Keşfet

2. Bölüm

Yaralı Kalpler

Merhaba kıymetli okurlarım...

Nasılsınız?

Umarım çok iyisinizdir, umarım hayatınızda her şey yolunda gidiyordur, umarım yüzünüzdeki tebessümü daha da derinleştirmiştir satırlarım, umarım bir yerlerde umudu için yaşayan okurlarıma umut olabilmişimdir.

Oldukça uzun bir bölümle geldim. Hatta paylaştığım en uzun bölüm olabilir. 😊

Sözü fazla uzatmadan sizlere bölümle baş başa bırakmak istiyorum çünkü karakterlerimizin söyleyecek çok sözü var.

Bölüm sonunda görüşmek üzere...

...

‘’Derler ki unutmalı, zamana bırakmalı; nasıl olsa sarılır yaralar bir gün…’’

(15 Eylül 2014)

Lisenin ilk günüydü. Sabah okula gelmiş, derse biraz geç kalmıştım. Zaten dün aldığım formamı giymiş, hiçbir şey yememiştim. Hiçbir şey umurumda olmadığı gibi bunu da umursamamıştım. Neden umursayayım ki, umursamak nasıl bir katkı sağlayacaktı bana? Sınıfa ilk girdiğim anda hoca ile göz göze geldim. Hoca beni görünce hemen ismimi sordu.

‘’Merhaba, adın ne?’’

Soğuk bir tavırla sadece ismimi söyledim.

‘’Zehra.’’

Hoca başını salladı, soğuk cevabımı umursamadı, bu cevabı bekliyormuş gibiydi.

‘’Hoş geldin Zehra, istediğin yere oturabilirsin.’’

Sınıfa şöyle bir göz attım. Neredeyse hiç boş sıra yoktu. Tam o sırada arkada saçlarını iki yandan örmüş çalışkan tipli bir kız gözüme takıldı. Kız bir anda ‘’Hocam burası boş.’’ Dedi. Ben de başka çare bulamayıp yanına oturdum.

Ben oturur oturmaz hemen konuşmaya başladı.

‘’Merhaba, Ayşe ben.’’

Soğuk bir şekilde kıza bakarak basitçe ‘’Merhaba.’’ dedim. Bana nedense sıcak biri gibi geliyordu. Bu davranışları da benim hiç hoşuma gitmiyordu ne yazık ki.

Kendisi uzun kahverengi saçlı, orta boylu ve güzel bir kızdı. Ben ona her ne kadar soğuk davransam da o bana hep sıcak davranıyordu. Benim soğuk davranmam onu yıldırmıyordu. Bu sırada hoca derse çoktan dönmüştü.

Zil çalınca normal olarak herkes dışarıya çıktı. Herkes arkadaş edindi; tanıştılar, kaynaştılar. Ben ise onlara tuhaf tuhaf bakarak yalnız başıma oturuyordum. O sırada o kız yeniden yanıma geldi ve benimle tekrardan sıcak bir bağ kurmaya çalıştı. Bunu anlamak o kadar da zor değildi.

Ama ben anlamak istemiyordum işte, sorun oydu.

O günden sonra samimiyet bana en uzak kelimelerden biri olmuştu.

Mutluluk, huzur, keyif gibi…

‘’Adın Zehra’ydı değil mi?’’

Buz gibi bir bakışla cevap verdim.

‘’Aynen.’’

‘’Ayyy Biz çok iyi arkadaş olacağız.’’

Bu kadar sıcaklık benim için çok fazlaydı. Şu ana kadar verdiğim en sert tepkiyi verdim.

‘’Yapışmayı kesersen belki olabiliriz!’’

Bozulmuş bir şekilde suratıma bakarak konuştu.

‘’Neden tersledin ki şimdi? Sadece arkadaş olmak istemiştim.’’

Daha da öfkelendim.

‘’ Sülük gibi yapışmaya devam edeceksen olmayalım. Böyle devam edeceksen gerek yok.’’

Kalbinin çok kırdığını anlamıştım, bunu gözlerinden anlamak çok zor değildi. Ama ben artık eski Zehra değildim. Öyle normal bir tepki veremezdim, hiçbir şey olmamış gibi kenara çekilip diğerleri gibi normal bir şekilde tepki veremezdim. Bu kadarı da olamazdı. Kız ayağa kalkıp derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı.

‘’Bu kadar kırıcı olmak zorunda değilsin, neden bu kadar soğuksun? Kötü bir niyetim yoktu.’’

Ben de şiddetle ayağa kalktım ve kıza yaklaşarak konuşmaya başladım.

‘’Sen şanslısın tabii. Daha ilk dakikalardan herkesin ilgisini çekmeye başlamışsın. Çalışkan olduğunu ilk dersten nasıl belli edebildin acaba?’’

Cevabım o kadar netti ki kız hiçbir cevap veremedi. Biraz bekledikten sonra çok kısık bir sesle tepki verdi.

‘’Benim hakkımda bu kadar kötü düşünmen beni üzdü açıkçası. Ama net olmana sevindim. Sen kalbimi kırmaya çalışıyorsun ama ben yılmayacağım.’’

Onun bu sözleri beni git gide sinirlendirmeye başlamıştı. Biraz daha yükseldim. Aslında o kadar da sinirlendirici konuşmuyordu ama benim o gün son birkaç yıldır olduğu gibi sabrım üst sınırdaydı.

‘Sen benim neler yaşadığımı anlayamazsın çünkü sen benim nasıl bir ailemin olduğunu bilmiyorsun tamam mı?’’

Neredeyse ağlayacaktım. Bunun olmaması için kendimi zor tutuyordum. Okulda ağlamayı sevmezdim, sulu göz olarak görünmek istemiyordum. Kız sinirli bir şekilde bağırdı.

