Keşfet

15.EMANETİN İZİ

Yarama Dua

Ömer o gece merkezden çıkmadı.

Masasının üzerindeki belgeler artık yalnızca tarihî bir dosya olmaktan çıkmış, birbirine bağlanan karmaşık bir ağ hâline gelmişti.

Önünde farklı tarihlere ait belgeler, eski kayıtların kopyaları, liman raporları ve Kemeraltı'nda bulunan sembollerin fotoğrafları duruyordu. Her belge tek başına bakıldığında farklı bir hikâye anlatıyor gibiydi. Fakat hepsi bir araya getirildiğinde aynı noktaya çıkıyordu.

Firmanın üzerinde bulunan sembol...

Kemeraltı'ndaki duvarlarda aynı şekilde karşısına çıkmıştı.

Ardından limandaki eski kayıtlarda görülmüştü.

Şimdi ise aynı işaret Zehra'nın elindeki sedef kakmalı kalemde ve kan lekesinin yanında bulunan küçük çizimde ortaya çıkıyordu.

Bütün bunların bir tesadüf olması mümkün değildi.

Fakat Ömer'in asıl endişesi, Zehra'nın bu işin neresinde olduğunu hâlâ kesin olarak bilememesiydi.

Dosyalardan birini eline aldı.

Sayfayı çevirdi.

Sonra diğerine baktı.

Birbirinden farklı tarihler, farklı isimler ve farklı mekânlar vardı.

Ama aynı sembol tekrar tekrar karşısına çıkıyordu.

Ömer sandalyesine yaslandı.

Bir an gözlerini kapattı.

Bütün parçalar birbirine yaklaşmıştı.

Ama hâlâ eksik olan bir parça vardı.

Ve o parçanın Zehra olmasından korkuyordu.

Merkezdeki saat gece yarısını çoktan geçmişti. Koridorlarda artık neredeyse hiç ses yoktu. Arada bir güvenlik görevlilerinin ayak sesleri duyuluyor, ardından bina yeniden sessizliğe gömülüyordu.

Ömer ise masanın başından kalkmıyordu.

Çünkü cevaplar yaklaştıkça sorular da çoğalıyordu.

Akif sabahın erken saatlerinde yeniden odaya girdiğinde Ömer hâlâ aynı masanın başındaydı.

Akif kapıda birkaç saniye durdu.

Ömer'in önündeki belgelerin yerinden bile oynamadığını görünce başını hafifçe salladı.

“Hiç uyumadın mı?” diye sordu.

Ömer başını kaldırmadan,

“Uyku için henüz yeterince sebep yok,” dedi.

Akif hafifçe gülümsedi.

“Senin için hiçbir zaman yeterince sebep yok zaten.”

Elindeki dosyayı masaya bıraktı.

“Vakıf kayıtlarının devamını buldum.”

Ömer hemen dosyaya uzandı.

“Anlat.”

Akif sandalyeye oturdu.

“Kayıtlara göre emanetin muhafazası birkaç nesil boyunca aynı iki aile arasında paylaşılmış. Fakat yaklaşık yüz yıl önce kayıtlar kesiliyor.”

Ömer'in gözleri dosyanın üzerindeki tarihlere kaydı.

“Neden?”

“Bilmiyorum. O tarihten sonra emanetin nerede olduğuna dair hiçbir açık kayıt yok.”

Ömer sayfaları çevirdi.

Eski kâğıtların arasındaki boşluklara, silinmiş satırlara ve okunması güç bazı notlara baktı.

“Peki aileler?”

“Bir tarafın izini kaybettik. Diğer tarafın soyundan gelenlerin bir kısmı İzmir'de kalmış.”

Ömer başını kaldırdı.

“Hangi taraf?”

Akif birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir sesle cevap verdi:

“Zehra Hanım'ın ailesinin bulunduğu taraf.”

Ömer'in eli dosyanın üzerinde durdu.

Odadaki sessizlik bir anda daha ağır hâle geldi.

Ömer birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Akif devam etti:

“Ama bu, onun emanetle doğrudan bağlantısı olduğunu göstermez.”

“Biliyorum.”

“Sadece aynı aile kaydında isimleri geçiyor.”

“Biliyorum Akif.”

Ömer dosyayı kapattı.

“Bu yüzden dikkatli olacağız.”

Akif başını salladı.

İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.

Artık atılacak yanlış bir adım yalnızca araştırmayı değil, Zehra'nın güvenliğini de etkileyebilirdi.

Zehra ise bütün bunlardan habersizdi.

Üniversitedeki dersinden çıktıktan sonra kütüphaneye uğramış, ödevini tamamlamaya çalışıyordu.

Masasının üzerindeki kitaplar açıktı fakat gözleri satırlarda uzun süre kalamıyordu.

Kalemi birkaç kez eline aldı, birkaç cümle yazdı, sonra yazdıklarını tekrar okudu.

Zihni başka yerdeydi.

Ömer'in “Henüz değil.” diye verdiği cevap aklından çıkmıyordu.

Bir şeylerin olduğunu hissediyordu.

Fakat ona anlatılmayan şeyin peşinden gitmek istemiyordu.

Belki de Ömer'in mesafeli duruşunun sebebi buydu.

Onu korumak için bazı şeyleri söylemiyordu.

Zehra bunu anlayabiliyordu.

Ama anlamak, merak etmesini engellemiyordu.

Çantasını kapatırken sedef kakmalı kalem yere düştü.

Kalemin masadan yere düşen sesi sessiz kütüphanede kısa bir yankı oluşturdu.

