1. BÖLÜM: SIFIR NOKTASINDAKİ HAYALET
YAZILAN GERÇEK Mürekkebin Gölgesi
1. BÖLÜM: SIFIR NOKTASINDAKİ HAYALET
Londra – 2030
Londra o sabah her zamankinden daha sessizdi.
Şehrin üzerinde gri bir gökyüzü vardı. Yağmur henüz başlamamıştı ama havada yağmurun kokusu hissediliyordu. Caddelerde sürücüsüz araçlar ağır ağır ilerliyor, küçük güvenlik dronları binaların arasında sessizce dolaşıyordu.
Şehir değişmişti.
Ama insanlar hâlâ aynıydı.
Koşturuyor, telefonlarına bakıyor, bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardı.
Elif ise bütün bu telaşın arasında elindeki kahveyi tutmuş, kalabalığı izliyordu.
Londra’ya geliş sebebi oldukça basitti.
Uluslararası Kitap Fuarı.
Yeni kitabı henüz yayımlanmamıştı. Aslında kitabın tamamını çok az kişi biliyordu. Elif, aylarca üzerinde çalıştığı romanını bilgisayarında saklıyor, bazı bölümlerini de yalnızca kendisinin görebileceği bir dijital arşivde tutuyordu.
Romanın konusu ise tuhaftı.
Bir yazar vardı.
Yazdığı cinayetler, gerçek hayatta gerçekleşmeye başlıyordu.
Elif bu fikri yazarken bunun yalnızca bir kurgu olduğunu düşünmüştü.
Henüz bunun değişeceğini bilmiyordu.
Telefonu titredi.
Ekranda fuarın programı açıldı.
10.00 – Yazar buluşması
11.30 – İmza etkinliği
14.00 – Uluslararası Yazarlar Paneli
Elif gülümsedi.
“Bugün sakin geçsin yeter.”
Telefonunu çantasına koydu.
Tam o sırada Londra’nın üzerinde birkaç güvenlik dronu aynı anda yön değiştirdi.
Elif bunu fark etmedi.
Ama şehrin başka bir yerinde alarm çoktan başlamıştı.
Heathrow Havalimanı
Terminalin güvenlik kapıları bir anda kapandı.
İnsanlar şaşkınlıkla birbirlerine bakarken görevliler hızlı adımlarla koridorlara dağıldı.
Bir uçağın çevresi güvenlik araçlarıyla sarılmıştı.
Uçağın adı:
Göklerin Hâkimi.
İçeride bulunan yolcuların tamamı kontrol altına alınmıştı.
Uçağın kapısında siyah takım elbiseli bir adam belirdi.
Başkomiser Julian Vane.
Yanında genç dedektif Miller ve özel bir ekip vardı.
Vane, telsizinden gelen sesi dinledi.
“Başkomiser, uçakta bir ceset bulundu.”
“Kim?”
“Burak Korhan. Gazeteci.”
Vane birkaç saniye sustu.
“Kaç yolcu var?”
“On iki.”
“Ceset?”
“On üçüncü kişi.”
Vane kaşlarını çattı.
“Ne demek on üçüncü kişi?”
“Listeye göre uçakta on iki kişi var.”
Vane cevap vermeden uçağa girdi.
Koridor boyunca ilerledi.
Yolcuların yüzleri korkuyla birbirine bakıyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Uçağın arka bölümündeki tuvaletin kapısı açıktı.
Vane içeri baktığında durdu.
Burak Korhan yerde hareketsiz yatıyordu.
Miller hemen arkasından geldi.
“Kimliği belli mi?”
“Evet.”
“Biyometrik sistem?”
Miller tabletini açtı.
“Garip olan da bu.”
“Ne?”
“Burak Korhan'ın sisteme ait kayıtları var. Ama bu uçuşta görünmüyor.”
Vane ona baktı.
“Nasıl yani?”
“Biyometrik giriş yok. Ağırlık sensörleri on iki yolcu gösteriyor. Koltuk kayıtlarında da on iki kişi var.”
Vane sessizce cesede baktı.
“Peki bu adam uçağa nasıl bindi?”
Miller cevap veremedi.
Tam o sırada adli ekipten biri seslendi.
“Başkomiser!”
Vane döndü.
Adam elindeki küçük bir nesneyi gösterdi.
Bir kol düğmesi.
Sıradan görünüyordu.
Ama değildi.
Uzman cihazla incelendiğinde yüzeyinin plastik bir kopya olduğu anlaşıldı.
Vane kol düğmesine baktı.
“Üzerinde ne var?”
Uzman cihazı çalıştırdı.
Kol düğmesinin iç kısmında çok küçük harfler belirdi.
LİSTEYE BAKIN.
Vane'in yüzündeki ifade değişti.
“Yolcu listesini tekrar kontrol edin.”
Miller hemen ekrana baktı.
Listeyi açtı.
On iki isim.
Birer birer kontrol etti.
Sonra durdu.
“Başkomiser…”
“Ne oldu?”
“Burak Korhan'ın adı listede yok.”
Vane ekrana yaklaştı.
“Başka kayıt?”
“Yok.”
