9. BÖLÜM — BENİM DE BİR AİLEM VARDI
9. BÖLÜM — BENİM DE BİR AİLEM VARDI
Hastanenin koridorunda beklemek gittikçe zorlaşıyordu.
Umut, yoğun bakımın kapısına defalarca bakmıştı. Her seferinde kapının kapalı olduğunu görmek içindeki sıkıntıyı biraz daha artırıyordu.
Daha fazla oturamadı. Sessizce dışarı çıktı ve hastanenin bahçesindeki boş bir banka oturdu.
Atlas'ın evden çıkarken söyledikleri aklından gitmiyordu.
Biraz yürüyüp geleceğim.
Umut ellerini birbirine kenetledi.
“Keşke biraz daha kalsaydın…”
Gözleri doldu. Başını öne eğdi. Bu kez kendisini toparlamaya çalışmadı.
Bir süre sonra Alara yanına geldi.
“Buradaymışsın.”
Umut başını kaldırdı.
“Biraz hava almak istedim.”
Alara yanına oturdu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra kardeşinin elini tuttu.
“Nasıl hissediyorsun?”
Umut acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Nasıl hissedebilirim ki?”
Alara cevap vermedi.
“İyi olacak, değil mi?” diye sordu Umut.
“Olacak. Atlas güçlüdür.”
“Biliyorum ama…” Umut sustu. “Onu kaybetmek istemiyorum.”
Alara'nın gözleri doldu.
“Ben de istemiyorum.”
Umut başını ellerinin arasına aldı.
“Annemle babamdan sonra birbirimize tutunduk. Atlas hep yanımdaydı. Şimdi içeride ne yaşadığını bile bilmiyorum.”
Alara kardeşine sarıldı.
“Birlikte bekleyeceğiz. Tek başına değilsin.”
Bir süre daha oturdular. Sonra Alara içeri dönmek için ayağa kalktı.
“Ben dedemle babaannemin yanına geçiyorum. Sen de çok kalma.”
“Birazdan gelirim.”
Hastanenin bekleme alanında Fırtına, Yaman, Poyraz ve Barlas oturuyordu. İdris dede ile Nermin babaanne yan yana bekliyordu.
Fırtına'nın telefonu çaldı. Arayan hastanedeki meslektaşıydı. Konuşmayı bitirince ayağa kalktı.
“Atlas'ın durumunu yeniden değerlendirecekler.”
Yaman hemen sordu:
“Sen de girecek misin?”
“Gerekirse gireceğim.”
Poyraz kardeşinin yüzüne baktı.
“Fırtına, kendini de düşün.”
Fırtına kısa bir an sustu.
“Ben doktorum. Ne yapmam gerektiğini biliyorum.”
Barlas sakin bir sesle karşılık verdi:
“Doktor olduğunu biliyoruz. Ama Atlas senin kardeşin.”
Fırtına cevap vermedi. Çünkü bunu kendisine de defalarca hatırlatıyordu.
O sırada Alara içeri girdi.
“Umut bahçede.”
Yaman başını kaldırdı.
“Tek başına mı?”
“Evet.”
Fırtına kapıya yöneldi.
“Yanına gidelim.”
Dört kardeş bahçeye çıktığında Umut hâlâ aynı bankta oturuyordu.
Onları görünce doğruldu.
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır,” dedi Fırtına. “Yanına geldik.”
Umut başıyla yanındaki boş yeri gösterdi.
“Buyurun.”
Dört kardeş oturdu. Bir süre konuşmadılar. Umut'un da konuşmaya pek niyeti yoktu ama sonunda Yaman sessizliği bozdu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
“Sor.”
“Gerçeği ne zaman öğrendin?”
Umut bir an düşündü.
“On sekiz yaşımdayken.”
Poyraz şaşkınlıkla baktı.
“Beş yıl önce mi?”
“Evet.”
Fırtına'nın yüzü gerildi.
“Beş yıldır biliyordun.”
“Biliyordum.”
“Bizim de varlığımızı?”
“Evet.”
Barlas gözlerini Umut'tan ayırmadı.
“Hiç merak etmedin mi bizi?”
Umut derin bir nefes aldı.
“Merak ettim. Nasıl insanlar olduğunuzu düşündüm. Ama sizi tanımak için hayatıma girmek istemedim.”
Yaman kaşlarını çattı.
“Neden?”
“Çünkü benim zaten bir ailem vardı.”
Umut konuşurken gözlerini yere indirdi.
“Annem ve babam beni büyüttü. Atlas ve Alara'yla birlikte büyüdük. Mutlu bir hayatımız vardı. Gerçeği öğrendiğimde her şeyin değişmesini istemedim.”
Poyraz sordu:
“Bizi tanısaydın ne değişirdi?”
“Bilmiyorum. Belki çok şey değişirdi. Yıllardır saklanan bir gerçek ortaya çıkacaktı. Herkes birbirine soru soracaktı. Belki aile içinde sorunlar yaşanacaktı.”
Fırtına'nın sesi biraz sertleşti.
“Buna bizim yerimize sen karar verdin yani?”
Umut ona baktı.
“O zaman öyle düşündüm.”
“Bize sormadın bile.”
“Ne diyecektim? Yıllardır tanımadığım insanlara gidip babamız aynı, ben de sizin kardeşinizim mi diyecektim?”
Yaman araya girdi.
“En azından bir şans verebilirdin.”
“Belki. Ama o zaman buna hazır değildim. Benim için Levent babamdı, Lale annemdi. Tahir'in beni istememiş olması da bunu değiştirmedi.”
Barlas başını hafifçe salladı.
“Peki şimdi?”
Umut hastane binasına baktı.
