Keşfet

13. SESSİZ MİRAS

Yarama Dua

Ömer sorgu odasından çıktığında koridorun sonunda bekleyen Akif'i gördü.

Sorgu odasının ağır kapısı arkasından kapanırken içerideki sessizlik de onunla birlikte geride kaldı. Koridorun havası daha serindi. Tavandaki beyaz ışıklar aralıklarla uzanıyor, duvarlarda yankılanan ayak sesleri binanın alışılmış sessizliğini bölüyordu.

Akif'in elinde az önce getirilen dosyalardan biri vardı.

Ömer yaklaşınca Akif dosyayı ona uzattı.

“Bir şey bulduk.”

Ömer dosyayı aldı.

“Nerede?”

“Halit'in evraklarında. İlk bakışta sıradan bir aile kaydı gibi duruyor ama tarihleri karşılaştırınca bir şey fark ettim.”

Ömer dosyayı açtı.

İçinde birkaç eski nüfus kaydı, tapu belgesi ve Osmanlı döneminden kalma bir aile şeceresi bulunuyordu. Sayfaların çoğu yıpranmıştı. Bazılarının kenarları sararmış, mürekkebi yer yer solmuştu. Bazı belgelerde kâğıdın dokusu neredeyse kaybolmuş, bazı satırlarda ise mürekkep zamanla dağılarak kelimelerin okunmasını güçleştirmişti.

Ömer ilk sayfayı dikkatlice çevirdi.

Bir isim.

Ardından bir tarih.

Sonra başka bir isim.

Belgeler birbirinden bağımsız görünüyordu fakat aralarındaki tarihler incelendiğinde aynı ailenin farklı dönemlerine ait oldukları anlaşılıyordu.

Ömer belgeleri tek tek inceledi.

Her sayfada birkaç saniye duruyor, sonra diğerine geçiyordu.

Akif onu sessizce izliyordu.

Ömer böyle durumlarda konuşmazdı.

Önce bütün parçaları zihninde bir araya getirir, ancak ondan sonra soru sorardı.

Sonra bir sayfada durdu.

“Bu isim.”

Akif başını eğdi.

“Evet. Ben de orada durdum.”

Ömer'in gözleri satırlarda gezindi.

Belgelerde yıllar önce İzmir'e yerleşmiş bir aileden söz ediliyordu. Ailenin bazı fertleri Kemeraltı çevresinde yaşamış, bazıları ise zamanla şehrin farklı bölgelerine taşınmıştı.

İsimler nesilden nesile değişiyor, adresler farklılaşıyor, fakat aile şeceresi aynı kökten devam ediyordu.

Fakat şecerenin son kısmında dikkat çekici bir ayrıntı vardı.

Bir isim, diğerlerinden farklı olarak kırmızı mürekkeple işaretlenmişti.

Ömer parmağını ismin üzerinde gezdirdi.

Mürekkep diğer yazılardan daha koyu görünüyordu.

Sanki yıllar önce biri bu ismin özellikle görülmesini istemişti.

“Bu kişi kim?”

“Henüz bilmiyoruz.”

“Peki neden işaretlenmiş?”

Akif başını iki yana salladı.

“Bilmiyoruz.”

Ömer dosyayı kapatmadı.

Bakışlarını o ismin üzerinde birkaç saniye daha tuttu.

Bir ismi diğerlerinden ayırmak...

Bunu yapan kişinin amacı neydi?

Önemli olan kişi miydi?

Yoksa o kişinin taşıdığı bir şey mi?

Ömer bu soruların hiçbirine henüz cevap veremiyordu.

Dosyayı biraz daha kendisine çekti.

Sonra aklına Zehra geldi.

Onun soyadı, firmanın kenarındaki bazı harflerle yaptığı hesaplamalarda karşısına çıkan dizilimlerden biriyle benzerlik gösteriyordu.

Daha önce bunun yalnızca tesadüf olabileceğini düşünmüştü.

Hatta birkaç kez kendi kendine bunun üzerinde fazla durduğunu söylemişti.

Fakat artık tesadüflerin sayısı artıyordu.

Kemeraltı.

Firman.

Sedef işareti.

Kalem.

Ve şimdi bir aile kaydı...

Ömer'in yüzündeki ifade değişti.

“Zehra'nın ailesi hakkında araştırma yaptınız mı?”

Akif şaşırdı.

“Zehra Hanım'ın mı?”

“Evet.”

“Hayır. Neden?”

Ömer birkaç saniye cevap vermedi.

Bakışları hâlâ dosyadaydı.

“Çünkü kalemdeki işaretle burada bulunan sembol birbirine benziyor.”

Akif'in yüzü ciddileşti.

“Bundan emin misin?”

“Henüz değilim.”

Ömer bunu özellikle vurguladı.

Çünkü elindeki birkaç benzerlik, bir insanın geçmişi hakkında hüküm vermeye yetmezdi.

“Peki Zehra'nın ailesiyle bu işin bağlantısı olduğundan şüpheleniyor musun?”

Ömer dosyaya tekrar baktı.

“Şüphe başka, gerçek başka. Önce doğrulamamız gerekiyor.”

Akif başını salladı.

“Nasıl ilerleyeceğiz?”

“Resmî kayıtlardan başlayacağız. Fakat Zehra'nın haberi olmayacak.”

Akif birkaç saniye sustu.

“Onu korkutmaktan çekiniyorsun.”

Ömer'in bakışları sertleşti.

“Onu bu işin içine daha fazla çekmek istemiyorum.”

Bu cümlenin ardından odada kısa bir sessizlik oldu.

