Keşfet

1.Bölüm:İlk Adım

Yarım Kalan Hayaller

Aras Soykan

İzmir’in bu sakin kasabasındaki tarihi restorasyon projesine başlamak, benim için sadece yeni bir iş değil, mesleğimde kendi ayaklarım üzerinde durabileceğimi kanıtlayacağım ilk büyük adımdı. İstanbul'dan uzaktaki bu ilk iş günümde, içimde sadece bu asırlık taş binayı yeniden ayağa kaldırmanın heyecanı ve projelerime duyduğum tutku vardı.

Şantiyeye adım attığım an, etrafı saran toz bulutunun ve çekiç seslerinin arasında yönümü bulmaya çalışarak konağın tavanı çökmek üzere olan o devasa kütüphane salonuna girdim. İçeride, iskelelerin üzerinde, elinde milimetrik fırçasıyla çalışan bir kadın vardı. Başını hafifçe yana eğmiş, sanki duvardaki geçmişle konuşuyordu. Yaklaştığımı fark etmedi bile. Geriye çekildim; onu rahatsız etmekten ya da o pürüzsüz konsantrasyonunu bozmaktan korkarak olduğum yerde durdum ve sakince onu izlemeye başladım. Elinin her hareketinde, o tozlu duvara hayat verişinde garip bir büyü vardı.

Proje dosyasını incelerken bu salonun restorasyonundan sorumlu uzman kadının adını görmüştüm: Eylül Yılmaz.

Birkaç dakika boyunca zaman durmuş gibi sadece onu seyrettim. Sonra elindeki fırçayı boya paletine bırakmak için yavaşça arkasını döndü ve beni gördü. Beni orada öylece, kendisini izlerken bulması hoşuna gitmemişti; kaşları anında çatıldı. Hiç acele etmeden, keskin bakışlarını üzerimden ayırmayarak iskelenin merdivenlerinden aşağı indi. Tam karşımda durduğunda, üstündeki lekeli önlüğe tezat, sert ve hırçın bir havası vardı.

Ben daha ağzımı açıp tek bir kelime bile edemeden, kollarını göğsünde bağlayıp doğrudan gözlerimin içine baktı."İnsanların ben çalışırken arkamdan sinsi sinsi beni izlemesinden hiç hoşlanmam," dedi, sesi şantiyedeki çekiç seslerinden daha net ve keskindi. "Eğer projeyle ilgili bir kusur arıyorsanız Mimar Bey, doğrudan bana sorabilirsiniz. Duvarın dili yoktur ama benim var."

Bu ani ve hırçın çıkışı karşısında geri adım atacak biri değildim. Karakterimdeki o mesafeli ve sert yapı anında devreye girdi.

Bakışlarımı sertleştirdim, cebimdeki ellerimi çıkarıp doğrudan gözlerine diktim."Kusur arayacak olsam elinizdeki fırçaya değil, önümdeki resmi raporlara bakarım," dedim, sesim en az onunki kadar soğuk ve netti. "Ayrıca kimseyi sinsi sinsi izlediğim yok, işinize odaklandığınız için bölmek istemedim sadece. Şantiyede kimin, nasıl çalıştığını kontrol etmek benim işim, Eylül Hanım."

Cümlemin sonundaki ismini duyunca hafifçe irkildi ama o hırçın tavrından zerre ödün vermedi. Adımlarını bana doğru sıklaştırıp tam karşımda durdu.

Gözlerini kısıp meydan okurcasına yüzüme baktı."Nereden senin işin oluyormuş?" dedi, sesi adeta kıvılcım saçıyordu. "Hem siz benim adımı nereden biliyorsunuz?"Yüzümdeki o ciddi ifadeyi hiç bozmadan gözlerinin içine bakmaya devam ettim. "Şantiyedeki her personelin dosyası önümden geçiyor. Sorumlu olduğum projedeki insanların kim olduğunu bilmek benim görevim. Ben Aras, bu projenin baş mimarıyım."

Baş mimar olduğumu öğrendiğinde de o mesafeli ve ciddi duruşundan zerre geri adım atmadı. Elindeki fırçayı yanındaki masaya sertçe bıraktı."Demek İstanbul'dan gelen meşhur proje mimarı sizsiniz," dedi, sesindeki o meydan okuyan tonu koruyarak. "Güzel... O zaman umarım o modern, ruhsuz çizimlerinizle bu yüzyıllık freskleri gölgede bırakmaya kalkmazsınız Aras Bey. Çünkü bu binanın her taşı benim için bir emanet. Ve ben emanetime kimseyi dokundurtmam."

Sözlerinin altındaki imaya karşı ciddileştim, ses tonumu daha da netleştirdim. "Bana işimi öğretmenize gerek yok Eylül Hanım. Buraya bir şeyleri yıkmaya değil, bu binayı ayakta tutmaya geldim. Eğer çizimlerime laf edecekseniz, önce benim kadar dirsek çürütmeniz gerekir. Şimdi işinizin başına dönebilirsiniz."Bana ters bir bakış fırlatıp arkasını döndü ve hırsla iskelenin merdivenlerini tırmanmaya başladı. O arkasını dönüp merdivenleri çıkarken, yüzümdeki o sert ifadeyi bozarak onun görmeyeceği bir şekilde hafifçe gülümsedim. Dışarıdan bakıldığında ikimiz de birbirine çarpan iki sert taş gibiydik. Kimse kimseye boyun eğmemişti...

O ilk günden sonra, şantiyedeki kütüphane salonu adeta ikimiz için bir savaş alanına dönüştü. İkimiz de alanlarımızda çok iyiydik ve ikimiz de kendi doğrumuzdan milim geri adım atmıyorduk. Şantiyedeki mühendisler ve işçiler, aramızdaki o görünmez elektrik yüzünden salona girmeye korkar olmuştu.

