Keşfet

Bulutların Üstündeki Kader

Yarama Dua

Bazı yolculuklar,bilette yazan şehirde bitmezdi. İnsan, hiç bilmediği bir kalbin kıyısına ineceğini bilmeden binerdi o demir kuşlara. Bulutların yerin binlerce metre üzerinde pamuktan bir deniz gibi uzandığı o eylül sabahı, gökyüzü iki yabancının kaderini birbirine düğümlemek için sakinleşmeyi bekliyordu.

On sekiz yaşındaki Zehra, uçağın camından dışarıya, sonsuzluğa bakar gibi süzülen beyazlığa kilitlenmişti. Kalbi göğüs kafesine sığmıyordu. Kucağında sımsıkı tuttuğu bez çantasının içinde Ege Üniversitesi'ne ait kayıt evrakları, taze umutları ve hayatında ilk kez tek başına şehir dışına çıkmanın verdiği o tatlı ürkeklik vardı. İnancının ve karakterinin bir yansıması olan mürdüm rengi dökümlü pardesüsü onu sarıp sarmalıyor, başını ve omuzlarını nizami bir zarafetle örten ipek şalı , yüzünün o duru, makyajsız güzelliğini ön plana çıkarıyordu. Heyecandan buz kesilmiş ellerini pardösüsünün ceplerine gizlemeye çalışırken, içinden durmadan bildiği duaları fısıldıyordu. İzmir,onun için yepyeni bir sayfa, bambaşka bir hayattı.

Tam yanındaki koridor koltuğunda oturan adam ise uçağın o gürültülü, bebek ağlamaları ve tıkırtılarla dolu karmaşasında adeta zamandan soyutlanmış gibiydi. Yirmi beş yaşındaki Ömer, üzerine kusursuz oturan lacivert ceketinin altında sol kolunun altındaki saklı bölmeyi ve kucağında adeta canlıymış gibi kilitli tuttuğu deri evrak çantasını herkesten gizliyordu. Keskin çene hattını çevreleyen düzgün kesimli kirli sakalı ve derin, koyu kahverengi gözleriyle etrafındaki her detayı sessizce analiz eden bir havası vardı. Devlet adına yürüttüğü o gizli restorasyon görevi yüzünden ömrü tehlikeli yollarda geçmişti. Kalbinde aşka, naifliğe ya da durulmaya dair tek bir kırıntı yoktu; ta ki bir kaç dakika önce bu koltuğa oturup, yanındaki genç kızın dökümlü şalının altından sızan o saf ve asil mahcubiyeti fark edene kadar.

Onu rahatsız etmemek için bakışlarını mesafeli tutuyor,ama kızın heyecandan titreyen parmaklarını göz ucuyla görebiliyordu.

Uçak İzmir semalarından alçalmaya başladığında, Ege'nin o hırçın ve ani hava akımı gökyüzünü sallamaya başladı. Dev demir gövde büyük bir gürültüyle sarsıldığında, kabindeki uğultu yerini ani bir sessizliğe ve korku dolu iç çekişlere bıraktı.

Zehra, ani düşüş hissiyle irkilerek gözlerini kapattı. Çantasındaki evrakları düşürmemek için parmakları bembeyaz kesilene kadar kumaşa tutundu. Dudaklarından dökülen dualar hızlanırken, kalbinin atışı kulaklarında patlıyordu. Hayatında ilk kez bindiği bu uçak, sanki onun altındaki dünyayı tamamen çekip alıyordu.

Tam o esnada, hemen yanında, türbülansın gürültüsünü bile bastıracak kadar tok, güven veren ve son derece sakin bir erkek sesi duyuldu:"Korkmayın.. İzmir'e yaklaşırken deniz üzerindeki hava akımından dolayı bu sarsıntılar çok normaldir. Birkaç dakika içinde bulutların altına ineceğiz." Zehra yavaşça gözlerini açtı. Başını hafifçe yan tarafa doğru çevirdiğinde , Ömer'in o keskin ama inanılmaz bir şefkatle bakan koyu kahverengi gözleriyle karşılaştı. Adam aralarındaki o mahremiyet mesafesini bir santim bile ihlal etmemişti eli koltuğun kenarındaydı ama duruşundaki o korumacı asalet, uçağın sarsıntısından çok güçlü bir şekilde Zehra'nın kalbine dokunmuştu.

Gökler çatırdıyor, uçak sarsılıyordu ama yerin binlerce metre üzerinde,o daracık koltukta iki yabancının hayatı bir daha asla ayrılmamak üzere birbirine mühürleniyordu.

...

Ömer’in o sakin ve güven veren ses tonu, kabindeki paniği Zehra’nın zihninden bir anda silip süpürmüştü. Genç kız, şalının altından hafifçe kızaran yanaklarını gizlemek ister gibi başını öne eğdi. Uçağın motorlarından gelen uğultu, kalbinin gürültüsünü bastırmaya yetmiyordu. Ses telleri heyecandan gerilmişti ama yine de o asil ses tonuyla, adeta bir fısıltı halinde konuştu:

"Teşekkür ederim... İlk defa uçağa biniyorum da, biraz telaşlandım galiba."

Ömer, kızın sesindeki o naif mahcubiyeti duyunca kalbinin derinliklerinde uzun zamandır hissetmediği bir sıcaklığın filizlendiğini fark etti.