“Bilet?”
“Yok.”
“Pasaport?”
“Yok.”
“Dijital kimlik?”
Miller başını salladı.
“Hiçbir şey yok.”
Vane birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça sordu:
“Peki bu adam kim?”
Kimse cevap vermedi.
Aynı saatlerde – Londra
Elif fuar merkezine doğru yürüyordu.
Telefonu tekrar titredi.
Bu kez bir haber bildirimi geldi.
SON DAKİKA: Heathrow'da uçuş güvenliği nedeniyle olağanüstü önlem alındı.
Elif haberi açtı.
Bir gazetecinin adı geçiyordu.
Burak Korhan.
Elif'in adımları yavaşladı.
İsmi tanıyordu.
Burak Korhan, yıllar önce birkaç kitabı hakkında yazı yazmış ünlü bir gazeteciydi.
Ama asıl garip olan haber değildi.
Haberde kullanılan bir cümle vardı.
Elif'in gözleri o cümlede takılı kaldı.
“Kimlik doğrulama sistemlerinde açıklanamayan bir kayıt sorunu yaşandı.”
Elif'in yüzü değişti.
Çünkü bu cümle…
Onun romanındaki ilk bölümde vardı.
Aynı kelimeler değildi.
Ama olay aynıydı.
Bir uçak.
Bir gazeteci.
Kimliksiz bir yolcu.
Ve sistemde görünmeyen bir ceset.
Elif başını iki yana salladı.
“Tesadüf.”
Kendi kendine söylemişti.
Sonra telefonuna yeni bir bildirim geldi.
Bu kez haber değildi.
Bilinmeyen bir numaradan gelen tek bir mesajdı.
PERDE AÇILDI.
Elif ekrana baktı.
Bir süre hiçbir şey yapmadı.
Sonra mesajı sildi.
“Saçmalık.”
Telefonunu cebine koydu ve yürümeye devam etti.
Fakat birkaç dakika sonra Londra'nın bütün reklam ekranları aynı anda karardı.
Kalabalık bir anda sustu.
Ekranlarda yalnızca tek bir cümle belirdi:
OYUNUN KURALLARINI SEN YAZMIYORSUN.
Ardından ikinci cümle geldi.
SADECE SANA VERİLEN ROLÜ OYNUYORSUN.
Elif olduğu yerde kaldı.
Kalabalığın içinde yüzlerce insan ekranlara bakıyordu.
Kimse ne olduğunu anlamıyordu.
Elif'in ise aklına tek bir şey geldi.
Romanındaki ilk cümle.
Parmakları titremeye başladı.
Çünkü o cümleyi dünyada yalnızca iki kişi biliyordu.
Biri kendisiydi.
Diğeri…
Elif'in hiç tanımadığı biri.
Ekran bir anda normale döndü.
Kalabalık yeniden hareketlenmeye başladı.
Ama Elif yerinden kıpırdamadı.
Çantasındaki bilgisayarını çıkardı.
Roman dosyasını açtı.
İlk bölümü kontrol etti.
Cümle oradaydı.
Aynen yazdığı gibi.
Elif ekrana uzun süre baktı.
Sonra fısıldadı:
“Bunu kim okudu?”
O sırada Heathrow'da Julian Vane'in telefonu çaldı.
Miller konuşuyordu.
“Başkomiser, bir şey daha bulduk.”
“Ne?”
“Cesedin yanında bir telefon var.”
“Burak'ın mı?”
“Hayır.”
Vane telefonu aldı.
Ekranda yalnızca bir dosya vardı.
Dosyanın adı:
ELİF – BÖLÜM 1
Vane'in bakışları sertleşti.
Dosyayı açtı.
İlk satırda yalnızca bir cümle vardı:
Sıfır noktası, kimsenin olmadığı yerde başlar.
Vane birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra Miller'a döndü.
“Bu dosyanın sahibi kim?”
Miller cevap verdi.
“Henüz bilmiyoruz.”
Vane başını kaldırdı.
“Bulun.”
“Peki ya Elif?”
Vane durdu.
“Kim Elif?”
Miller ekrana baktı.
“Uluslararası Kitap Fuarı'na gelen Türk yazar.”
Vane'in yüzündeki ifade değişti.
“Adresini bulun.”
Ve Londra'nın gri sabahında, kimsenin fark etmediği bir savaş başlamış oldu.
Elif henüz bilmiyordu.
Ama yazdığı hikâyenin ilk sayfası artık yalnızca bir hikâye değildi.
Gerçeğin ilk kanıtıydı.
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: ya çok teşekkür ederim çok mutlu oldum
- Ayşe Pekmez: bu bölüm çok iyi yazılmış
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim 😁😁 inşallah devamında seversiniz
- İbrahim Ergin: @otukenkalem00 harika bir kurgu var
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim 👏👏
- Ali Ergin: londradaki atmosfer çok iyi yansıtılmış
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: bende canım içi.👏🔥
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim 🙃🙃
- İsmail Parlak: Bu bölüm harika bir başlangıç olmuş
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: bende
- Barış Oruç: Merak ettim bu hikaye nereye gidecek