Keşfet

1. BÖLÜM: KAN VE KADİFE

VELİAHT

Kuzey Krallığı’nın kalbinde yer alan Gwenvale, o gece tarihinin en görkemli ama bir o kadar da kasvetli gecelerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Devasa taş sütunların yükseldiği, tavanı göksel haritalarla işlenmiş Balo Salonu’ndan dışarıya kahkahalar, kristal kadeh sesleri yayılıyordu. On yedinci yaş gününe basan Veliaht Prens Dorian’ın onuruna verilen bu devasa ziyafet, krallığın dört bir yanından gelen lordları, soylu aileleri ve yüksek konsey üyelerini tek bir çatı altında toplamıştı. Yüzlerce altın şamdanın yaydığı sıcak ışık; ipek elbiselerin, işlemeli pelerinlerin ve kınından çıkarılmamış tören kılıçlarının üzerinde parıldıyordu.

Ancak yüksek tahtın hemen sağında, krallık sancağının gölgesinde duran Dorian için bu ışıklar göz alıcı değil, ruhunu sıkan bir hapishanenin parmaklıkları gibiydi.

Üzerindeki ağır lacivert kadife ceket, omuzlarına yüklenen krallık sorumluluğu kadar ağırdı. Yaka kısmına büyük bir ustalıkla işlenmiş altın sırmalar boğazını sıkıyor, göğsündeki ejderha figürlü aile arması sanki cildini yakıyordu. Koyu renk dalgalı saçları alnına dökülüyor, keskin yüz hatları ve derin bakışları etrafındaki herkesi büyülüyordu. Önünden geçen lordlar saygıyla eğiliyor, leydiler yelpazelerinin arkasından ona süzgün ve meraklı bakışlar fırlatıyordu. Dorian ise her birine saray eğitmenlerinin yıllarca öğrettiği o kusursuz, mesafeli ve tamamen duygusuz tebessümle karşılık veriyordu.

"Gülümse Dorian," dedi yanı başındaki Kral Vane. Sesi, onlarca savaşın tozunu yutmuş, emretmeye alışkın ve bir o kadar da soğuk bir ton taşıyordu. "Halkın ve soyluların, yarın bu krallığı yönetecek adamı izliyor. Yüzündeki en ufak bir tereddüt ya da isteksizlik, düşmanlarımızın iştahını kabartır. Güçlü görünmek zorunda değilsin, güçlü olmak zorundasın."

Dorian başını hafifçe eğerek babasının bakışlarından kaçındı. "Sadece salondaki havanın ve yapmaca tebessümlerin fazla boğucu olduğunu düşünüyordum, baba."

"Sen bir kral adayı olacaksın," diye fısıldadı Kral Vane, gümüş kadehini Dorian’ın kadehine hafifçe vurarak. "Hava senin iradene göre şekil alır. Sen havanın ya da insanların ritmine uyamazsın."

Dorian daha fazla dayanamayacağını hissetti. Kalabalığın boğucu sıcaklığı, entrika kokan fısıltılar ve sahte övgüler boğazında dev bir düğüme dönüştü. Kimse fark etmeden, yüksek tahtın arkasındaki gölgeli kemerli kapılardan birine kaydı ve sarayın sessiz koridorlarına adım attı.

Balo salonundan yükselen müzik ve uğultu arkasında yavaşça silinirken, serin gece havasını içine çekebilmek için kuzey kulesine giden spiral taş merdivenleri tırmanmaya başladı. Adımları yankılanıyor, koridordaki meşalelerin titrek ışığı duvardaki atalarının portrelerini aydınlatıyordu. Hepsi de ona aynı soğuklukla bakıyordu.

Sonunda kule balkonunun ağır meşe kapısını itti ve dışarı çıktı. Gece rüzgarı yüzüne çarptığında gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Rüzgar, koyu renk saçlarını dağıtırken üzerindeki o boğucu baskı bir anlığına hafifler gibi oldu. Taş korkuluklara tutunup aşağıya baktı.

Şatonun eteklerinde, sis denizinin ortasında kaybolmuş küçük kasaba uzanıyordu. Evlerin pencerelerinden sızan zayıf sarı ışıklar, şatonun şatafatlı aydınlığının yanında karanlık bir okyanustaki cılız mumlar gibiydi. Gökyüzünde ise devasa, buz gibi parlak bir dolunay asılı duruyordu. Dışarıdaki o sessiz, sisli ve tehlikeli dünya... Dorian kendisini balo salonunun ipek kumaşlarına değil, tam da bu karanlık ve belirsiz geceye ait hissediyordu.

"Bir gün hepsi senin olacak..." diye fısıldadı kendi kendine. "Ama bedeli ne olacak?"

Tam o sırada, rüzgarın esintisi aniden kesildi.

Sanki zamanın akışı durmuş gibi etraftaki tüm sesler bıçak gibi kesildi. Şatonun altındaki ormandan gelen gece kuşlarının sesi, uzaktaki nehrin şırıltısı bile susmuştu. Hava bir anda, bir nefes kadar kısa bir sürede buz kesti. Dorian’ın ağzından çıkan nefes, bir anda buhara dönüştü.

Ardından göğsünün tam ortasında, kalbinin hemen üzerinde yakıcı bir acı hissetti. Eli refleks olarak lacivert ceketinin üzerine gitti. İpek gömleğinin altında, doğduğundan beri cildinde silik bir leke gibi duran ama o güne kadar hiçbir tepki vermemiş olan kadim mühür, birden kor gibi bir ışıkla parlamaya başladı. Acı o kadar derindi ki, Dorian dizlerinin üstüne çökmemek için balkonun taş korkuluklarına sıkıca tutundu.

Aynı saniyelerde, sisler altındaki kasabanın en uç noktasından, kara ormanın derinliklerinden simsiyah bir duman gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. Rüzgar tekrar esmeye başladığında, bu kez beraberinde baloya ya da çamlara ait olmayan uğursuz bir koku getirdi: Yanık eti, çürümüş toprak ve unutulmuş bir büyünün kokusu.

Yorumlar

  • Asena Kurt: Ancak kalbinde bir acının olması korkutucu değil mi?
  • Kadir karasu: dorian senin o göz alıcı geceyi nasıl bu kadar karamsar görebiliyorsun!
  • Elif Levent: Babanın baskısı altında böyle bir gecede biri kolayca boğulabilir