Keşfet

3. Bölüm

Yaralı Kalpler

Merhaba kıymetli okurlarım.

Nasılsınız?

Ben gayet iyiyim.

Sizlere yeni bölümle geldim.

Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.

Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.

Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…

Buraya gelen herkese çok teşekkürler.

İYİ Kİ VARSINIZ!

Son sözlerimle bitiriyorum…

Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…

Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.

Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.

...

(Kaçırılma anından…)

Elime bir kutu verdi. Bu sırada ne düşünmem gerektiğini, ne yapmam gerektiğini anlamayan gözlerle boş boş kutuya baktım. Daha sonra bakışlarımı adamın suratına çevirdim ve aceleci bir şekilde soru sordum.

"Ne istiyorsun?"

Sormuş olduğum bu soru ve telaşlı bakışlarım adamın hoşuna gitmemiş olacak ki konuşmaya başladı. Sesinde benim ses solumdaki gerginliğin aksine sakinlik vardı ve bu beni şaşırtan durumlardan biriydi.

"Sakin ol. Önce kutuyu aç."

Adam konuşmasını bitirdikten sonra kucağında duran kutuyu yavaş yavaş açtım. Henüz durumun ne olduğunu anlayamamıştım. Ortam ve içinde bulunduğum durumun belirsizliği ellerimin uyuşmaya başlamasına sebep olmuştu. Kutuyu açtığımda çok şaşırdım. Gördüklerim bende adeta şok etkisi yaratmıştı. Kutuda ilk gözüme çarpan annem ve babamın yüzüğüydü. Kutunun içindekiler sadece bununla da kalmıyordu. Gözlerim birkaç saniye kutunun içinde dolaşırken gözüme çarpan şeyler, bir bayrak, iki kurşun ve bir parfüm şişesiydi. Anlamsızca adamın suratına bakmaya başladım.

Bu gördüklerim ne demek oluyordu?

Biri bana bu gördüklerimi açıklayabilecek miydi?

Şu an ihtiyacım olan şey mantıklı açıklamalar duymaktı, mantığı da geçtim, birkaç açıklama duymaktı.

Ben zihnimin sesleriyle cebelleşirken adamın sesi bulunduğumuz ortamda yankılanmaya başladı.

"Kutunun içindeki yüzüklerden bu eşyaların kime ait olduğunu az çok anladığını düşünüyorum."

Sesimi çıkarmakta da konuşmakta da ciddi derecede güçlük çekiyordum. Olabildiğince yüksek sesle konuşmaya başladım. Tek bir kelime döküldü dudaklarından. Ama bu kelime öyle yenilir yutulur cinsten basit bir kelime değildi. Bu kelime bana kabusu hatırlatıyordu, 16 Ağustos günü başlayan ve yıllardır da süren muhtemelen bir ömür daha sürecek bir kabusu...

"Babamın."

Ağzından çıkan tek kelime buydu. Aslında ağlamak istiyordum. Bağıra bağıra ağlamak, hırsla ve sinirle...

Ağlarsam içimdeki duyguları açığa çıkarıp biraz olsun rahatlayabilirdim belki.

Ama bu durumda ve burada bunu yapamazdım.

Buraya kadar gelmişken düşemezdim.

Tam güçlü olmam gerekiyorken ben küçük duruma düşemezdim.

En sonunda adam anlatmaya başladı, önce derin bir nefes aldı.

"Bu eşyalar babandan kalmış, evet senin de söylediğin gibi. Ama hepsinin bir anlamı ve bir geçmişi var."

Merakla sordum. Yavaş yavaş sinirlenmeye başlamıştım.

"Anlat o zaman, konuyu uzatma."

"Baban aslında senin, yani herkesin düşündüğü gibi biri değil. Ancak bunu saklamamız gerekiyor. Tabii sen kız olduğun için sana anlatmakta herhangi bir sakınca yok gibi görünüyor.''

Konuyu uzatmasındaki amacı benim sabrımı sınamak mıydı yoksa dudaklarından çıkması gereken kelimeleri durduran bir şeyler mi vardı bilmiyordum ama bu durum şu anda olan pek çok olay gibi canımı sıkıyordu. Hala konuyu uzatıyordu.

"Neymiş babam? Kim neyi yanlış anlamış acaba? O bir katil. Benim için başka bir şey değil!"

Dudağımdan çıkan son 2 cümle beni tarumar etmek için gayet yeterliydi.

O bir katil, benim için başka bir şey değil...

O bir katil...

KATİL…

Kısa bir süre sessizlik ortamı esir aldığında, bu sefer konuşmaya başlayan kişi karşımdaki adamdı.

"Aslında durum bildiğin gibi daha doğrusu bildiğini zannettiğin gibi değil. Zaten bunu söyledim. Aslında saklamamız gerekiyordu ki hala da gerekiyor, ama sen onun kızısın ve senden saklamayacağım. Yalnız anlattıklarımın aramızda kalmasını rica ediyorum."