Ömer'in sesi sakin çıkmıştı fakat cümlenin altında taşıdığı anlam oldukça açıktı.

Zehra zaten bu olayların içine istemeden girmişti.

Ömer, geçmişten kalan bir sırrın onun hayatına daha fazla dokunmasına izin vermek istemiyordu.

Dosyayı kapattı ve Akif'e verdi.

“Bir de şu ismin bütün bağlantılarını çıkar. Kemeraltı, liman, eski hanlar, vakıf kayıtları... Ne bulursan getir.”

Akif dosyayı aldı.

“Tamam.”

Ömer pencereye doğru yürüdü.

İzmir öğleden sonra güneşiyle aydınlanıyordu.

Aşağıdaki caddede insanlar kendi telaşlarıyla hareket ediyordu. Bir dükkânın önünde birkaç kişi konuşuyor, karşı kaldırımda insanlar aceleyle yürüyordu. Arabalar birbirinin arasından geçiyor, şehir her zamanki gürültüsüyle yaşamaya devam ediyordu.

Ömer bir süre dışarı baktı.

İnsanların hiçbiri birkaç metre altında nelerin saklandığını bilmiyordu.

Oysa Kemeraltı'nın taşlarının altında, yıllardır kimsenin konuşmadığı bir geçmiş vardı.

Ve Ömer, o geçmişin Zehra'ya uzanan bir tarafı olduğundan artık emindi.

Belki de bazı miraslar insanlara bırakılmazdı.

Bazıları sadece saklanırdı.

Ve zamanı geldiğinde yeniden ortaya çıkardı.

Zehra o gün ders çıkışında doğrudan yurda dönmedi.

Üniversitenin kütüphanesine geçti.

Kütüphanenin kapısından içeri girdiğinde dışarıdaki kalabalığın sesi yavaş yavaş geride kaldı. Rafların arasında dolaşan öğrenciler, sayfaların çevrilme sesi ve arada bir duyulan sandalye gıcırtıları dışında fazla bir hareketlilik yoktu.

Zehra her zamanki gibi daha sakin bir köşe buldu.

Masasına oturduğunda çantasından ödev defterini çıkardı.

Defterin bazı sayfalarında hâlâ o gecenin izleri vardı.

Parmakları sayfanın kenarında durdu.

Ömer'in omzundan akan kanın sayfaya düştüğü günü düşündü.

O gün yalnızca korkmuştu.

O anın bitmesini istemişti.

Fakat şimdi geriye dönüp baktığında, o kan lekesinin hayatındaki birçok şeyi değiştirdiğini hissediyordu.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.

Ömer.

Firman.

Kemeraltı.

Ve anlamını hâlâ çözemediği o sembol...

Kalemi eline aldı.

Sedef kakmasının üzerinde duran küçük işareti yeniden inceledi.

Kalemi yavaşça çevirdi.

Sedef yüzey, kütüphanenin ışığı altında hafifçe parlıyordu.

Birkaç dakika boyunca hiçbir şey bulamadı.

Sonra aklına firmanın kenarında gördüğü sembol geldi.

Defterini açtı.

Önce firmanın fotoğrafını buldu.

Ardından kalemin üzerindeki işareti yan yana getirdi.

İkisi aynı değildi.

Ama aralarında belirgin bir benzerlik vardı.

Zehra bir süre ikisine baktı.

“Bunu sana kim verdi?”

Meryem'in sesiyle irkildi.

Zehra başını kaldırdı.

“Ne?”

Meryem kalemi gösterdi.

“Kalemi diyorum.”

“Ömer Bey gönderdi.”

“Biliyorum da... Neden?”

Zehra hafifçe gülümsedi.

“Bilmiyorum.”

Meryem sandalyesini çekip yanına oturdu.

Kaleme biraz daha dikkatli baktı.

“Bence bu kalem sıradan bir kalem değil.”

“Ben de öyle düşünmeye başladım.”

“Peki ne yapacaksın?”

Zehra kaleme baktı.

“Önce anlamaya çalışacağım.”

Meryem başını salladı.

“Senin şu merakın bir gün başımıza iş açacak.”

Zehra gülümsedi.

“Belki de bazı soruların cevabı bulunmak için bekliyordur.”

Meryem kaşlarını kaldırdı.

“Yine başladın.”

Zehra güldü.

“Ne yapayım?”

Meryem de gülümseyerek çantasını kapattı.

“Hiçbir şey. Sadece kendini tehlikeye atma.”

Zehra'nın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

“Merak etme.”

Ama içinden geçen cümle farklıydı:

Bazı sırlar insanı aramazdı. İnsan, farkında olmadan onların yoluna çıkardı.

Zehra kalemi tekrar defterinin üzerine bıraktı.

Bir süre sonra kalemi çantasına koydu.

Fakat artık onu sıradan bir eşya gibi göremiyordu.

Akşam olduğunda Ömer, güvenlik merkezindeki odasında tek başına çalışıyordu.

Masanın üzerinde gün boyunca toplanan belgeler vardı.

Önündeki belgelerin sayısı artmıştı.

Fakat cevaplar çoğalmak yerine daha fazla soru ortaya çıkarıyordu.

Kemeraltı'nda bulunan metal kutunun içinden eski bir mühür, iki küçük parşömen ve üzerinde rakamlar bulunan bir taş levha çıkmıştı.

Taş levha masanın üzerinde duruyordu.

Üzerindeki rakamlar ilk bakışta anlamsızdı.

Ömer levhayı birkaç kez farklı açılardan inceledi.

Sonra rakamları kâğıda g