Gece Yarısı İtirafları
..Kemeraltı’ndaki o loş sahaf dükkânında patlayan kurşunun üzerinden geçen saatler, Zehra için asırlara bölünmüş gibiydi. Zaman, o barut kokulu dakikaların içine sıkışıp kalmıştı. KYK yurdunun penceresinden dışarıya, İzmir’in üzerine çöken o gri ve dumanlı sabaha bakarken gözüne tek bir damla uyku girmemişti. Ne zaman gözlerini kapatsa, Ömer’in üzerine kapanarak onu koruduğu o dehşet anını, kulakları sağır eden patlamayı ve en çok da beyaz sayfaya düşen o koyu kan damlasını görüyordu.
O damla, gözlerinin önünden gitmiyordu.
Bir insanın kanının, birkaç saniye içinde bir kâğıdı bambaşka bir şeye dönüştürebileceğini ilk defa anlamıştı. Dün elinde tuttuğu o sayfa, yalnızca bir çalışma notuydu. Şimdi ise Ömer’in canının ona bıraktığı sessiz bir iz gibiydi.
Zehra yatağında doğrulup ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Oda karanlıktı. Perdelerin arasından sızan sabah ışığı, duvarların üzerine solgun bir çizgi bırakıyordu. Yan taraftaki yatakta Meryem derin bir uykudaydı. Arada bir dönüyor, sonra tekrar sessizleşiyordu.
Zehra ise uyuyamıyordu.
Bir ara saate baktı.
05.17.
Sonra telefonu eline aldı. Ekranı açtı. Hiçbir bildirim yoktu.
Başparmağı birkaç saniye ekranda öylece kaldı.
Ömer’in numarası onda yoktu.
Zaten olsa bile arayıp aramayacağını bilmiyordu.
Ne söyleyecekti?
“İyi misiniz?”
Bu kadar basit bir cümle, neden böylesine ağır geliyordu?
Telefonu kapattı.
Ardından yeniden açtı.
Bu kez Meryem’in adına baktı. Ona yazmayı düşündü ama sonra vazgeçti. Meryem’in de korkmasını istemiyordu.
Başını yastığa yasladı.
Gözlerini kapattığında yine aynı görüntü geldi.
Ömer’in bir anda önüne geçişi.
Sert ve kararlı bakışları.
Patlama.
Ve ardından o kan.
Zehra gözlerini hemen açtı.
“Allah’ım…”
Dudaklarından dökülen ses, odanın sessizliğinde kayboldu.
Ellerini yüzüne götürdü.
“Ne olur onu koru.”
Bir süre öylece kaldı.
Sonra içinden daha sessiz bir dua yükseldi.
“Benim yüzümden olmasın…”
Bu cümleyi kurduğu anda kendine kızdı.
Çünkü Ömer’in ona daha önce söylediği tek şey aklına gelmişti:
“Kendinizi suçlamayın.”
Ama nasıl suçlamayacaktı?
Kendini bildi bileli sessiz, korunaklı bir taşra hayatı yaşamış, tehlikenin yalnızca haberlerde anlatılan bir şey olduğunu düşünmüş bir genç kızdı. Şimdi ise yabancısı olduğu bu koca metropolde, tanımadığı bir adam onun için kurşunun önüne geçmişti.
Üstelik o adam, hayatına daha birkaç gün önce girmişti.
Birkaç gün.
Sadece birkaç gün.
Ama bazı insanlar insanın hayatına yıllar içinde yerleşmezdi. Bazen birkaç bakış, birkaç cümle ve tek bir olay yeterdi. İnsan, kendisini neden etkilediğini tam olarak anlayamadan bir başka insanın varlığını düşünmeye başlardı.
Zehra bunu düşünmekten bile çekindi.
Çünkü henüz adını koyamadığı bir şey vardı.
Ve o şey, her düşündüğünde kalbinin ritmini değiştiriyordu.
