7. ADRESE TESLİM EMANET
Akif’in kampüsteki o rüzgârlı, kurumuş çınar yapraklarıyla dolu çardakta bırakıp gittiği kadife kumaşa sarılı paket, Zehra için yalnızca paha biçilemez bir tarih kitabı ya da yarım kalan ödevine yardımcı olacak bir kaynak değildi. Paketin ağırlığı, taşıdığı şeyden çok ardında bıraktığı anlamdan geliyordu. Genç kız, kitabın kendisine rastgele gönderilmediğini biliyordu. Ömer Soyer’in onun zihnine, inancına ve yaşadığı o korku dolu anlara duyduğu saygının sessiz bir işaretiydi bu. Ömer’in konuşmaktan çok davranışlarıyla anlattığı şeylerden biriydi.
Zehra bunu düşündükçe içindeki duygu daha da karmaşıklaşıyordu.
Bir yandan kendisine yapılan iyiliğin karşılığını nasıl vereceğini bilememenin mahcubiyeti vardı. Öte yandan, bütün bu olanların arasında bir insanın kendisine bu kadar dikkatli ve ölçülü davranması onu düşündürüyordu. Ömer, ona hiçbir zaman gereğinden fazla yaklaşmamış, merakını zorlamamış, korkularını kurcalamamıştı. Buna rağmen her defasında ihtiyaç duyduğu anda, sanki söylemediği bir şeyi bile fark etmiş gibi karşısına çıkıyordu.
Bu durum Zehra’nın alışık olduğu bir şey değildi.
Akşamın loş, mor pusu KYK yurdunun küçük odasına sızarken dışarıdaki dünyanın bütün kargaşası ve tekinsizliği o odanın duvarlarının dışında kalmıştı. Pencerenin ardından görünen sokak lambaları, akşamın koyulaşan gölgeleri arasında titrek sarı halkalar oluşturuyordu. Uzaktan birkaç aracın sesi geliyor, koridorda arada bir öğrencilerin ayak sesleri duyuluyordu. Odanın içindeyse daha sakin bir dünya vardı.
Zehra yatağının üzerine bağdaş kurmuş, kitabın sayfalarını dikkatle çeviriyordu. Asırlık sayfaların kenarlarındaki yaldızlı ebru süslemelerini tek tek parmak uçlarıyla inceliyor, hiçbir yere zarar vermemek için sayfaları neredeyse nefes alır gibi yavaş çeviriyordu. Kâğıdın yaşından gelen hafif sarılık, mürekkebin yer yer solmuş izleri ve kenarlardaki el işçiliği, kitabı sıradan bir ders kaynağından çok daha farklı kılıyordu.
Her sayfada başka bir çağ açılıyormuş gibi hissediyordu.
Parmakları her desende geçmişe, tarihin tozlu yapraklarına dokunur gibi büyük bir ihtimamla geziyordu. Bazı sayfalarda eski notlar vardı. Kimi kelimelerin altı yıllar önce bir başka el tarafından çizilmiş, bazı kenarlara küçük işaretler düşülmüştü. Zehra, bu izlere bakarken kitabı yalnızca okumadığını, kendisinden çok önce yaşamış insanların sessizliğine kulak verdiğini düşünüyordu.
Odanın içini eski kâğıt, kurutulmuş deri ve kitabın kapağından yayılan hafif tarih kokusu kaplamıştı. Zehra bir an için gözlerini kapattı. Sahafın kokusu geldi aklına.
Barut.
Islak taş.
Eski kitaplar.
Ve o birkaç saniyeye sığan korku.
Kitabın cildine her dokunuşunda zihni sahaf dükkânındaki o ana geri dönüyordu. Ömer’in kendisini korumak için önüne geçişi, duyduğu silah sesi, insanların telaşı… O anları hatırladıkça omuzları istemsizce geriliyor, ardından kitabın kapağına baktığında kendini yeniden odasında buluyordu.
Tehlikenin kendisi geride kalmıştı.
Ama bıraktığı iz hâlâ zihnindeydi.
Yine de bu kitabın varlığı garip bir şekilde ona güven veriyordu.
Belki kitabın kendisinden değil, kim tarafından gönderildiğini bilmesinden dolayı.
Meryem, masanın başındaki ağır tıp kitaplarından kafasını kaldırıp arkadaşının kitaba adeta kıymetli bir emanete bakar gibi bakışını izledi. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Zehra’nın yüzündeki dalgın ama huzurlu ifadeyi süzüyordu.
Meryem’in gözünden çok az şey kaçardı.
Kalemini masaya bıraktı. Sandalyesini geriye çekip yatağın kenarına ilişti. Başını hafifçe yana eğerek Zehra’ya baktı.
"Kız Zehra..."
Zehra gözlerini kitaptan kaldırdı.
"Efendim?"
Meryem kitabı işaret etti.
"Bu kitap sıradan bir kütüphane kitabı değil, belli. Resmen odanın havası değişti. Tarih kokuyor burası."
Zehra istemsizce gülümsedi.
Meryem’in bakışları kitabın üzerinden Zehra’nın yüzüne kaydı.
"O sağ kol Akif yine mi geldi kampüse?"
Zehra kitabın kapağını incitmekten korkar gibi yavaşça kapattı. Kitabı dizlerinin üzerine bıraktı.
"Akif Bey getirdi."
Meryem’in kaşları hemen kalktı.
"Bak sen..."
Zehra, arkadaşının yüzündeki ifadeyi görünce hafifçe utandı.
"Ömer Bey göndermiş."
Meryem birkaç saniye sustu.
"Ömer Bey mi?"
Zehra başını salladı.
"Yarım kalan ödevim için. Kütüphanede bulamadığım bir kaynaktı."
