Keşfet

21.SON KAYIT

Yarama Dua

Sabah olduğunda İzmir'in üzerinde ince bir sis vardı.

Şehir henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Kemeraltı'nın bazı dükkânları kepenklerini yeni açıyor, sokaklarda gece boyunca kalmış serinlik yavaş yavaş dağılıyordu. Tramvaylar kendi düzeninde ilerliyor, insanlar işe yetişmek için kaldırımları doldurmaya başlıyordu.

Fakat Ömer için o sabah başka bir anlam taşıyordu.

Çünkü yıllardır cevabını aramadığı bir sorunun peşinden gidiyordu.

Babası neden ona hiçbir şey anlatmamıştı?

İzmir Milli Kütüphanesi'nin önünde araç durduğunda Ömer birkaç saniye yerinden kalkmadı.

Akif ona baktı.

“Hazır mısın?”

Ömer gözlerini binaya çevirdi.

“Hayır.”

Akif hafifçe gülümsedi.

“İyi.”

“Niye?”

“Çünkü insan bazı kapıları hazır olduğunu düşünerek açmamalı.”

Ömer ona baktı.

“Bunu nereden öğrendin?”

“Senin yanında çalışmaktan.”

Ömer başını iki yana salladı.

“Fazla konuşuyorsun.”

“Sen de fazla susuyorsun.”

İkisi araçtan indi.

Zehra ve Meryem birkaç dakika sonra geldiler.

Zehra binaya bakınca içinde tuhaf bir his oluştu.

Her şey tanıdıktı.

Aynı merdivenler.

Aynı büyük kapı.

Aynı sessizlik.

Fakat artık buraya ilk geldiği günkü Zehra değildi.

O zaman yalnızca bir üniversite öğrencisiydi.

Şimdi ise ailesinin geçmişine, Ömer'in babasına ve yüzyıllardır saklanan bir emanete uzanan bir sırrın ortasındaydı.

Meryem kulağına eğildi.

“İyi misin?”

“Evet.”

“Gerçekten?”

Zehra kısa bir süre düşündü.

“Artık korktuğum şeyleri bilmemek değil.”

“Ne?”

“Öğrendiğim şeylerin hayatımı değiştirmesi.”

Meryem cevap vermedi.

Çünkü bu cümlenin cevabını kendisi de bilmiyordu.

---

Kütüphanenin eski arşiv bölümüne indiklerinde onları yaşlı bir görevli karşıladı.

Ömer kimliğini gösterdi.

“1998 yılına ait vakıf kayıtlarını incelememiz gerekiyor.”

Görevli bir süre Ömer'in yüzüne baktı.

Sonra:

“Soyer misiniz?”

Ömer durdu.

“Evet.”

Yaşlı adamın yüzünde garip bir ifade oluştu.

“Babanız da buraya gelirdi.”

Ömer'in kalbi hızlandı.

“Onu tanıyor muydunuz?”

“Tanımak denmez.”

Adam başını eğdi.

“Fakat bazı insanları unutamazsınız.”

“Ne demek istiyorsunuz?”

Görevli etrafa baktı.

Sonra sesini alçalttı.

“Babanız buraya son geldiğinde bana bir şey söylemişti.”

“Ne söyledi?”

“‘Bir gün oğlum gelecek.’”

Ömer birkaç saniye konuşamadı.

“Bunu ne zaman söyledi?”

“Yıllar önce.”

“1998'de mi?”

Yaşlı adam başını salladı.

“Hayır.”

“Ne zaman?”

“2004.”

Ömer'in yüzündeki ifade değişti.

“Babam 2004'te buraya geldi?”

“Evet.”

“Tek başına mı?”

Görevli cevap vermeden önce Zehra'ya baktı.

“Hayır.”

Zehra şaşkınlıkla:

“Kim vardı yanında?”

Adam bir süre sustu.

Sonra:

“Bir kadın.”

Ömer hemen:

“Kim?”

“Adını bilmiyorum.”

“Nasıl görünüyordu?”

“Hatırlamıyorum.”

Zehra'nın aklına bir şey geldi.

“Benim annem olabilir mi?”

Herkes ona döndü.

Zehra devam etti:

“Annem babamla birlikte İzmir'e gelmiş olabilir.”

Görevli dikkatle baktı.

