8. BÖLÜM — BİR ANDA
8. BÖLÜM — BİR ANDA
Evde akşamın sessizliği vardı.
Umut, salonun koltuğuna oturmuş telefonundaki mesajlara bakıyordu. Alara mutfakta bir şeyler hazırlıyor, Atlas ise pencerenin önünde durmuş dışarıyı seyrediyordu.
Trabzon'a geleli birkaç gün olmuştu. Başlangıçta yalnızca cenazeye katılıp geri dönmeyi planlamışlardı. Fakat yaşananlar, düşündüklerinden çok daha karmaşık bir hâl almıştı.
Atlas pencerenin önünden ayrılıp koltuğun karşısına oturdu.
“Abi?”
Umut telefonunu bıraktı.
“Efendim?”
“Bir şey soracağım.”
“Dinliyorum.”
Atlas bir süre ne söyleyeceğini düşündü.
“Babamızı özlüyor musun?”
Umut'un yüzündeki ifade değişti. Sorunun cevabını vermek için düşünmesine gerek yoktu.
“Her gün.”
Atlas başını önüne eğdi.
“Ben de.”
Bir süre sessiz kaldılar.
“Bazen,” diye devam etti Atlas, “bir şey oluyor. Aklıma hemen babam geliyor. Şunu ona anlatayım, bunu ona sorayım diyorum. Sonra artık arayamayacağımı hatırlıyorum.”
Umut kardeşine baktı.
“Ben de hâlâ bazen telefonumu elime alıyorum. Bir şey anlatacakmışım gibi geliyor.”
Atlas hafifçe gülümsedi.
“Kesin yine bize akıl verirdi.”
“Önce seninle uğraşırdı. Sonra bana sıra gelirdi.”
“Bana neden uğraşsın ki?”
Umut kaşını kaldırdı.
“Gerçekten bunu soruyor musun?”
Atlas güldü.
“Tamam, sustum.”
O sırada Alara elinde bardaklarla salona geldi.
“Ne konuşuyorsunuz?”
“Babanızın bizi ne kadar özlediğini,” dedi Umut.
Alara bardakları masaya bıraktı.
“Bence babam şu an burada olsaydı önce Atlas'a kızardı.”
Atlas hemen itiraz etti.
“Yine ben mi?”
“Başka kim olacak?”
Umut ikisine bakıp gülümsedi. Birkaç saniyeliğine eski günlere dönmüş gibiydiler.
Alara koltuğa oturdu.
“Annem de olsaydı şimdi bize bir şeyler hazırlamıştı.”
Atlas'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Keşke burada olsalardı.”
Umut başını salladı.
“Keşke.”
Üçü de sustu. Levent ve Lale'nin yokluğu, aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ hayatlarının her köşesinde kendini hissettiriyordu.
Atlas bir süre sonra ayağa kalktı.
“Ben biraz dışarı çıkacağım. Hava alıp dönerim.”
Umut ona baktı.
“Tek başına mı?”
“Evet. Biraz yürüyüp geleceğim.”
“Peki. Çok geç kalma.”
Atlas ceketini aldı.
“Merak etme abi.”
Kapıya yöneldiğinde Alara seslendi.
“Bir şey ister misin?”
“Yok, sağ ol.”
Atlas evden çıktı.
Umut arkasından kapının kapanmasını izledi. Sonra yeniden telefonuna döndü.
O sırada hiçbiri, sıradan bir akşamın birkaç dakika içinde hayatlarını değiştireceğini bilmiyordu.
Atlas sokaklarda yürümeye başladı.
Hava serindi. Ellerini ceketinin ceplerine koymuş, etrafı seyrediyordu. Birkaç gündür yaşadıkları kafasını karıştırmıştı. Tahir'in ölümünden sonra öğrendikleri, hiç tanımadıkları akrabaları ve Umut'un onlara karşı mesafeli tavrı…
Aslında Umut'u suçlamıyordu. Onun da kendine göre sebepleri vardı. Yine de bütün bunların bir anda hayatlarına girmesi kolay değildi.
Telefonunu çıkardı. Alara'dan bir mesaj gelmişti.
Çok uzaklaşma.
Atlas gülümsedi ve kısa bir cevap yazdı.
Tamam anne.
Telefonunu cebine koydu.
Yolun karşısına geçmek için bekledi. Trafik hareketlendiğinde çevredeki araçlardan birinin kontrolünü kaybetmesiyle bir kaza meydana geldi.
Çevredeki insanlar hemen olay yerine yöneldi.
Atlas yaralanmıştı.
Birisi sağlık ekiplerine haber verdi. Kısa süre içinde ambulans geldi. Sağlık görevlileri Atlas'a ilk müdahaleyi yaptıktan sonra onu hastaneye götürdü.
Evde Alara'nın telefonu çaldı.
Bilinmeyen bir numaraydı.
“Efendim?”
Karşıdaki kişi kendisini tanıttıktan sonra Atlas'ın adını söyledi.
Alara'nın yüzü bir anda değişti.
“Ne? Nasıl yani?”
Umut başını kaldırdı.
“Alara?”
Alara konuşmaya devam edemedi. Telefonu kapattığında elleri titriyordu.
“Atlas…”
Umut ayağa kalktı.
“Ne oldu Atlas'a?”
“Kaza geçirmiş. Hastaneye götürmüşler.”
Umut bir an donup kaldı.
“Nerede?”
Alara hastanenin adını söyledi.
Umut hemen anahtarlarını aldı.
“Hadi, gidiyoruz.”
“Abi, ya…”
“Alara, şimdi bunu düşünme. Önce hastaneye gidelim.”
