Keşfet

Kampüsteki Gölgeler

Yarama Dua

İnciraltı Sahili’nin o derin, sessizlikle yıkanmış ve kalpleri birbirine görünmez iplerle bağlayan mühürlü gecesinden sonra, İzmir’in üzerine çöken sabah her zamankinden daha gri, daha puslu ve nemliydi. Körfezden yükselen yoğun sis tabakası, Kordon’daki palmiye ağaçlarının gövdelerini bir kefen gibi sararken, şehrin uyanış sesleri bu beyaz örtünün altında boğuluyordu. Denizden gelen iyot kokusuna karışan o soğuk nem, adeta yaklaşan fırtınalı günlerin habercisi gibiydi.

Zehra, yurdun yüksek tavanlı, soğuk odasındaki yatağında oturmuş, sırtını duvara yaslamış halde parmaklarının ucunda gezdirdiği o küçük kağıt parçasına bakıyordu. Gözlerini bir an bile kırpmadan, üzerindeki rakamları hafızasına kazımak istercesine inceliyordu. Akif’in kütüphanedeki o loş koridorda eline tutuşturduğu telefon numarası, şimdi onun dış dünyayla, daha doğrusu Ömer Soyer’in o tehlikeli, fırtınalı ama bir o kadar da korunaklı, çelikten dünyasıyla arasındaki tek resmi köprüydü. Kağıdın kenarları, genç kızın heyecandan ve içini kavuran o gizli endişeden dolayı terleyen avuç içleri yüzünden hafifçe kırışmıştı. Her bir kırışıklık, kalbinin o gece attığı düzensiz ritimlerin somut birer izi gibiydi.

Zehra yavaşça ve derin bir iç çekerek yerinden kalktı, banyodaki aynanın karşısına geçti. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, uykusuz geçen ve sahilde dalgaların sesini dinleyerek sabahlanan o sarsıcı gecenin en net, en riyasız şahidiydi. Aynadaki solgun yüzüne bakarken, ruhunda kopan fırtınaları dindirmeye çalıştı. Dolabının kapaklarını araladı; bu kez üniversitedeki derslerin ağırlığına ve dışarıdaki o tekinsiz havaya uygun olarak, inancının en sadık kalkanı olan vizon rengi dökümlü keten tuniğini ve onun üzerine tam oturan, vücut hatlarını tamamen gizleyen geniş kesim, yere kadar uzanan siyah pardösüsünü çıkardı. Her bir kıyafeti giyerken, adeta dış dünyanın kötülüklerine karşı bir zırh kuşanıyormuş gibi hissediyordu.

Aynanın karşısına geçtiğinde, başını, boynunu ve göğüs hizasını tek bir iğne hatası veya potluk olmadan, saçının tek bir teli bile dışarı sızmayacak şekilde büyük bir titizlikle saran o koyu kahve krep şalıyla tamamladı örtüsünü. Çenesinin altına gizlediği küçük iğneyi düzeltirken aynadaki yansımasına baktı. İçindeki korkuya, kalbindeki o dinmeyen fırtınaya tezat oluşturan son derece vakur, kararlı ve asil bir genç kız görüyordu. O, sarsılan uçakta korkudan ne yapacağını bilemeyen ya da sahafta patlayan kurşunla dehşete düşen o küçük, savunmasız kız değildi artık. Yaşadığı her tehlike, ruhunu bir elmas gibi işlemiş ve onu daha güçlü kılmıştı. Omzunda taze bir kurşun yarası taşırken bile kendisini korumak için yatağından kalkıp gelen, canını siper eden çelikten bir adamın ağırlığını kalbinin tam ortasında taşıyordu. Bu ağırlık ona korku değil, aksine sarsılmaz bir mukavemet gücü veriyordu.

Odadan çıkmak üzere sırt çantasını hazırlarken, kapı aniden açıldı ve Meryem, elinde fırından yeni çıkmış iki sıcak gevrek ve karton bardaklarda dumanı tüten çaylarla içeri girdi. Yüzünde her zamanki neşeli, hayat dolu Karadenizli ifadesi vardı ama bu kez gözlerinde arkadaşını pürdikkat süzen bir ciddiyet de gizliydi. Odanın içine bir anda yayılan taze susam kokusu bile havadaki o ağır gerilimi dağıtmaya yetmemişti. Meryem, gevrek paketini masanın üzerine bırakırken odadaki o asırlık kitap ve hüzün kokusunu hemen soludu. Arkadaşının yüzündeki her bir çizgiyi, duruşundaki o yeni ve vakur değişimi anlamlandırmaya çalışıyordu.

"Kız Zehra! Erken uyanmışsın bakıyorum, yatakta dönüp duruyordun sabaha kadar, sanma ki duymadım," diyerek çayları bıraktı. Ardından arkadaşının üzerindeki o ağırbaşlı siyah pardösüye ve gözlerindeki o derin, uzak bakışlara baktı. Sesi aniden ciddileşti, bir abla tonuna büründü. "Dün gece... O sahil kenarındaki konuşmadan sonra hiç uyumadın değil mi? Ne dedi o çelik adam sana? Yüzün bir tuhaf, hem solgunsun hem de gözlerinin içi parlıyor. Anlat bana, içimde kötü bir his var ama gözlerindeki o ışık da beni teselli ediyor."