“Bilmiyorum.”

“Peki ne yaptılar?”

Adam arşiv odasının kapısını açtı.

“Bana yalnızca bir şey emanet ettiler.”

“Ne?”

“Bir kayıt.”

---

Arşiv odası küçüktü.

Duvarlarda eski dosyalar, raflarda numaralanmış defterler vardı. Havada kâğıt ve ahşap kokusu hissediliyordu.

Görevli en üst raflardan birinden ince, siyah kapaklı bir dosya çıkardı.

Üzerinde:

1998–2004 / ÖZEL VAKIF KAYITLARI

yazıyordu.

Dosyayı masaya bıraktı.

Ömer hemen açmadı.

Bir süre kapağa baktı.

Sanki o kapağı açtığında babasıyla ilgili bildiği her şey değişecekmiş gibi hissediyordu.

Sonunda dosyayı açtı.

İlk sayfada bir toplantı kaydı vardı.

Tarih:

14 Ekim 1998.

İsimler:

Süleyman Soyer.

Mehmet Halit.

Süleyman Bey'in büyükbabası.

Ömer'in eli durdu.

Zehra dosyaya eğildi.

“Mehmet Halit...”

Akif:

“Halit'in babası.”

Ömer başını salladı.

“Evet.”

Toplantı notunun altında kısa bir açıklama vardı.

“Emanetin geleceği ve korunma usulü görüşülmüştür.”

Bir sonraki satır:

“Taraflardan biri emaneti şehir dışında saklamayı teklif etmiştir.”

Diğer satır:

“Diğer taraf, bunun uygun olmayacağını belirtmiştir.”

Ve son satır:

“Emanetin iki parçaya ayrılması konusunda mutabakata varılmıştır.”

Zehra fısıldadı:

“İki parça.”

Ömer:

“Firman ve kalem.”

Akif:

“Biri belge, biri anahtar.”

Ömer sayfayı çevirdi.

Bir başka kayıt.

17 Ekim 1998.

“İkinci koruyucu görevi kabul etmiştir.”

İsim kısmı yırtılmıştı.

Zehra hemen:

“Kim?”

“Bilmiyoruz.”

Ömer sayfanın altındaki küçük işareti fark etti.

Sedef motifi.

Yanında iki harf:

R.M.

Zehra:

“Râz-ı mahfî.”

Ömer başını salladı.

“Gizli sır.”

“Peki kim koruyordu?”

Ömer cevap vermedi.

Çünkü sonraki sayfada bir cümle vardı:

“Koruyucunun adı kayda geçirilmeyecektir.”

---

Arşiv görevlisi kapının yanında sessizce bekliyordu.

Ömer ona döndü.

“Bu kayıtların devamı yok mu?”

“Var.”

“Nerede?”

Adam:

“Babanız aldı.”

Ömer şaşırdı.

“Ne?”

“2004'te.”

“Bütün dosyayı mı?”

“Hayır.”

“Ne aldı?”

Görevli çekmeceden küçük bir anahtar çıkardı.

“Bunu bıraktı.”

Anahtarı Ömer'e uzattı.

“Ve ‘Oğlum geldiğinde verin’ dedi.”

Ömer anahtarı aldı.

Anahtar eskiydi.

Üzerinde küçük bir numara vardı:

17

Akif:

“On yedi numara.”

Görevli başını salladı.

“Depodaki 17 numaralı dolap.”

Ömer hemen:

“Nerede?”

Görevli:

“Alt katta.”

---

Alt kat daha karanlıktı.

Koridor boyunca eski arşiv dolapları sıralanmıştı.

17 numaralı dolabın önünde durduklarında Ömer birkaç saniye anahtarı elinde tuttu.

Zehra yanındaydı.

“Ömer Bey.”

“Efendim?”

“Bunu açmak zorunda değilsiniz.”

Ömer ona baktı.

“Biliyorum.”

“Eğer babanız istemediyse...”

“Babam istemediği için değil.”

“Ne için?”

Ömer anahtarı kilide yerleştirdi.

“Bana bir gün burada olmam gerektiğini söylediği için.”

Anahtar döndü.

Dolap açıldı.

İçeride yalnızca üç şey vardı.

Eski bir defter.

Bir fotoğraf.

Ve küçük bir zarf.