Başka çarem yoktu, açıkçası hiç merak etmiyordum daha doğrusu bu konu babamla ilgili olduğu için pek merak etmiyordum ama bir yandan da gerçekleri öğrenmek istiyordum. Gerçeklere yaklaşmış olmak beni biraz daha sakinleştirmişti.

"Tamam, ama artık uzatma. Anlat şunu."

"Baban aslında herkesin bildiği gibi bir katil değil."

Bu cümle ile birlikte yüzümde bir tebessüm belirdi ve konuşmaya başladım.

"Öyle mi? Seri katil falan o zaman. Gerçekten çok şaşırtıcı."

Sabrım çalışmak üzereydi.

"Zehra, baban eski bir istihbaratçı."

Sustum. Sadece sustum. Boğazım düğümlendi, dudaklarım kurudu, boğazımda ciddi bir öksürük yumrusu oluştu... Aslında konuşmak istedim ama başlarda kendimi o kadar çok kastım ki, ağzımı bile açamıyordum. En sonunda gücümü topladım burada ağlamamak için kendimi çok zor tutarken konuşmaya çalıştım.

Bilmem kaçıncı kez yepyeni bir şok dalgası ile karşılaşmıştım.

"Nasıl yani, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?"

"Hayır, bunlar gerçekler."

Çok tuhaftı ve bunlara inanmak istemiyordum. Aslında inanamıyordum da. Ve inanamayacaktım. Bir istihbaratçı niçin benim annemi öldürürdü ki? Annem kötü biri miydi? Kesinlikle hayır! Ben böyle olmadığına emindim. Sadece sustum ve bu sırada zamanla atmaya devam etti.

"Bu kutunun içindekilerin hikayesini anlatmaya başlıyorum."

Aslında adam benden bir onay bekliyordu ama o an yaptığım tek şey susmaktı. Annemi kaybettiğinde nasıl avaz avaz bağırmak geldiyse içimden, şimdi de öyle susmak geliyordu. Ve ben bu tezatlığın arasında kendimi kaybediyordum...

"Gençliğinden ve hatta çok küçüklüğünden beri vatanını seven, onun için kendi canını feda etmeye hazır bir kişi, bir çocuk. Hala da bu amaçlar için savaşmakta olduğunu düşündüğümüz birisi. Baban..."

Kafam iyice karışmıştı, yalnız bir kelimeye takılmıştım.

"Düşündüğümüz derken?"

"Evet, bu nasıl söylenir bilmiyorum, gerçi senin için bir şey ifade edecek mi onu da bilmiyorum ama babana bir süredir ulaşamıyoruz."

Aslında bu durum hiç umurumda değildi, zaten ben de ulaşamıyordum çünkü, ama yine de o an içimden bir güç bu soruyu sormaya beni ikna etmişti.

"Bir süredir?''

"Yaklaşık iki buçuk yıl, kendisinin esir olduğunu düşünüyoruz."

Bir anda donakaldım. 2,5 yıl, ne kadar da fazla bir süre... Onu hiç sevmediğim için çok umursamamıştım ama bu durum beni etkilemişti. Yine de etkilendiğimi pek belli etmiyordum.

Çünkü ona yenik düşemezdim...

Çünkü ona karşı oluşturulan savaşın içinde kalmıştım ve bu savaşı kaybedemezdim...

Anneme yaptıklarını hiçe sayamazdım, çocukluğumu hiçe sayamazdım...

Onu kolay kolay affedemezdim. Ne olursa olsun bunu yapamazdım...

Adam konuşmaya devam etti.

"Bu bayrak, işte bu sebeple burada. Bu yüzüklere gelecek olursak, bu yüzükler..."

Bu sefer konuşmaya başlayan ben oldum, sözünü kesmiştim.

"Annemle babamın, en sevdikleri..."

"Evet, doğru."

Ağzından çıkan kelimeler bunlar oldu. Adam konuşmaya devam ederken beynimde bir uğultu başlamıştı. Bu gerçekleri reddetmek istiyordum.

Keşke hiç başıma gelmemiş olsalardı...

"Babam bu yüzükleri saklamış, biz de babanın izini kaybettikten sonra onları buraya koyduk."

Hiç anlamıyordum, karşılaştığım bu duruma hiçbir şekilde anlam verememiştim. Öldürdüğü kişinin en sevdiği kişi olması ve bu kişinin en sevdiği yüzüğünü saklaması, bir katil için fazlaca vicdani bir hareket değil miydi?

Ne alakaydı yani? Bu sırada hiç konuşmadım, yaptığım tek şey adamın suratına çaresizce bakmak oldu. Suskunluğun dakikalar sürmüştü, adam konuşmaya başladı.

"Geldik bu iki kurşuna, bunları anlatmak gitgide zorlaşıyor, ben anlatacağım ama sen dinlemeye hazır mısın Zehra?"

Aslında hiç hazır değildim ama bir yand