Saat altıya yaklaşırken yataktan kalktı. Abdest aldı. Seccadesini serdi.
O sabah duasını uzun tuttu.
Ömer’in adını açıkça söylemeye utanıyordu. Bunun yerine “dün yaralanan kulun” diye dua etti.
Belki de Allah’ın kimi kastettiğini bilmesine rağmen insanın bazı isimleri yalnızca kendi kalbinde söylemeye hakkı vardı.
Namazını bitirdiğinde ellerini yüzüne sürdü.
İçindeki sıkıntı tamamen geçmemişti.
Ama karar vermişti.
Onun durumunu öğrenecekti.
Meryem uyanmadan sessizce hazırlandı. Yere kadar uzanan, vücut hatlarını tamamen gizleyen dökümlü lacivert pardösüsünün önünü sımsıkı ilikledi. Başını ve omuzlarını noksansızca saran gri ipek şalını düzeltti. Aynada kendisine baktığında yüzünün uykusuzluktan solduğunu fark etti.
Bir an gözlerinin altındaki morluklara baktı.
Sonra aynadan gözlerini kaçırdı.
“Önce onu öğren.”
Kendi kendine söylediği bu cümle, nedense bir emir gibi geldi.
Dışarı çıktığında İzmir henüz tam anlamıyla uyanmamıştı.
Eylülün son soğuk rüzgârları denizden yükselen sert bir imbatla birlikte esiyordu. Cadde kenarındaki palmiye yaprakları hışırdıyor, havadaki nem insanı üşütüyordu. Sokak lambalarının bazıları hâlâ yanıyordu. Sabahın ilk servisleri yollara düşmüş, birkaç dükkân kepenklerini açmaya başlamıştı.
Zehra ellerini pardösüsünün ceplerine gizledi.
Parmakları hâlâ titriyordu.
Ama bu kez yalnızca soğuktan değildi.
Yürürken her birkaç adımda bir etrafına bakıyordu. Bunun farkında olduğunu anlayınca kendisine kızdı.
“Abartıyorsun.”
Fakat birkaç saniye sonra yine arkasına baktı.
Kimse yoktu.
Yine de dün yaşananlardan sonra şehir artık ona eskisi kadar sıradan görünmüyordu.
Her gölge bir ihtimaldi.
Her yabancı yüz, cevapsız bir soruydu.
İzmir’in kalabalığı içinde yürürken bir yandan da Ömer’i düşünüyordu.
Neredeydi?
Hangi hastanede olmuştu?
Gerçekten iyi miydi?
Akif neden dün telsizde bu kadar endişeliydi?
Ve daha önemlisi…
Ömer neden onun önüne atlamıştı?
Zehra bu soruya cevap bulamıyordu.
Kütüphanenin bulunduğu sokağa geldiğinde adımları yavaşladı.
Binanın dış cephesi sabahın solgun ışığında her zamankinden daha ağır görünüyordu. Tarihin içinden çıkıp bugünün ortasına bırakılmış gibiydi.
Zehra bir süre kapının önünde durdu.
Dün yaşananlardan sonra buraya yeniden gelmek garipti.
Ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde güven vericiydi.
Sanki o taş duvarların arasında dün yarım kalan bir şey vardı.
Kütüphanenin o devasa, oymalı ahşap kapısından içeri adım attığında içerideki asırlık sessizlik genç kızın üzerine koruyucu bir örtü gibi serildi.
Dışarıdaki kornaların, insanların ve telaşın sesi bir anda kesildi.
Burası hâlâ aynı kokuyordu.
Eski kâğıt.
Kurutulmuş deri.
Parşömen.
Ahşap.
Ve zamanın o tarif edilemeyen asil kokusu…
Zehra istemsizce derin bir nefes aldı.
Buraya ilk geldiği gün kendisini bu kadar huzurlu hissetmesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyordu.
Dışarıda herkes bir yerlere yetişiyordu.