Kapıdan birlikte çıktılar.
Hastaneye vardıklarında Atlas acil servise alınmıştı.
Umut danışmaya giderek kardeşinin durumunu öğrenmeye çalıştı. Alara ise birkaç adım geride durmuş, telefonunu elinde sıkıca tutuyordu.
“Atlas Karadeniz'in yakınlarıyız,” dedi Umut. “Biraz önce kaza geçirmiş.”
Görevli gerekli bilgileri aldı ve beklemelerini söyledi.
Umut'un sabrı tükeniyordu.
“Bir şey öğrenebilir miyiz? Durumu nasıl?”
“Doktorlar müdahale ediyor. Biraz beklemeniz gerekiyor.”
Umut teşekkür edip Alara'nın yanına döndü.
Alara'nın gözleri dolmuştu.
“Abi, ona bir şey olmaz, değil mi?”
Umut kardeşinin omzuna elini koydu.
“Olmayacak. Atlas iyi olacak.”
Bunu söylerken kendisi de inanmak istiyordu.
Bir süre sonra acil servisin kapısı açıldı. Bir doktor yanlarına geldi.
“Atlas Karadeniz'in yakınları siz misiniz?”
Umut hemen öne çıktı.
“Evet. Kardeşiyim.”
Doktor, Atlas'ın ağır yaralandığını ve ilk müdahalenin yapıldığını söyledi. Durumunun ciddi olduğunu, yoğun bakımda takip edilmesinin gerekebileceğini belirtti.
Alara'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Onu görebilir miyiz?”
“Şu an müdahaleler devam ediyor. Biraz daha beklemeniz gerekiyor.”
Umut derin bir nefes aldı.
“Anladım. Teşekkür ederim.”
Doktor yeniden içeri girdi.
Umut koridorda kaldı. Az önce evden çıkarken Atlas'a söylediği son sözleri hatırladı.
Çok geç kalma.
Keşke biraz daha yanında kalsaydı. Keşke onunla birlikte dışarı çıksaydı. Ama şimdi bunları düşünmenin hiçbir faydası yoktu.
Tek istediği kardeşinin iyi olmasıydı.
Haberi alan Fırtına, Yaman, Poyraz ve Barlas da hastaneye geldi.
Fırtına hızlı adımlarla Umut'un yanına yaklaştı.
“Atlas nerede?”
“İçeride. Doktorlar müdahale ediyor.”
“Durumu hakkında ne söylediler?”
“Ciddiymiş. Yoğun bakıma alabilirler.”
Fırtına hemen doktorlarla görüşmek istedi. Mesleği gereği hastanenin işleyişini biliyordu. Fakat bu kez doktor kimliğiyle değil, kardeşini merak eden biri olarak bekliyordu.
Yaman, Alara'nın yanına oturdu.
“Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Alara başını iki yana salladı.
“Hayır. Sadece Atlas'ı görmek istiyorum.”
Yaman onun elini tuttu.
“Güzel haber alacağız. Bekleyeceğiz.”
Poyraz koridorun diğer ucunda duruyordu. Birkaç kez telefonuna baktı, sonra tekrar acil servisin kapısına döndü. Her zamanki gibi sakin görünmeye çalışıyordu ama yüzündeki endişe saklanacak gibi değildi.
Barlas ise sessizce bekliyordu.
Umut'a yaklaştı.
“Bir haber var mı?”
“Henüz yok.”
Barlas başını salladı.
“Bir şeye ihtiyacın olursa söyle.”
Umut kısa bir bakış attı.
“Sağ ol.”
Aralarında fazla konuşma geçmedi. Umut hâlâ onlara karşı mesafeliydi. Ancak o an kimse bu mesafeyi düşünmüyordu.
İçeride yatan Atlas'tı. Herkes onun için endişeleniyordu.
Bir süre sonra İdris dede ve Nermin babaanne de hastaneye geldi.
Nermin babaanne daha koridora girerken Alara'yı aradı. Onu gördüğü anda yanına gidip sarıldı.
“Yavrum, ne oldu?”
Alara babaannesinin omzuna yaslandı.
“Atlas kaza geçirmiş babaanne. Durumu ağırmış.”
Nermin babaanne torununun saçlarını okşadı.
“Allah yardımcımız olsun. İnşallah güzel haber alacağız.”
İdris dede de Umut'un yanına geldi.
“Evladım, bir gelişme var mı?”
“Henüz yok, dede.”
İdris dede başını salladı. Sonra Umut'un omzuna elini koydu.
“Sen de kendine dikkat et. Hepimiz buradayız.”
Umut gözlerini yere indirdi.
“Dede, Atlas'a bir şey olmasın.”
İdris dede bir süre torununa baktı.
“İnşallah oğlum. İnşallah.”
Nermin babaanne de Umut'un yanına geldi.
“Umut'um, sen de bizim torunumuzsun. Bunu sakın unutma.”
Umut bu söz karşısında başını kaldırdı.
Nermin babaanne devam etti:
“Şimdi kimsenin geçmişte ne yaşandığını konuşacak hâli yok. Hepimiz aynı yerde, aynı haberin gelmesini bekliyoruz. Atlas hepimizin evladı.”
Umut'un gözleri doldu. Cevap vermek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Nermin babaanne ona sarıldı.
Umut uzun zamandır ilk kez kendisini bu kadar çaresiz hissediyordu.
Aynı saatlerde hastanenin başka bir bölümünde Asiye de bulunuyordu.
Ablası Derya hastanede doktor olarak çalışıyordu. Asiye, iş çıkışında ablasını görmek ve ona birkaç şey