‘Arkadaş olmaya çalışıyoruz şurada! Ailenle de böyle mi konuşuyorsun?’’

Bir anda donakaldım. Boğazım düğümlenmeye başladı. Gözlerim doldu.

İşte bu benim için en acı soruydu.

Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece donup kaldım. İçimden öyle bir bağırmak geldi ki, tabii ben bağırırsam okuldaki herkes şaşardı. Bu çok da umurumda değildi.

Ben de haykırarak bir şeylere çözüm bulacağımı zannedenlerdendim. Sanki boğazımı patlatsam boğazımla beraber bütün dertler patlayacaktı.

Öyle kolaydı çünkü dertlerden kurtulmak…

‘’Benim ailem karşında. Kendimim yani. Kendimle nasıl konuşacağımı sana soracak değilim. Ama çok meraklıysan ailem burada işte. Ne söyleyeceksen söyle. Konuşmak istemiyorum daha fazla.’’

Ayşe cevap veremedi. Ağzımdan duyduğu kelimeler bunlardı. Şaşın bir yüz ifadesiyle yüzüme bakmaya başladı. Ben de ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Sanırım o da bunu anlamıştı. Bunu anladığını sesini yumuşattığında fark ettim.

‘’Nasıl yani?’’

Bu iki kelime kısmen duymayı beklediğim kelimelerdi. Çok sinirlendim, soru sormaya devam ediyordu. Arkamı döndüm ama bir adım ileri gidemedim. Sanki bir güç beni durdurmuştu. Derin bir nefes aldım, gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım, yumruğumu sıkarak havaya kaldırdım ve arkamı dönüm konuşmaya başladım.

‘’Benim annem tam beş yıl önce öldü, anladın mı?’’

O kadar basit bir cümleydi ki, belki duyan için böyleydi ama benim için bu cümleyi kurmak, her sabah, her akşam hatırlamak, bununla uyuyup bununla uyanmak o kadar zordu ki.

Sınıfa uzun bir sessizlik çöktü. Kimse konuşmadı. Biraz fazla bağırmış olmalıydım ki herkes gözlerimin içine bakıyordu. Acır gibi bakıyorlardı bana. Bu bakışlara karşı bağışıklık kazanmış olsam da her seferinde bu bakışları görmekten yorulmuştum işte.

Benim onların acıma içeren bakışlarına ihtiyacım yoktu.

Benim asıl anneme ve uygun kişinin cezasını almasına ihtiyacım vardı.

O da ne kadar gerçekleşirdi, emin değildim…

Bir hışımla sınıftan çıkıp yangın merdivenlerine doğru yol aldım. Artık kendimi tutamıyor, durmadan ağlıyordum.

Bazen kendimi tutamadığım için kendime kızıyordum. Ama bunu yaşamış kaç kişi kendini tutabilirdi ki?

Gözyaşlarım sanki beynimden gözlerimden akma yönünde komut almışlardı. Gözlerim o kadar kısa sürede doluyordu ki, birkaç adım atmadan tekrar önümü göremeyecek hale geliyordum.

İçimdeki intikam ateşi yanıp tutuşuyordu. Şuan içimdeki ateş öyle halı durumdaydı ki babamı bile bıçaklayarak öldürebilirdim. Aslında bu fikir bana iyi hissettiriyordu, ama yapamayacağımı biliyordum. Babamı bundan sonra göreceğimi düşünmüyorum, görsem de zaten bir şey yapamazdım.

Pek de uzun olmayan bir süre boyunca ağladım. Kendimi tutmuyordum daha doğrusu bunun için çabaladığım falan yoktu.

Çabalamaktan yorulmuştum.

‘’Artık yeter’’ demiştim.

Ben bunlar yangın merdivenlerinde düşünmeye devam ederken kadar zaman geçti bilmediğim bir anda kapı çalı. Ben daha kendime gelememişken gelenin kim olduğunu anladım.

Ayşe.

Gözlerimden firar eden birkaç damla yaşı ellerimin tersiyle sildim, bu sırada kız yanıma gelip oturdu. Kendimi daha da sinirli hissediyordum, yanıma neden gelmişti?

Ona bu kadar kötü davranmama rağmen neden gelmişti acaba?

Burada olduğumu bildiğine göre beni takip etmişti.

Uzun bir süre sessizlik oldu, Ayşe sessizliği bozarak konuşmaya başladı.

‘’Özür dilerim.’’

Artık sakinleşmem gerekiyordu çünkü pek hatası olmamasına rağmen karşımdaki kişi gerçekten mahcup görünüyordu.

‘’Ne istiyorsun, yine neden geldin?’’

Kız büyük bir olgunlukla cevap verdi.

‘’Diğerlerinin sana acıma dolu bakışlarını gördüm. İnsanlar böyle maalesef, saçma sapan durumlara dışarıdan yaptıkları birkaç saniyelik gözleme göre kılıf buluyorlar. Yaptıkları gözleme de inanıyorlar. Sanki herkes kötü, kendileri muhteşem insanlar. Anlıyorum seni, gerçekten sorun değil. Belki klasik gelecek ama bak, umut her zaman var. Umudunu kaybetme.’’

‘’Neden bu kadar anlayışlı davranıyorsun? Neden hep umut olmaya çalışıyorsun? Daha beni tanımıyorsun bile. Neden her seferinde bana iyi d

Yorumlar

  • Belgin Peker: her şey daha da karmaşıklaşıyor
  • Akduman: Kanım dondu eminim ki buradaki herkes sana iyi gelmek istiyor ama sen var mı biliyorsun bunu?
  • Işıl Yağcı: Bu durumda ağlamayı da kendine yasaklıyorsan nasıl yaşıyorsun zehra?