Burada ise zaman sanki yürümeyi bırakıyordu.
Kitapların arasında insanın kendi sesini bile daha net duyduğu bir sessizlik vardı.
Zehra ağır adımlarla ilerledi.
Her adımında dünün görüntüleri biraz daha uzaklaşıyor gibiydi.
Fakat yasaklı bölüme yaklaştıkça kalbi yeniden hızlandı.
Birkaç gün önce Ömer’le göz göze geldiği, üzerinde büyük harflerle “GİRİŞ YASAKTIR — SADECE YETKİLİ PERSONEL” yazan ağır ahşap kapının önüne kadar geldi.
Durdu.
Kapıya baktı.
Sonra eline.
Kapıyı çalmaya hakkı var mıydı?
Burası sıradan bir bölüm değildi.
Ömer’in dünyasına açılan kapılardan biriydi.
O ise hâlâ bu dünyanın dışında duran bir öğrenciydi.
Bir an geri dönmeyi düşündü.
Tam arkasını dönecekken kapı içeriden aniden açıldı.
Zehra irkildi.
Karşısında bu kez Ömer yoktu.
Kirli sakallı, keskin bakışlı ama insanı ürkütmeyen, aksine cana yakın ve güven veren bir adam duruyordu.
Dün sahaf dükkânındaki can pazarında telsizden gelen o otoriter ve soğukkanlı sesin sahibiydi.
Akif.
Ömer’in sağ kolu ve en güvendiği sırdaşı.
Akif, Zehra’yı görünce şaşırmadı.
Sanki onun geleceğini tahmin etmişti.
Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Aralarındaki mesafeyi koruyarak başıyla saygılı bir selam verdi.
“Zehra Hanım… Hoş geldiniz.”
Zehra utangaç bir şekilde başını eğdi.
“Günaydın Akif Bey.”
Akif kapının kenarından çekildi.
“Sizi tam olarak burada bulacağımı tahmin ediyordum.”
Zehra şaşırdı.
“Beni mi?”
“Evet.”
Akif’in sesi sakindi.
“Dün yaşananlardan sonra insanın vicdanı bazen kendisine izin vermez. Hele ki sizin gibi her şeyi fazlasıyla içine atan biriyseniz.”
Zehra bu söz karşısında ne diyeceğini bilemedi.
Şalının uçlarını parmaklarının arasında sıkıştırdı.
“Ben sadece…”
Cümlesi yarım kaldı.
Akif hafifçe gülümsedi.
“Ömer Bey’in durumunu sormaya geldiniz.”
Zehra gözlerini kaldırdı.
“Evet.”
Bir an sustu.
Sonra kelimeler hızla döküldü.
“Dün benim yüzümden, benim olduğum o dükkânda yaralandı. Üzerime kapandı… Ben gece boyunca uyuyamadım. Sürekli o anı düşündüm. Ameliyatı iyi geçti mi? Çok mu yaralandı? Şu an nasıl?”
Akif’in yüzündeki tebessüm kayboldu.
Bu kez daha ciddi bir ifadeyle baktı.
“Ömer iyi.”
Zehra’nın omuzları bir anda gevşedi.
Sanki bütün gece taşıdığı yükün küçük bir kısmı o iki kelimeyle yere bırakılmıştı.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekte
Yorumlar
- Elyra: o zaman doğru yoldayım demektir ^
- Haticenur: Zehranın hissettikleri o kadar derin ki
- Elyra: Evet, gerçekten öyle 😅 Anlaşılan kimse bu kadar kısa bir sürede olduğunu fark etmemiş. Olaylar art arda gelince birkaç gün olduğundan daha uzunmuş gibi hissettiriyor böylece zaman fazla da sorun olmuyor.
- Ahu Kuzu: Gerçekten her şeyin olması için sadece birkaç günde yaşanmış olması ilginç!
- Elyra: teşekkür ederim 🥹❤️
- ..: neden bu kadar muhteşemmmmm