“Şimdi Atlas'ın iyileşmesini istiyorum. Sonra Los Angeles'a dönmek istiyorum.”
Fırtına bir süre sustu.
“Bizi hiç tanımak istemiyor musun?”
Umut hemen cevap vermedi.
“Sizden nefret etmiyorum. Ama bir anda kardeş gibi davranamam. Bunu beklemeyin.”
Poyraz başını salladı.
“Beklemiyoruz. Sadece seni tanımak istiyoruz.”
“Bunun için zamana ihtiyacım var.”
“Zamanımız var,” dedi Barlas.
Umut ilk kez onlara biraz daha dikkatli baktı. Yine de söyleyecek başka bir şeyi yoktu.
Hastanenin girişinden Parla ve Pamir göründü. Parla telefonuyla uğraşıyor, Pamir ise elindeki kahveyi içiyordu.
Parla bekleme alanına girer girmez söylendi:
“Bütün günümüz hastanede geçti. İnsan bir haber verir.”
Yaman ayağa kalktı.
“Parla, doktorlardan haber bekliyoruz.”
“Ben de onu söylüyorum. Ne zaman çıkacağız buradan?”
Pamir kahvesinden bir yudum aldı.
“Benim de arkadaşlarla planım vardı. Hepsi iptal oldu.”
Poyraz ona döndü.
“Atlas yoğun bakımda Pamir.”
“Biliyorum abi. Sürekli aynı şeyi söylemenize gerek yok.”
Parla, bahçedeki Umut'u fark etti.
“Sen hâlâ burada mısın?”
Umut cevap vermedi.
Parla kardeşlerine döndü.
“Bir de onunla mı ilgileniyorsunuz şimdi?”
Fırtına sertçe baktı.
“Parla, yeter.”
“Ne söyledim ki? Sadece sordum.”
Pamir araya girdi.
“Bence de artık eve gitsek iyi olur. Burada beklemekle bir şey değişmiyor.”
Yaman sabrını zorlayarak konuştu.
“Gitmek istiyorsanız gidebilirsiniz. Ama Atlas hakkında haber gelirse sizi ararız.”
Parla dudaklarını büktü.
“Zaten kimse bizi dinlemiyor.”
Nermin babaanne yanlarına geldi.
“Çocuklar, tartışmayı bırakın. Hepimiz yorgunuz.”
Parla cevap vermedi. Pamir ise koltuğa oturup telefonuna bakmaya başladı.
Bir süre sonra Parla da yanına geçti.
“Ben annemi arayacağım. Bizi almaya gelsin.”
Yaman başını iki yana salladı. Onlarla tartışmanın şu anda kimseye faydası olmayacaktı.
Tam o sırada yoğun bakımın kapısı açıldı.
Bir sağlık görevlisi koridora çıktı.
“Fırtına Karadeniz?”
Fırtına hemen ayağa kalktı.
“Benim.”
“Doktor sizi çağırıyor. Hastanın durumunda değişiklik var.”
Fırtına'nın yüzü ciddileşti.
“Ne değişikliği?”
“Doktor içeride bilgi verecek.”
Fırtına hiç vakit kaybetmeden içeri yöneldi.
Yaman arkasından seslendi:
“Fırtına!”
Fırtına dönüp kardeşlerine baktı.
“Bekleyin. Haber vereceğim.”
Kapı kapandı.
Umut ayağa kalkmıştı. Gözlerini kapıdan ayırmıyordu.
“Ne olmuş olabilir?” diye sordu.
Yaman cevap veremedi.
Dakikalar sonra içerideki hareketlilik arttı. Bir hemşire malzemelerle içeri girdi. Ardından başka bir sağlık görevlisi çağrıldı.
Fırtına da ekibin yanına geçmişti.
Atlas'ın durumunu değerlendiren doktor, yapılması gerekenleri hızlıca anlattı. Fırtına kardeşinin yanında dururken bir an için gözlerini kapattı. Sonra kendini toparlayıp ekibin yönlendirmelerine uydu.
O an koridorda bekleyen bir ağabey değil, mesleğinin sorumluluğunu bilen bir doktordu.
Ancak Atlas'ın kardeşi olması her şeyi zorlaştırıyordu.
Müdahale tamamlandığında Fırtına bir süre içeride kaldı. Sonra dışarı çıktı. Yüzünden yorgunluk okunuyordu.
Poyraz hemen yanına gitti.
“Nasıl?”
Fırtına derin bir nefes aldı.
“Şimdilik yeniden kontrol altında. Ama durumu hâlâ kritik.”
Umut bir adım yaklaştı.
“Onu görebilir miyim?”
“Şu an olmaz. Doktor izin verdiğinde haber vereceğiz.”
Umut başını salladı.
Fırtına kardeşinin omzuna elini koydu.
“Umut, elimizden geleni yapıyoruz.”
“Biliyorum.”
Fırtına bir süre ona baktı.
“Atlas'ı yalnız bırakmayacağız.”
Gece ilerledikçe bekleme alanındaki herkes yorulmuştu.
İdris dede ile Nermin babaanne yan yana oturuyordu. Alara, Umut'un yanından ayrılmıyordu. Yaman, Poyraz ve Barlas da yakınlarında bekliyordu.
Parla bir süre sonra Pamir'e döndü.
“Biz gerçekten bütün gece burada mı kalacağız?”
Pamir esnedi.
“Ben eve gitmek istiyorum. Sabah yine geliriz.”
“Ben de annemi arayayım. Bizi alsın.”
Yaman konuşmayı duydu.
“Gitmek istiyorsanız gidin. Haber olursa sizi ararız.”
Parla çantasını aldı.
“Zaten burada oturmaktan başka bir şey yapmıyoruz.”
Poyraz ona baktı a