Normalde insanlarla arasına kalın duvarlar ören, mesafeli duruşundan ödün vermeyen ve işi gereği neredeyse hiç kimseye güvenmeyen bu adam, yanındaki bu kıza karşı içinde tuhaf, hatta kendisinin bile anlamlandıramadığı bir koruma içgüdüsü taşıyordu. Onun ürkek duruşu, modern dünyanın hırçınlığından, çıkarcılığından ve yapaylığından tamamen uzak, saf bir dokuya sahipti. Ömer gözlerini tekrar önündeki koltuğa çevirdi; aradaki o görünmez ama varlığı çok net hissedilen mahremiyet sınırını titizlikle korudu. Genç kızın utangaçlığını daha fazla artırmamak için bakışlarını üzerinde uzun süre tutmamaya özen gösteriyordu.

"Çok doğal," dedi ses tonunu daha da alçaltarak. Sesindeki tını, fırtınalı bir denizde sığınılacak liman gibiydi. "İlk yolculuklar her zaman biraz sarsıntılı olur. Gökyüzü insana ne kadar küçük olduğunu hatırlatır ama korkmayın, uçaklar düşündüğünüzden daha güvenli yapılardır. Üstelik İzmir’in havası güzeldir, şehre yaklaştıkça bu gerginliğiniz yerini sakinliğe bırakır."

Zehra, duyduğu bu sözlerle ciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı. Yabancı bir adamın bu denli düşünceli ve saygılı yaklaşması, içindeki o yabancılık hissini eritmişti.

Pencereden dışarı baktığında, az önce yüreğini ağzına getiren o yoğun, gri-beyaz bulut denizinin yavaş yavaş dağıldığını gördü. Gökyüzü mavi yüzünü göstermeye başlıyordu. Ömer'in hemen yanındaki varlığı, tanımadığı bu uçsuz buçaksız gökyüzünü onun için çok daha güvenli ve korunaklı bir yer haline getirmişti.

Uçak, tam da Ömer’in öngördüğü gibi birkaç dakika içinde o hırçın bulut kütlelerini tamamen yarıp aşağıya, yeryüzüne doğru süzülmeye başladı. Altlarında uzanan masmavi Ege Denizi’nin pırıltısı ve İzmir’in dantel gibi işlenmiş kıyı şeridi göründüğünde, bulutların arasından sıyrılan parlak güneş ışınları kabinin küçük pencerelerinden içeri sızdı. Kabin bir anda aydınlanmıştı. Tekerlekler büyük bir gürültüyle ve hafif bir sarsıntıyla Adnan Menderes Havalimanı’nın pistine dokundu. Uçağın motorları ters yönde güçlü bir sesle çalışıp yavaşlarken, yolcular rahat bir nefes alarak kemerlerini çözmeye başladı.

Zehra da göğsünün üzerindeki o görünmez ağırlığın kalktığını, kalbinin yavaş yavaş normal ritmine döndüğünü hissetti. İçindeki o büyük, çocuksu korku, yerini yepyeni bir şehre, hayatında açılacak bembeyaz bir sayfaya adım atmanın getirdiği o tatlı, kıpır kıpır heyecana bırakmıştı.

Uçak nihayet tamamen durup körüğe yanaştığında, kabin içi bir anda hareketlendi. Koltukların üzerindeki dolapların kapakları hızla açılıyor, koridordaki kalabalık sabırsızca bir araya toplanıyordu. Herkes bir an önce çıkmak istiyor, valizlerini almak için birbiriyle yarışır gibi acele ediyordu. Zehra, etrafındaki bu hengameye kapılmamaya çalışarak sakinlikle oturduğu koltuktan kalktı. Küçük sırt çantasını dikkatle omzuna takarken, kalabalığın yarattığı o acele ve heyecanla, dökümlü mürdüm rengi pardösüsünün eteğine bastı. Ayağı takılmıştı. Tam dengesini kaybedip öne doğru, koridordaki kalabalığın üstüne sendeliyordu ki, Ömer’in sağ eli refleks olarak havada durdu.

Ömer ona dokunmadı. Kızın inancına, tesettürüne ve aralarındaki o ince çizgiye duyduğu derin saygıdan ötürü fiziki bir temasta bulunmaktan kesinlikle kaçındı. Ancak güçlü, geniş gövdesiyle bir anda araya girerek, arkadan gelen sabırsız kalabalığın Zehra’yı sıkıştırmasını, ona çarpmasını engelledi. O geniş ve dik omuzları, genç kız için adeta aşılmaz bir kalkan, çelikten bir duvar olmuştu.

"Yavaş olun, aceleye gerek yok," dedi Ömer. Sesindeki sakinlik gitmiş, yerine arkadaki sabırsız yolcuları anında sindiren sert ve buz gibi bir bakış gelmişti. O an, oturduğu koltuktan kalkan bu adamın etrafına yaydığı otorite o kadar sorgulanamazdı ki, koridordaki o gürültülü itişme ve kakışma Ömer'in tek bir cümlesiyle, adeta bir bıçak gibi kesildi. Kimse o bakışların karşısında durmak istemiyordu.

Zehra, bir anlık şaşkınlığın ardından pardösüsünün eteğini aceleyle düzelterek doğruldu ve başını kaldırıp Ömer’e baktı. Elâ gözlerinde derin, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar minnetta

Yorumlar

  • Elyra: hissettirdiysem ne mutlu bana. yorumun için teşekkürler 😊
  • Filiz Çetin: Zehranın ilk defa uçakta bu kadar heyecanlanması çok özgün ya gerilimi hissedebiliyorum
  • Elyra: evet ❤️✨
  • Eda Korkmaz: Uçağın sarsıntısı sırasında yapılan o sesli teselli çok güzel insana güven aşılıyor
  • ..: @elyra Düşünene kadar bekliyorum sorun değil :)
  • Elyra: Ahaha Ömer evlilik düşünmüyor henüz 🤭
  • ..: Ömer evlilik düşünür müsün?🎀