Zehra, gevreğinden küçük bir parça koparırken gözlerini mahcubiyetle kaçırdı. Masadaki kurumuş kan lekesi olan deftere baktı. O leke, dün yaşanan sahaf baskınının, dökülen kanın ve kıl payı atlatılan ölümün en somut kanıtıydı. "Beni bu şehirde koruyacağına yemin etti Meryem… 'Ben bitti demeden bu gökyüzünde, o bulutların arasında yazılan kader bitmez' dedi. Sesi öyle derinden geliyordu ki… Mesafesini hiç bozmadı, elini bile uzatmadı, bana dokunmadı ama… Sözleri sanki kalbimin en derin, en korunaklı yerine bir mühür gibi çakıldı. O an anladım ki, ne kadar uzağımda olursa olsun, aslında her an yanı başımda."

Meryem derin bir iç çekip sıcak çayından büyük bir yudum aldı. Gözleri şefkatle parlıyordu. Yaklaştı ve Zehra'nın elini hafifçe sıktı. "Zehra, tıp fakültesinde anatomi dersinde kalbin odacıklarını, kapakçıklarını, o kas dokusunu öğreniyoruz ama inan bana, o çelik adamın kalbindeki o en gizli odacığın tek sahibi sen olmuşsun. Adam yaralı koluyla, pansumanıyla kampüse baskın yaptı ya, sırf senin feracene o pis eller değmesin diye! Onun o buz gibi duruşunun altında aslında senin için yanan bir kor var. Ama Akif haklı, gölgeler etrafımızda dönüyor. Bugün kampüste çok dikkatli ol, tek başına tenha yollara, kütüphanenin arkasındaki o ağaçlıklara sapma sakın. Ben dersten erken çıkıp senin yanına geleceğim, gözüm arkada kalmasın."

Ege Üniversitesi kampüsü, ekim rüzgarının savurduğu sarı, kurumuş yapraklarla doluydu. Geniş betondan yollarda yürüyen yüzlerce öğrencinin gürültüsü, Zehra’nın içindeki o derin sessizliği dağıtmaya yetmiyordu. Genç kız, kütüphanedeki ders aralarında, koridorlarda yürürken sürekli arkasını, etrafını kontrol etme ihtiyacı hissediyordu. Adımları her zamankinden daha temkinliydi. Şalını hafifçe düzelterek adımlarını hızlandırıyor, sanki her asırlık çınarın arkasından, her kafenin loş köşesinden o siyah şapkalı, kirli elli adamlar çıkacakmış gibi ürperiyordu. Esen serin rüzgar pardösüsünün eteklerini savururken, kampüsün o tanıdık çehresi gözüne hiç olmadığı kadar yabancı ve tekinsiz görünüyordu. Ancak kampüsteki bu ürkütücü gölgelerin arasında hissettiği tek şey korku değildi. Garip, sezgisel bir şekilde, üzerinde sürekli korumacı, sıcak ve sarsılmaz bir çift gözün varlığını da seziyordu. Yalnız değildi, adımları görünmez bir zırhla tahkim edilmişti. Sanki Ömer’in gölgesi, bir koruyucu kalkan gibi onu adım adım takip ediyordu.

Öğlen saatlerinde fakültenin arka bahçesindeki, sarmaşıklarla kaplı ahşap çardaklarda tek başına oturmuştu. Etrafta pek kimse yoktu, rüzgarın yaprakları sürükleyen sesi dışında bir sessizlik hakimdi. Dünkü sahaf çatışmasında kenarı Ömer’in kanıyla lekelenen, o kurumuş kırmızı damlayı taşıyan tarih defterini yeni, tertemiz bir deftere temize çekiyordun. O sayfaya, o kanın kuruduğu yere parmak uçlarıyla dokunurken bile içi titriyor, gözleri doluyordu. O kan, kendisi için dökülmüştü ve bu gerçek genç kızın ruhunda derin bir minnet uyandırıyordu. Tam o sırada, çardağın ahşap zeminine ve defterinin beyaz sayfalarına uzun, geniş bir karaltı düştü. Zehra irkilerek, kalbi hızlanarak başını kaldırdığında, karşısında Ömer’in sağ kolu Akif’i buldu. Akif, üzerinde sivil bir mont ve başında siyah bir şapkayla, etrafı keskin gözlerle süzerek sessizce çardağa yaklaştı. Her zamanki gibi o muhafazakar saygı sınırını koruyarak tam iki adım uzakta durdu. Gözlerinde, taşıdığı sorumluluğun ağırlığı vardı.

"Zehra Hanım, rahatsız etmedim umarım," dedi Akif, sesini sadece çardağın içindekilerin duyabileceği bir fısıltı seviyesinde tutarak. Çevreyi sürekli kontrol ediyor, olası bir tehlikeye karşı tetikte bekliyordu.

"Akif Bey? Bir sorun mu var? Ömer Bey… O iyi mi? Dikişleri, dünkü ani hareketten sonra bir şey oldu mu?" Zehra’nın ilk sorusu, tüm hayatını ve utancını bir kenara bırakarak doğrudan Ömer'le ilgili olmuştu. İçindeki o dinmeyen endişeyi gizleyememişti. Kalbi göğüs kafesini zorlarken, Akif'in dudaklarından çıkacak kelimelere kilitlenmişti.

Akif hafifçe gülümsedi, bu temiz, bu riyasız endişe o tehlikeli dünyadan gelen a

Yorumlar

  • Elyra: @elyra beğenmenize sevindim 🤍
  • Elyra: çok teşekkür ederim beğenmene sevindim 🥰
  • Büsra Dünmez: çok beğendim ellerine sağlık canım 👏👏