Keşfet

5. BÖLÜM: KAÇIŞ

YAZILAN GERÇEK Mürekkebin Gölgesi

5. BÖLÜM: KAÇIŞ

Saat 20.12'ydi.

Sergi salonuna sessizlik çökmüştü. Polisler Damian'la ilgilenirken Elif, bilgisayar ekranından gözlerini ayıramıyordu.

Ekranda hâlâ aynı cümle yazıyordu:

SAAT 23.00'TE GÖRÜŞÜRÜZ.

Miller ekrana eğildi.

“Bu mesaj dosyaya ne zaman eklenmiş?”

Elif başını iki yana salladı.

“Bilmiyorum. Ben yazmadım.”

“Dosyanın geçmişine bakabilir misin?”

Elif birkaç tuşa bastı. Ekranda uzun bir liste açıldı.

Miller satırları incelerken kaşlarını çattı.

“Dosya birkaç dakika önce değiştirilmiş.”

Vane ekrana yaklaştı.

“Değişikliği yapan kişi belli mi?”

“Hayır. Kullanıcı adı yok.”

“Silinmiş olabilir mi?”

Miller başını kaldırdı.

“Hayır. Sanki hiç giriş yapılmamış gibi görünüyor.”

Elif sandalyesine oturdu. Parmakları hâlâ titriyordu.

“Biri bilgisayarıma giriyor, dosyalarımı değiştiriyor… Üstelik ne yazacağımı benden önce biliyor.”

Vane ona dikkatlice baktı.

“Bu gece tek başına hareket etmeyeceksin.”

Elif gözlerini kaldırdı.

“Zaten yalnız kalmak istemiyorum.”

Vane cevap vermedi. Elif'in bu sözünü duyunca yüzündeki ifade biraz yumuşadı.

Salonun diğer tarafında bekleyen Damian'a döndü.

“Damian, sana gönderilen görüntüleri kim gönderdi?”

Damian ellerini birbirine kenetledi.

“Bilmiyorum.”

“Bir isim yok muydu? Bir e-posta adresi, telefon numarası… Herhangi bir şey?”

“Mesajlar isimsizdi.”

Miller araya girdi.

“Peki neden bu görüntüleri tablolarında kullandın?”

Damian kısa bir süre sustu.

“Benden istediler.”

Elif ona döndü.

“Kim istedi?”

Damian bakışlarını kaçırdı.

Vane sesini biraz sertleştirdi.

“Damian, bildiklerini anlat. Şu anda saklayacağın her ayrıntı soruşturmayı zorlaştırır.”

Damian derin bir nefes aldı.

“Bir süre önce bana bir dosya gönderildi. İçinde fotoğraflar, bazı metinler ve birkaç çizim vardı. Bunları sergide kullanmamı istediler.”

Elif'in sesi kısıldı.

“Benim yazılarım da o dosyada mıydı?”

Damian bu kez doğrudan Elif'e baktı.

“Evet.”

Elif'in yüzü gerildi.

“Peki beni nereden tanıyordun?”

“Tanımıyordum.”

Damian bir an durdu.

“Bana fotoğrafını gönderdiklerinde seni tanıdım. Daha doğrusu… Kim olduğunu o zaman öğrendim.”

Elif'in içi ürperdi.

“Yani beni daha önce hiç görmedin?”

“Hayır.”

Vane, Damian'ın yüzünü dikkatle inceledi.

“Fotoğrafı sana kim gönderdi?”

Damian başını eğdi.

“Bilmiyorum.”

HAVAALANI

Saat 21.06'da Elif, polis merkezinin geçici çalışma odasında oturuyordu.

Vane ve Miller, Damian'ın ifadesiyle ilgilenirken Elif telefonunu eline aldı. Annesinin cevapsız aramalarını gördü.

Bir süre ekrana baktı.

Aramak istedi ama yaşananları nasıl anlatacağını bilemedi. Telefonu sessizce masaya bıraktı.

Ardından bilgisayarını açtı.

Beşinci bölümün dosyası hâlâ ekrandaydı.

Başlık:

KAÇIŞ

Elif metni okumaya başladı.

Bölümdeki kadın, Londra'dan ayrılmak için havaalanına gidiyordu. Biletini almış, kimseye haber vermeden şehirden uzaklaşmaya karar vermişti.

Elif okudukça huzursuz oldu.

Bir süre sonra ayağa kalkıp Vane'in yanına gitti.

“Başkomiser?”

Vane başını kaldırdı.

“Ne oldu?”

“Ben Londra'dan ayrılmak istiyorum.”

Miller de konuşmayı duyup onlara döndü.

“Şimdi mi?”

“Elimde başka bir seçenek kalmadı gibi hissediyorum.”

Vane sakin bir sesle konuştu.

“Şu anda havaalanına gitmen güvenli olmayabilir.”

“Biliyorum. Ama dosyada da havaalanı var. Belki oraya gitmemem gerekiyordur.”

Vane kısa bir süre düşündü.

“Belki de tam olarak oraya gitmeni istiyordur.”

Elif sustu.

“Bunu neden yapsın?”

“Bilmiyoruz. O yüzden aceleyle karar vermemeliyiz.”

Miller bilgisayara baktı.

“Beşinci bölümde tam olarak ne yazıyor?”