Geçen hafta, salonun ışıklandırma projesini masaya yatırdığımızda ikinci büyük kavgamız patlak verdi. Elimde çizimlerle iskelenin dibine gittim."Eylül Hanım," dedim yukarıya seslenerek. "Tavanın sol köşesine koyacağımız modern spot aydınlatmalar için o bölgedeki alçıları biraz kazıtmam gerekiyor. Kabloların geçmesi için başka şansımız yok."

Eylül elindeki raspasını masaya fırlatıp iskeleden aşağı öyle bir hışımla indi ki, rüzgarı yüzüme vurdu. "Asla olmaz Aras Bey!" dedi, gözlerini dikerek. "O bahsettiğiniz sol köşede 18. yüzyıldan kalma kök boyası köşe motifleri var. Sırf sizin o modern, ruhsuz ışıklarınız için o tarihi yok etmenize izin vermem!"

"Binanın teslim tarihi yaklaşıyor Eylül Hanım ve burası karanlık kalırsa projenin hiçbir anlamı kalmaz," diyerek sesimi sertleştirdim. "Mühendislik kuralları neyi gerektiriyorsa onu yapacağım.""Ben de bir restoratörüm ve benim kurallarım o duvardaki tarihi korumayı emrediyor!" diye kafa tuttu bana.

Aramızda sadece birkaç santim kalana kadar yaklaştı. "Eğer o kablolar oradan geçecekse, önce beni bu şantiyeden kovdurmanız gerekir."Geri adım atmadım. "Beni zorlamayın Eylül Hanım," dedim soğuk bir sesle. Ama içten içe onun bu meslek aşkına ve önümde bir milim bile eğilmeyen o dik duruşuna hayran kalıyordum. O görmeden projenin rotasını değiştirdim; kabloları o duvara hiç dokunmadan, gizli bir tavan rayıyla arkadan dolaştırdım.

Ona boyun eğmiş gibi görünmek istemediğim için de "Tasarımı daha estetik bulduğum için değiştirdim, sizinle bir ilgisi yok" diyerek üste çıktım. O da bu yalanıma sadece gözlerini devirerek karşılık verdi.

Bir başka gün ise, benim şantiye için getirdiğim koruyucu kimyasallara kafayı takmıştı. Odama kapıyı bile çalmadan hırsla daldı. Elindeki kimyasal bidonunu masama sertçe bıraktı.

"Bu asitli koruyucuyu taş duvarlarda kullanamazsınız Aras Bey, taşların nefes almasını engelliyor!" diye çıkıştı.

Makam koltuğumda arkama yaslanıp sakin ama sinir bozucu bir tavırla yüzüne baktım. "Bu ürün uluslararası şantiyelerde onaylanmış bir malzeme Eylül Hanım. İşime karışmamanızı rica edeceğim."

"Uluslararası şantiyeleriniz beni ilgilendirmez, ben bu binanın doktoruyum ve bu ilaç binayı zehirler!" dedi, ellerini masama dayayıp üzerime doğru eğilerek. "Eğer o kimyasal o duvarlara sürülürse, sabaha kadar tüm işçileri toplar şantiyeyi greve götürürüm."

Dediğini yapacağını çok iyi biliyordum. O kadar inatçı, o kadar dişliydi ki...

Ertesi gün o malzemeyi şantiyeden çektirdim ve onun önerdiği organik bazlı koruyucuları sipariş ettim.Haftalar bu şekilde, birbirimize adeta kök söktürerek geçti.

Ben ona mimari otoritemle baskı kurmaya çalışıyordum, o ise tarihi bilgisi ve hırçınlığıyla her seferinde önüme bir duvar örüyordu. Sabahları şantiyeye gelirken içimde hep aynı his oluyordu: Bakalım bugün bana hangi konuda kafa tutacak?

İkimiz de farkında değildik ama bu didişmeler, birbirimizin gözünün içine bakarak yaptığımız bu kavgalar, bizi birbirimize sarsılmaz prangalarla bağlıyordu. Ta ki o fırtınalı güne, o inatlaşmanın neredeyse bir ölümle sonuçlanacağı o meşum ana kadar...

Tanışmamızın üzerinden neredeyse iki ay geçmişti. O gün Ege, haftalardır süren kuraklığın intikamını alırcasına korkunç bir sonbahar fırtınasına teslim olmuştu.

Şantiyenin dışındaki asırlık zeytin ağaçları köklerinden sökülecek gibi sallanıyor, çatıyı döven sicim gibi yağmurun sesi kütüphane salonunun içinde devasa bir uğultuya dönüşüyordu.

Eski taş konağın pencerelerinden sızan rüzgar, içerideki tozları havaya savuruyor, şantiyeyi her zamankinden daha kasvetli bir havaya büründürüyordu.

Sabah erken saatlerde temelleri kontrol ettiğimde, dışarıdaki aşırı yağışın binanın altına sızdığını ve tavanın

Yorumlar

  • Htchlmn68: Aynen
  • Eda: eylül ve aras çatışma hâkim ama birbirine de bir şekilde bağlılar
  • Htchlmn68: Teşekkürler
  • Furkan Metehan: İşte bu sahne her iki tarafın da ne kadar gururlu olduğunu gösteriyor
  • Htchlmn68: Anlayamamişsa ne olmuş
  • Ahu Kuzu: gözlerinin içine bakarken ona ne kadar dikkat kesildiğini anlarsın yani
  • eso: cok güzel olmus ellerine sağlık beklediğimize deydi bence😍👏