Meryem’in yüzündeki merak giderek büyüdü.
"Başka?"
Zehra gözlerini kaçırdı.
"Bir de küçük bir not yazmış."
Meryem’in gözleri bir anda parladı.
"Eee?"
Zehra cevap vermedi.
"Eee, Zehra?"
Meryem biraz daha yaklaştı.
"Ne yazmış o çelik jön? Çatlatma insanı, oku bakayım!"
Zehra istemsizce güldü.
"Abartma."
"Ben mi abartıyorum? Kız, adam seni kurşundan korudu. Sonra yaralı hâliyle ortadan kayboldu. Şimdi de sana asırlık kitap gönderiyor. Bunun adı artık normal bir kaynak paylaşımı değil."
"Belki gerçekten sadece ödev içindir."
Meryem başını iki yana salladı.
"Tamam, ödev içindir. Ben de bu odadaki bütün kitapları tıp kitabı sanıyorum zaten."
Zehra'nın yüzünde mahcup bir gülümseme belirdi.
Yastığının altına gizlediği küçük kâğıdı çıkardı. Kâğıdı sakladığı yerden çıkarırken bile hareketleri dikkatliydi. Sanki onu bir başkasının görmesinden çekiniyor, aynı zamanda kendi gözlerinin önünde tutmaya da kıyamıyordu.
Meryem kâğıdı aldı.
Üzerindeki birkaç kelimeyi sessizce okudu.
"Tarihin en doğru sayfaları, en temiz kalplere yakışır. Güvendesiniz."
Meryem’in muzip ifadesi bir anda yumuşadı.
Kâğıdı tekrar okudu.
Sonra Zehra’ya baktı.
"Bu adam gerçekten az konuşuyor ama..."
Cümlesinin devamını getirmedi.
Zehra kâğıdı elinden aldı.
"Ne?"
"Hiç."
Meryem gülümsedi.
"Bir şey yok."
Zehra kâğıdı tekrar katladı.
Meryem onu izledi.
"Yalnız şunu söyleyeyim: Bu cümlede sadece bir teşekkür yok."
Zehra sustu.
"Ne var?"
"Saygı var."
Zehra’nın bakışları yere indi.
Meryem bu kez daha sakin konuştu.
"Belki de seni en çok şaşırtan şey bu."
Zehra cevap vermedi.
Çünkü Meryem’in söylediği şey, kendi içinde henüz adını koyamadığı bir düşünceye dokunmuştu.
Ömer’in kendisine karşı tavrı gerçekten de farklıydı.
Onu korkutmadan koruyor, merakını zorlamadan yanında duruyor, kendisini bir yük gibi hissettirmeden güven vermeye çalışıyordu.
Bu düşünce Zehra’nın kalbinde küçük bir kıpırtı oluşturdu.
Ama o kıpırtının üzerine hemen bir perde çekti.
"Önemli olan kitabın işime yaraması."
Meryem gülümsedi.
"Tabii."
"Gerçekten."
"Tabii Zehra."
"Meryem..."
"Tamam sustum."
İkisi de birkaç saniye sonra gülmeye başladı.
O kısa gülüş, son günlerin ağırlığı arasında ikisine de iyi gelmişti.
Bir süre sonra Zehra tekrar kitabı açtı. Meryem de masasına döndü. Fakat odadaki sessizlik artık eskisi gibi değildi. Zehra kitabın satırlarını okurken aklının bir köşesinde hâlâ o küçük not duruyordu.
Tarihin en doğru sayfaları...
Zehra bu cümleyi birkaç kez zihninde tekrarladı.
Sonra kitabın sayfalarına yeniden döndü.
Aynı saatlerde İzmir’in limana yakın, devlet tarafından sıkı biçimde korunan yüksek güvenlikli müze lojmanlarının birinde başka bir sessizlik hüküm sürüyordu.
Dışarıdaki şehrin gürültüsünden tamamen soyutlanmış bu odada zaman ağır ilerliyor gibiydi. Koridorlarda görevli personelin ayak sesleri duyuluyor, ardından kapılar kapanıyor ve sessizlik yeniden odayı dolduruyordu.
Odadaki devasa meşe masanın üzerinde Kemeraltı’ndaki o sahaf dükkânından son anda kurtarılan şifreli ferman duruyordu.
Fermanın kenarları yıpranmıştı. Bazı bölümlerinde zamanın izleri belirginleşmiş, kâğıdın rengi yer yer koyulaşmıştı. Buna rağmen üzerindeki Osmanlıca hat, şaşırtıcı bir biçimde okunaklıydı.
Tavandan sarkan güçlü beyaz ışık, fermanın üzerindeki yazıları keskin biçimde aydınlatıyor, harflerin oluşturduğu gölgeler masanın yüzeyine düşüyordu.
Ömer masanın başında dikiliyordu.
Üzerinde yalnızca siyah bir tişört vardı. Sol omzundan göğsüne doğru uzanan beyaz sargı, yer yer hafifçe lekelenmişti. Doktorun dinlenmesi gerektiğine dair bütün uyarılarına rağmen burada bulunması Akif’in hiç hoşuna gitmiyordu.
Ömer ise acıyı neredeyse yok sayıyordu.
Sağ elindeki büyüteçle fermanın alt köşesi
Yorumlar
- Elyra: teşekkür ederim 😊
- Büsra Dünmez: çok güzel yazıyorsun çok beğendim 👏
- Elyra: Bu bölümü okurken gerçek hayat ile bağlantınızı koparıp bir kaç dakikalığına Zehra ve Ömer olmayı deneyin o atmosferi zihninizde canlandırmaya çalışın eminim ki bu şekilde daha da keyif alacaksınız sadece küçük bir tavsiye:)