunuz.”

Yaman derin bir nefes aldı.

“Bir şey soracağım. Babamız sana ne anlattı?”

Umut'un bakışları sertleşti.

“Babam mı?”

Fırtına başını salladı.

“Levent amcamdan bahsediyorsun, değil mi?”

“Evet. Babamdan.”

Umut bir an sustu.

“Bana her şeyi anlattı. Tahir'in beni istemediğini, annemin doğum sırasında öldüğünü, Levent amcamın beni alıp Amerika'ya götürdüğünü…”

Yaman dikkatle dinliyordu.

Umut devam etti:

“Babam ve annem beni büyüttü. Bana aile oldular. Sizden hiçbir şey beklemedim.”

Fırtına'nın sesi bu kez daha alçaktı.

“Peki Tahir'e hiç kızmadın mı?”

Umut doğrudan cevap verdi.

“Babanız suçlu. Beni istemeyen, annemin ölümünden sonra beni reddeden oydu. Ama bunun sorumlusu siz değilsiniz. Ben de bunu biliyorum.”

“Öyleyse neden bize bu kadar uzak duruyorsun?” diye sordu Poyraz.

“Çünkü sizi tanımıyorum.”

Odanın içi yeniden sessizleşti.

Barlas başını eğdi.

“Belki zamanla tanırsın.”

Umut başını iki yana salladı.

“Ben zaman istemiyorum. Unutun. Yeter artık.”

Fırtına ayağa kalktı.

“Bu kadar kolay mı senin için?”

Umut da ayağa kalktı.

“Benim için kolay olduğunu kim söyledi? Ama geçmişi değiştiremeyiz. Bunu kabul edin artık!”

Yaman iki kardeşin arasına girdi.

“Fırtına, otur.”

Fırtına kardeşine döndü.

“Sen de mi onu savunuyorsun?”

“Kimseyi savunmuyorum. Birbirimizi dinlemeye çalışıyoruz.”

Poyraz, Fırtına'nın koluna dokundu.

“Yeter artık. Buraya kavga etmeye gelmedik.”

Umut ise son kez konuştu.

“Ben konuşmak istemiyorum dedim. Daha neyi anlamıyorsunuz? Lütfen gidin.”

Tartışma büyürken Fırtına'nın gözü masanın üzerindeki pasaporta takıldı.

Umut'un dönüş hazırlıkları için yanında tuttuğu pasaportuydu.

Fırtına bir anda masaya yönelip pasaportu eline aldı.

“Sen gerçekten bizi hayatından tamamen çıkaracak mısın?”

Umut sertçe cevap verdi.

“Pasaportumu bırak.”

“Bir dakika dinle beni!”

“Bırak dedim!”

Fırtına öfkesine hâkim olamadı. Elindeki pasaportu yaktı.

Oda bir anda sessizleşti.

Alara şaşkınlıkla ayağa kalktı.

“Sen ne yaptın?”

Atlas hemen Umut'un yanına geçti.

“Abi…”

Umut birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Gözleri pasaportundaydı.

Sonra başını kaldırıp Fırtına'ya baktı.

“Sen ne yaptığının farkında mısın?”

Fırtına'nın öfkesi bir anda yerini şaşkınlığa bırakmıştı.

“Ben…”

“Benim gitmemi istemiyorsun diye pasaportumu mu yakıyorsun?”

Yaman sertçe kardeşine döndü.

“Fırtına! Aklını mı kaçırdın sen?”

Poyraz da öfkeyle konuştu.

“Uşağum, bu yaptığın kabul edilecek şey değil!”

Barlas yerde kalan pasaporta baktı. Sonra Fırtına'ya döndü.

“Bunu nasıl yaptın?”

Fırtına cevap veremedi.

Umut bir adım geri çekildi.

“Beni burada tutmak için bunu yaptın, öyle mi?”

“Umut, ben sadece…”

“Bir daha adımı ağzına alma.”

Atlas, Umut'un yanına geçti.

“Abi, hadi. Buradan çıkalım.”

Alara da çantasını aldı.

Yaman, Umut'a döndü.

“Bunun için özür dileriz. Fırtına'nın yaptığı doğru değil.”

Umut acı bir ifadeyle başını salladı.

“Özür dilemesi hiçbir şeyi değiştirmiyor.”

Fırtına başını öne eğmişti.

“Ben sadece gitmeni istemedim.”

Umut son kez ona baktı.

“Beni tanımak istiyorsanız önce bana saygı duymayı öğrenin.”

Ardından Atlas ve Alara'yla birlikte odadan çıktı.

Koridorda Alara, Umut'un yanında yürüyordu.

“Abi, iyi misin?”

“İyiyim.”

Atlas ona baktı.

“Hiç iyi görünmüyorsun.”

Umut cevap vermedi.

Alara biraz daha yaklaştı.

“Pasaport meselesini hallederiz. Merak etme.”

Umut başını salladı.

“Önce konsoloslukla ve gerekli yerlerle görüşmemiz gerekecek. Bu iş hemen çözülmez.”

Atlas içini çekti.

“Bir de bununla uğraşacağız şimdi.”

Umut asansörün düğmesine bastı.

“Boş ver. Şu an onlarla uğraşmak istemiyorum.”

Odada kalan dört kardeş arasında ağır bir sessizlik vardı.

Poyraz, Fırtına'ya döndü.

“Ne yaptığının farkında mısın? Çocuğu daha da uzaklaştırdın.”

Fırtına ellerini yüzüne götürdü.

“Biliyorum.”

Barlas kapıya baktı.

“Hayır. Bence henüz anlamadın.”

Yaman derin bir nefes aldı.

“Artık onu zorlayamayız. Bu işi daha da kötü hâle getirdik.”

Fırtına başını kaldırdı.

“Ben sadece gitmesini istemedim.”

Yaman sertçe karşılık verdi.

“Bunu istememen, ona böyle davranabileceğin anlamına gelmiyor.”

Poyraz başını salladı.

“Önce özür dilemen gerekiyor. Ama özür dilemek de her şeyi düzeltecek diye düşünme.”

Fırtına cevap veremedi.

Barlas pencereye yöneldi.

“Bence artık onun ne istediğini dinlemeyi öğrenmeliyiz.”

Fırtına ilk kez söyleyecek söz bulamadı.

Umut otel odasına geri döndüğünde ilk işi telefonunu eline almak oldu.

Dönüş işlemleri için ne yapmaları gerektiğini araştırmaya başladı.

Atlas yanına oturdu.

“Abi, hallederiz. Bir yolunu buluruz.”

Umut ekrandan gözlerini ayırmadan cevap verdi.

“Biliyorum.”

Alara çantasını kenara bıraktı.

“Bir süre dinlen. Sonra gereken yerlere ulaşırız.”

Umut başını salladı.

O gün Trabzon'da kalmak istemesinin hiçbir sebebi kalmamıştı. Üstelik artık gitmesini zorlaştıran bir olay daha yaşanmıştı.

Telefonunu masaya bıraktı.

“Bir daha odaya gelirlerse kapıyı açmayın.”

Atlas başını s