1. Bölüm
Merhaba kıymetli okurlarım, yeni kurgumun yeni bölümüyle sizlerleyim.
Çok güzel yorumlar aldığım için siz değerli okurlarımı bekletmeden farklı uygulamalarda yazıp paylaştığım diğer kurgularımın yeni bölümlerini paylaşmak istedim buradan.
Satırlarımla yeni tanışan okurlarım varsa hoş geldiler.
Satırlarımı benimseyen, karakterlerimi yüreğinde misafir eden tüm okurlarıma; sevgi, saygı ve teşekkürlerimi sunarak sizleri yeni kurgumun ilk bölümünü okumaya davet ediyorum...
...
Geçmiş öyle zannedildiği gibi “geçmiş” değildir.
Geçmiş insanın hep ensesindedir. Ve siz ömrünüz boyunca o soluğu hissedersiniz.
Asla onu bırakmaz, kişi ne yaparsa yapsın gölge olarak izindedir.
Hani bazen bir yerlerden, bir şeylerden kaçmak isteriz ya. O olayın hiç yaşanmamış olmasını isteriz. Ama bazen soyut bir el olur ardımızda. Sanki bizi tutar ve olduğumuz yerde kalırız. Sebebi olsun ya da olmasın, deve kuşu gibi kafamızı kuma gömmek ve tamamen kopmak isteriz o elden. İşte o soyut el bazen biz oluruz, bazen ailemiz. O el kendimize ait olduğunda pek umursamayız. Çünkü kendimizi aştığımızda bunun da üstesinden geliriz. Tabii o da kolay değildir ama bir çözüm elbette bulunur.
Ama o soyut el ailemiz, en sevdiğimiz olduğunda öylece kalırız.
Çığlık atacak, nefes alacak gücümüz bedenimizi ve en önemlisi de ruhumuzu terk eder.
Bir zamanlar yaşadığımız zorlukları, döktüğümüz gözyaşlarını, zorluklarla yürüdüğümüz yolları, nefret ederek yaptıklarımızı, bıkmış gözlerle baktığımız işlerimizi ilerleyen zamanlarda gülerek hatırlarız. Gelecekte bunlar aklımıza geldiğinde sadece güleriz.
Ama bazı durumlar da bizim kontrolümüz dışında gelişir.
Gerçekten gözyaşı dökerek beklediğim zifiri karanlıkların sonunun yaşarken hiç inanmasam da aydınlık bir gündüze ulaştığını gördüm.
Yeri geldi nefret ettiklerimi özledim, özlediklerimden nefret ettim.
En yakınlarım bana yabancı oldu, yabancılar benim için kendi hayatını feda etti.
Ve yeri geldi, kurduğum düzen dağıldı...
Her şey paramparça oldu, bütün düzen bozuldu...
Asla gitmez dediklerim gitti, asla gelmez dediklerim yanımda belirdi.
Yeri geldi hayatımda çok güzel şeyler oldu ama yeri geldi konuşamayacak kadar yoruldum.
Planlar yaptım, sonra o planları yerle bir ettim. Her şeyin çok kötü olduğunu düşündüğüm anlarda tekrar tarumar edeceğimi bile yeniden kalemi elime aldım ve yeniden planlar yaptım...
Bazen de işler istediğim gibi gitmedi. Her zaman hayallerim oldu ama bazen bu hayalleri gerçekleştirecek gücüm olmadı.
Yaptığım gelecek planları, aylardır kurduğum hayaller birkaç saatte tarumar oldu.
Açık söyleyeyim, ne olduğunu ben de bilmiyorum. Ama neyin olmadığını çok iyi biliyorum.
Buna rağmen bakın, yaşıyorum.
Hayattayım.
Ya da belki de değilim,
Ama boş verin, en azından nefes alıyorum.
Yetmez mi?
Ya da, yeter mi?