Elif cevap vermeden dosyayı açtı. Sayfayı aşağıya kaydırdı.

“Kadın bir uçuş bileti alıyor. Sonra telefonuna bir mesaj geliyor.”

“Mesaj ne?”

Elif bir anda durdu.

Yüzündeki ifade değişince Vane bunu fark etti.

“Elif?”

Elif ekranı onlara çevirdi.

UÇAĞA BİNERSEN BEŞİNCİ KİŞİ OLURSUN.

Miller bir süre konuşamadı.

Vane hemen sordu:

“Bu cümleyi sen mi yazdın?”

Elif başını salladı.

“Hayır. En azından bu şekilde yazmadım.”

Tam o sırada telefonu titredi.

Yeni bir mesaj gelmişti.

HEATHROW. 22.15.

Elif'in parmakları soğudu.

Miller ekrana baktı.

“Bu, romandaki olayla aynı.”

Vane mesajı dikkatle inceledi.

“Bilet aldın mı?”

“Hayır.”

“Alma.”

Elif başını kaldırdı.

“Peki havaalanına gitmezsem ne olacak?”

Vane cevap vermeden önce Miller'a baktı.

“Önce mesajın kaynağını bulacağız. Seni bilerek bir tuzağa çekmesine izin vermeyeceğiz.”

Elif derin bir nefes aldı ama endişesi geçmedi.

“Ya başka birini kullanırsa?”

Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.

Vane bu kez daha kararlı konuştu.

“Bunu da hesaba katacağız. Ama kimsenin tek başına hareket etmesine izin vermeyeceğiz.”

SON SAYFA

Saat 21.38'di.

Elif çalışma odasında yalnız değildi. Kapının önünde iki polis memuru bekliyordu. Yine de kendisini güvende hissetmiyordu.

Bilgisayarını açıp beşinci bölümün sonuna geldi.

Sayfada yalnızca birkaç satır vardı:

Kadın havaalanına ulaşır.

Telefonu çalar.

Ekranda tek bir mesaj görünür.

SON SAYFAYI YAK.

Elif kaşlarını çattı.

Bu kısmı hatırlıyordu. Cümleyi gerçekten kendisi yazmıştı. Fakat devamını tamamlamamıştı.

Kendi kendine fısıldadı:

“Ben bu bölümü bitirmedim.”

Ekran bir anda titredi.

Dosyanın altına yeni bir satır eklendi.

AMA BEN BİTİRDİM.

Elif hızla sandalyesinden kalktı.

Kapının önündeki polislerden biri içeri baktı.

“Bir sorun mu var?”

Elif cevap veremedi.

Ekranda yeni bir pencere açılmıştı. Bu kez bir fotoğraf görünüyordu.

Heathrow Terminal 4.

Boş bir bekleme salonu. Camın önünde duran siyah bir valiz.

Fotoğrafın çekildiği saat de ekranda yazıyordu:

21.39

Elif'in nefesi sıklaştı.

“Bu fotoğraf…”

Polis memuru yanına yaklaştı.

“Ne olmuş?”

“Fotoğraf şu an çekilmiş. Saatine bakın.”

Tam o sırada Vane ve Miller odaya girdi.

Vane hemen Elif'in yanına geldi.

“Ne oldu?”

Elif ekranı gösterdi.

“Heathrow'da biri var.”

Miller görüntüyü büyüttü.

Valizin yanında küçük bir nesne dikkat çekiyordu.

Bir kitap ayracı.

Üzerinde kırmızı mürekkeple tek bir kelime yazıyordu:

KAÇIŞ

Vane'in yüzü ciddileşti.

“Bu görüntü sana nasıl geldi?”

“Dosyanın içinden açıldı. Ben hiçbir şey yapmadım.”

Miller bilgisayarın bağlantısını kontrol etti.

“Başkomiser, görüntünün kaynağı görünmüyor.”

Vane Elif'e döndü.

“Bilgisayarı kapat.”

Elif başını salladı ve kapatma tuşuna uzandı.

Tam o sırada ekrana yeni bir mesaj geldi.

SAAT 22.15'TE ORADA OL.

Elif elini durdurdu.

“Gitmezsem ne olacak?”

Kimse hemen cevap vermedi.

Ekranın altına bir cümle daha eklendi:

GELMEZSEN, BİRİ SENİN YERİNE GİDER.

Vane bilgisayarı kapattı.

“Kimse havaalanına gitmeyecek.”

Miller ona baktı.

“Peki ya orada gerçekten biri varsa?”

“Önce güvenli bir ekip göndereceğiz. Elif'i bu işe doğrudan dâhil etmeyeceğiz.”

Elif telefonunu eline aldı.

Ekran yeniden aydınlandı.

Bu kez mesaj yoktu.

Yalnızca bir konum görünüyordu:

HEATHROW TERMİNAL 4 — BEKLEME SALONU

Elif konuma baktı. Ardından Vane'e döndü.

“Başkomiser…”

“Ne oldu?”

Elif ekrandaki saate baktı.

21.41.

“Bence bizi oraya çağırmasının amacı havaalanına gitmemiz değil.”

Vane kaşlarını çattı.

“Ne demek istiyorsun?”

Elif'in sesi iyice alçaldı.

“Bence o kişi zaten orada. Ve bizim ne yapacağımızı izliyor.”