Ömer önce fotoğrafı aldı.

Fotoğrafta üç kişi vardı.

Babası Süleyman Soyer.

Halit'in babası Mehmet Halit.

Ve üçüncü kişi...

Zehra'nın babası Süleyman Bey.

Zehra fotoğrafa bakarken nefesi kesildi.

“Babam...”

Ömer fotoğrafı dikkatle çevirdi.

Arkasında tek bir tarih vardı:

2004.

Altında ise:

“Son buluşma.”

Zehra sessizce:

“Babam da biliyordu.”

Ömer:

“Evet.”

“Peki neden bana hiç anlatmadı?”

“Belki seni korumak için.”

Zehra başını kaldırdı.

“Beni korumak için mi?”

“Bazen bir çocuğa bütün gerçeği anlatmak, onu korumak değil; onu bir yükün altına sokmaktır.”

Zehra fotoğrafa baktı.

İçinde babasına karşı kızgınlıkla anlayış arasında garip bir duygu oluştu.

Sonra zarfı gördü.

Üzerinde kendi adı vardı.

Zehra.

Zehra'nın gözleri büyüdü.

“Bu... benim için.”

Ömer zarfı ona uzattı.

“Evet.”

Zehra zarfı aldı.

Ellerinin titrediğini fark etti.

“Babam mı yazdı?”

“Bilmiyorum.”

Zarfı açtı.

İçinden tek bir sayfa çıktı.

Yazı tanıdıktı.

Zehra birkaç saniye boyunca sadece baktı.

Sonra fısıldadı:

“Babamın yazısı.”

---

Mektup kısa değildi.

Fakat ilk satırında tek bir cümle vardı:

“Zehra, eğer bunu okuyorsan, artık bazı şeyleri öğrenme vaktin gelmiş demektir.”

Zehra yutkundu.

Devam etti.

“Sana yıllarca bazı şeyleri anlatmadım. Bunun sebebi senden bir şey saklamak değildi. Seni, taşıyamayacağın bir yükten uzak tutmaktı.”

Zehra'nın gözleri doldu.

Fakat okumaya devam etti.

“Büyükbabanın bize bıraktığı emanet, hiçbir zaman bir hazine olmadı. İnsanlar yıllarca onun altın, mücevher veya tarihi eser olduğunu düşündüler. Oysa korunması gereken şey bir bilgi idi.”

Akif sessizce yaklaştı.

Zehra devam etti:

“Bu bilgi, devletin ve milletin geçmişinde bazı insanların değiştirmek istediği bir hakikate dairdir. Fakat bu hakikat tek başına hiçbir şey ifade etmez. Onu koruyacak olanın niyeti, bilgiden daha önemlidir.”

Zehra nefes aldı.

Bir sonraki satıra geçti.

“Süleyman Soyer bu emaneti korumak için kendi hayatını bu işe adadı. Mehmet Halit ise aynı emaneti başka bir amaçla kullanmak istedi.”

Ömer'in bakışları sertleşti.

Zehra devam etti.

“İşte yollarımız burada ayrıldı.”

Sonraki satırda:

“Babanızın yolu ile bizim yolumuz aynı değildi. Fakat emaneti koruma sorumluluğu iki aileye de bırakıldı.”

Zehra:

“İki aile...”

Ömer başını eğdi.

Mektubun son k

Yorumlar

  • Kayra kendi: bunu daha önce yapmalıydın ömer bey insan her kapıyı anca hazır hissettiği zaman açmalı
  • Eren Ali Dağ: Bir şeylerin değişmesi gerekiyor senin için artık çok fazla sustuğun gibi değil
  • Sevgi Korkmaz: babandan gelen bir miras var fakat geç kalmadan öğrenmelisin bunun ne anlama geldiğini
  • Ebru Rüzgar: Oraya yalnızca bir amaç için gitmen gerektiğini biliyorsun ömer kesin uğraşmaktan vazgeçme
  • ALİ BİLGİN: içinde barındırdığı sırların çağına gireceksiniz düşüncelerinizi tutun az da bu kez bence karar alma zamanı @elyra
  • Eda Zorlu: bu mektupta her şey saklı anam yanlış bilmiyorum ama dolayısıyla düğümün cevabını verecek olan yine sen olacaksın