Değişiyoruz arkadaşlar, hiçbir şey aynı kalmıyor ki. Hepimiz değişiyoruz.
Gökyüzüne baktığınızda bulutların yeri değişir, denize baktığınızda denizin içindeki deniz kabuklarının, yaprakların, yosunların, kumun, taşların yeri değişir, rüzgarla nesnelerin yeri değişir. Ve kabul ediyorum, ben de artık eski ben değilim. Geçmişte attığım bütün adımların ve yaptığım bütün şeylerin sorumluluğunu ne olursa olsun gururla taşıyorum. Çünkü biliyorum, etrafımızdaki yargılayan insanlar belki birkaç dakika sonra ortadan kayboluyor.
Herhangi bir durumdaki başarı herkesi etkiler. Sizi bırakın kendine hayrı olmayan insanlar sizin yanınıza gelip kendisini tebrik etmenizi ister. Ama başarısızlık kimsenin umurunda olmaz. En ufak başarıda yüzlerce kişi sizi kutlayacağı gibi başarısızlık durumunda sizi destekleyen kimseyi göremezsiniz. Başarı aklına koyduğun şeyi yapabilmek, kazanabilmektir. Ama her zaman çabalayarak başarı gelmez. Çabalayan herkes başarmış değildir. İstikrarı sağlayan herkes başarmış değildir.
Bazen belki sizin görmediğiniz bir yerlerde hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şeyler oluverir; bazen ruhunuz duymaz, bazense bir rüzgar alır gerçekleri önünüze getirir.
Bana Zehra, Zehra Akça. Ve bu satırlar beni yansıtıyor. Sadece beni değil belki de seni yansıtıyor.
(...)
(Geçmiş bir an, 15 Ağustos 2009)
Her zamanki gibi sıradan bir sabaha uyandım. Annem kahvaltı hazırlamış babam da beni uyandırmaya gelmişti. Yanaklarımdan öperek beni uyandırdı. Annemin kahvaltı hazırladığını odama kadar gelen krep kokusundan anlamıştım.
“Günaydın çiçeğim.”
Onu görünce gülümsedim.
Varlığı bana güç veriyordu, onu çok seviyordum.
İyi ki vardı.
Sığınağım, güç kaynağım, canım...
Canım babam...
İşte bu an ona son kez “İyi ki var” dedim. Onunla son kez gurur duydum, son kez gözlerinde kendimi gördüm ve bu beni son kez mutlu etti.
Aslında son kavramı o kadar kıymetli ki. Özellikle bir şeyin son olduğunu o anda fark etmeyiz ve her şey normal gelir ama araya giren zamanla bir şeyleri idrak ettiğimizde boğazımıza takılan o yumru bir ömür bizimle kalır.
“Günaydın babacığım.”
Karşılıklı olarak birbirimize gülümseyince sessizliği bozdu.
“Kalk hadi, annen çok güzel bir sofra hazırladı.”
Kalktım, elimi yüzümü yıkadım ve aşağıya indim. Sofraya oturdum. Annem en sevdiğim kreplerden yapmıştı. Hep beraber sofraya oturduk ve sohbet etmeye başladık. Bir süre her zaman konuştuğumuz konulardan konuştuk, konuşma bitince sessizlik oldu. Sofradaki sessizlik babamın cümlesiyle sona erdi.
“Kahvaltıdan sonra sizi bir yere götüreceğim.”
Mutlu olmuştum, dayanamayıp sordum. Böyle şeyleri çok merak ederdim.
“Nereye gideceğiz baba, çok merak ettim.”
Babam sorumu önemsemedi. Basit bir cevap verdi.
“Sürpriz kızım, gidince görürsün.”
Babam çok yoğun çalıştığı için çok fazla beraber vakit geçiremiyorduk. Bu yüzden böyle fırsat bulunca da çok seviniyorum. Hızlıca kahvaltımızı bitirdik ve hazırlandık. Hemen odama çıkıp en sevdiğim kot şortumu ve tişörtümü giydim. Bir yandan babam acele etmemi söylüyor bir yandan da ben heyecandan elim ayağıma dolaşmış bir şekilde hazırlanıyordum.