Zehra eğilip almak için uzandığında kalemin kapağının ucunda küçük bir çizik fark etti.

Daha önce orada olduğunu hatırlamıyordu.

Kalemi eline aldı.

Önce parmağıyla çizginin üzerinden geçti.

Sonra ışığa doğru tuttu.

Çizgi ilk bakışta sıradan bir çizik gibi görünüyordu.

Fakat kalemi biraz daha çevirdiğinde çizginin aslında bir harf olduğunu fark etti.

Çok küçük, neredeyse silinmiş bir harf.

“R.”

Zehra kaşlarını çattı.

Kalemi tekrar çevirdi.

Sedeflerin arasındaki işarete baktı.

Bir harf daha vardı.

“M.”

Bir süre ikisine birlikte baktı.

“RM...” diye mırıldandı.

Ne anlama geldiğini çıkaramıyordu.

Bir isim miydi?

Bir yerin kısaltması mıydı?

Yoksa başka bir işaretin parçası mı?

Tam o sırada Meryem yanına geldi.

“Ne yapıyorsun?”

Zehra kalemi ona uzattı.

“Şuna bak.”

Meryem kalemi eline aldı.

“Ne var?”

“Burada harfler var.”

Meryem gözlerini kıstı.

“Gerçekten var.”

“Sence ne anlama geliyor?”

Meryem omuzlarını kaldırdı.

“Belki kalemin ustasının baş harfleri.”

Zehra düşündü.

“Olabilir.”

Meryem kalemi geri verdi.

“Ama bence bunu Ömer Bey'e sormalısın.”

Zehra başını salladı.

“Ben de öyle düşünüyorum.”

Telefonunu çıkardı.

Birkaç saniye yazdı.

Ekranda kısa bir mesaj belirdi.

Sonra Zehra bir süre mesaja baktı.

Göndermedi.

Mesajı silip telefonu çantasına koydu.

“Ne oldu?” diye sordu Meryem.

“Bilmiyorum. Ona her şeyi sormak doğru gelmiyor.”

Meryem başını salladı.

“O zaman bekle. Belki kendisi anlatır.”

Zehra sessizce gülümsedi.

“Belki.”

Kalemi tekrar çantasına koydu.

Fakat bu kez onu kapattığında aklında yalnızca iki harf vardı.

R. M.

Aynı saatlerde Ömer limandaki antreponun çevresinde yapılan incelemeleri takip ediyordu.

Ekip, gün boyunca bölgedeki giriş çıkışları kontrol etmişti.

Antrepo dışarıdan bakıldığında sıradan bir depodan farksızdı.

Geniş kapısı, eski duvarları ve çevresindeki birkaç yapı dışında dikkat çeken bir yanı yoktu.

Fakat son aylarda gece saatlerinde yapılan bazı sevkiyatların kayıtları şüpheliydi.

Bazı araçlar resmî belgelerde görünmeyen kısa süreli girişler yapıyor, birkaç saat sonra tekrar çıkıyordu.

Akif raporu önüne koydu.

“Son üç ayda yirmi yedi araç.”

“Kaçı aynı şirket adına?”

“On dokuzu.”

“Diğerleri?”

“Farklı şirketler.”

Ömer kaşlarını çattı.

“Ama aynı rota.”

“Evet.”

“Demek tek bir şirket kullanmıyorlar.”

“Muhtemelen izlerini dağıtıyorlar.”

Ömer haritaya baktı.

Limanın çevresindeki yolları tek tek inceledi.

Parmağı bir noktada durdu.

Antrepo doğrudan ana kapıya bağlı değildi.

Arka tarafında eski bir servis yolu bulunuyordu.

Yolun sonunda ise yıllardır kullanılmayan bir yapı vardı.

“Şurası ne?”

Akif baktı.

“Eski gümrük binası.”

“Artık kullanılmıyor mu?”

“Resmî olarak kullanılmıyor.”

Ömer'in bakışları keskinleşti.

“Resmî olarak...”

Akif başını salladı.

“Evet.”

Ömer birkaç saniye haritaya baktı.

“Burası incelenecek.”

“Şimdi mi?”

“Hayır. Önce izleyelim.”

“Ya fark ederlerse?”

“Fark etmelerini istemiyoruz.”

Akif raporu tekrar eline aldı.

Ömer ise haritadaki eski yapıya bakmaya devam etti.

Bir yerin yıllardır kullanılmıyor olması, orada hiçbir şey olmadığı anlamına gelmezdi.

Özellikle de kayıtların sustuğu bir yerde.

Akşam olduğunda Zehra yurda dönmek üzere kampüsten çıktı.

Meryem o gün ailesiyle konuşmak için erken ayrılmıştı.

Zehra yalnız yürüyordu.

Kampüsün dışındaki yol her zamankinden daha sessizdi.

Günün kalabalığı dağılmış, öğrencilerin çoğu yurtlarına veya evlerine dönmüştü.

Zehra çantasının askısını omzunda biraz daha yukarı çekti.

Bir süre sonra arkasından gelen ayak seslerini fark etti.

Önce önemsemedi.

Sonra seslerin onunla aynı hızda ilerlediğini fark etti.

Adımlarını hızlandırdı.

Arkasındaki ses de hızlandı.

Zehra'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.

Telefonunu çıkarmak için çantasına uzandı.

Tam o sırada karşısına bir adam çıktı.

Adam birkaç metre uzakta durdu.

“Hanımefendi.”

Zehra cevap vermedi.

Adam bir adım daha attı.

“Bir şey soracağım.”

Zehra geri çekildi.

“Lütfen uz