Sonunda hızlıca ayakkabılarımı da giydim ve yola çıktık. Babam konuşmalarıyla beni daha da çok heyecanlandırıyordu. Gittiğimiz her bir kilometre heyecanımı arttırıyordu. Nihayet vardık. Burası bir lunaparktı. Babama sıkı sıkı sarılarak heyecanla konuştum. Lunaparkları çok seviyordum. Bence çok eğlenceliydi oradaki aletlere binmek.
Bir zamanlar en sevdiğim yerdi orası.
O kötü günden önce...
“Çok teşekkür ederim baba!”
Hemen ona sarıldım.
Babam gülümsedi ve biletlerimizi aldı. Başka bir tepki vermedi.
Susmak kabul etmektir derler. Ben o sessizliğinde babamın beni sevdiğini düşünürdüm.
Ama galiba babam beni sevmiyordu, insan sevdiğinden çocukluğunu çalar mıydı?
Hayallerini, umutlarını, yaşama gücünü çalar mıydı?
Belki de babam beni yanlış seviyordur.
Ama seviyordur değil mi?
Bugünlerde hatırlıyorum da, o kadar eli kolu bağlıymışım ki.
O kadar çaresizmişim ki.
Hayat denen mücadelede elim kolum bağlıymış. Tecrübem yokmuş.
Çünkü bana öğretilen bir hayat olmadı...
Elimden tutup bana hayatı öğreten, bana eğriyi doğruyu ayırt etmeyi öğreten, bana "içindeki beni" bulmam için yol gösteren, sinirlerimi açarken bana destek veren bir babam olmadı...
Şu anki heyecanımı anlatamam ve bence bu telaşa da değdi. Babamla hız trenine, dönme dolaba, atlı karıncaya ve daha birçok alete bindik. Daha sonra çıkıp dondurma yedik. Sahilde yürüdük. Pamuk şeker yedik ve gün batımını izledik.
Gün batımı bana her zaman hem umut hem hüzün vermiştir. Ertesi gün için umutlanır ama bugün bittiği için üzülürdüm. Sanki Güneş son kez gözlerimin içine bakıp bana veda ederdi. Her akşam veda eder, her sabah tekrar selamlardı beni.
Güneş sanki her battığında bir daha geri doğmayacakmış gibi sakince gözden kaybolur. Her seferinde Dünya’ya ve içindekilere veda eder. Ama her sabah uygun zamanda yine ışığıyla herkese umut olmaya çalışır. Hava bir karardı mı, gökyüzü karanlığa bir teslim oldu mu sanki hiçbir şey yolunda gitmeyecekmiş, hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacakmış izinimi verir. Gece her ne kadar insanın yüreğine umutsuzluk tohumları ekse de şafak söker ve yeni bir gün başlar...
Bugün geriye dönüp baktığımda onlarca keşkem olduğunu görüyorum. Ama her keşkemiz gerçek
Yorumlar
- Nazlı Güler: Umarım baban senin mutluluğunu görmek istiyordur
- Eda Zorlu: Bu karanlığa takılı kalma kendin için savaşmalısın
- Eylül Nadir: Böyle bir aile dinamiği geçirmezsen iyi olurdu dikkat et
- burak yılmaz: babanın bu anı yaşatması çok acı bir durum
- Hakan Başkurt: bölümü bitirmen ilginçti ne olacak merak ediyorum
- Ebru Hazar: bu evde yaşananların hiç hoş olmadığını sana anlatabilirdim
- çağrı sarıhan: @yazarayisigi harika bir bölüm olmuş merakla bekliyorum
- nadire menekşe: gözlerin dolarken kaderin de tam burada olmasına üzüldüm