Keşfet

8. BÖLÜM — KATİLİN İZLERİ

YAZILAN GERÇEK Mürekkebin Gölgesi

8. BÖLÜM — KATİLİN İZLERİ

Saat 22.19'du.

Odada birkaç saniyedir kimse konuşmuyordu.

Bilgisayar ekranında hâlâ aynı görüntü vardı.

Üç sandalye.

Siyah bir valiz.

Ve duvara vuran, neye ait olduğu anlaşılmayan bir gölge.

Elif telefonuna baktı.

Yeni bir mesaj gelmişti.

BİR SONRAKİ SAHNEYİ SEN YAZACAKSIN.

Telefonu masaya bıraktı.

“Artık cevap vermeyeceğim.”

Vane gözlerini ekrandan ayırmadan başını salladı.

“Cevap verme.”

Miller bilgisayarın başında bir şeyler kontrol ediyordu. Birkaç saniye sonra durdu.

“Bir dakika.”

Vane yanına geldi.

“Ne oldu?”

“Görüntünün kaynağını bulmaya çalışıyorum.”

Miller ekrandaki bilgileri gösterdi.

“Bu, Heathrow'un güvenlik sisteminden doğrudan gelmiyor.”

Elif yaklaştı.

“Nasıl yani?”

“Görüntü başka bir yerden aktarılmış.”

Vane ekrana baktı.

“Yani gerçek kamera kaydı değil.”

“Büyük ihtimalle değil.”

Elif'in aklına hemen havaalanındaki çanta geldi.

“Peki ya çanta?”

Vane ona döndü.

“Çantanın gerçekten bulunduğunu ekip doğruladı.”

“İçinden ne çıkmış?”

Miller cevap vermeden önce telsizden ses geldi.

“Başkomiser Vane?”

Vane telsizi aldı.

“Dinliyorum.”

“Terminal 4'te bulunan çantayla ilgili yeni bilgi var.”

“Ne buldunuz?”

“Birkaç kişisel eşya ve bir kitap.”

Vane'in yüzü ciddileşti.

“Kitabın adı?”

Karşı taraftaki görevli kısa bir süre sustu.

“Yazılan Gerçek.”

Elif'in nefesi kesildi.

“Benim romanım…”

Miller ona döndü.

“Emin misin?”

“Evet.”

Elif gözlerini ekrandan ayırmadı.

“Daha yayımlanmadı. Hatta tamamını bilen insan sayısı bile çok az.”

Vane telsize döndü.

“Kitabın içinde isim var mı?”

“İlk sayfada bir isim yazıyor.”

“Kim?”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Arthur Penhaligon.”

Elif olduğu yerde kaldı.

“Arthur…”

Miller ona baktı.

“İkinci bölümdeki Arthur mu?”

Elif sadece başını salladı.

Vane telsizi biraz daha yaklaştırdı.

“Kitaba dokunmayın. Fotoğraflarını gönderin. Sayfaları mümkün olduğunca net çekin.”

“Anlaşıldı.”

Birkaç saniye sonra Miller'ın ekranına fotoğraflar düştü.

İlk fotoğrafta siyah bir çanta vardı.

İkinci fotoğrafta kitabın kapağı görünüyordu.

YAZILAN GERÇEK

Miller fotoğrafı büyüttü.

Elif ekrana baktı.

“Bu başlık benim.”

“Biliyorum.”

“Hayır,” dedi Elif. “Bu yayımlanmış bir kitap değil. Benim bilgisayarımda duran dosyanın adı.”

Vane ona baktı.

“Yani biri dosyanın adını da biliyor.”

Elif cevap vermedi.

Miller bir sonraki fotoğrafı açtı.

Kitabın ilk sayfası görünüyordu.

Üstte Arthur Penhaligon'un adı vardı.

Altında ise tek bir cümle:

YAZAR GERÇEĞİ YAZDIĞINI SANIR. OYSA GERÇEK ÇOKTAN YAZILMIŞTIR.

Elif uzun süre sayfaya baktı.

“Bu cümle romanda yok.”

Miller ona döndü.

“Emin misin?”

“Elbette.”

Elif gözlerini sayfadan ayırmadı.

“Böyle bir cümle yazsaydım hatırlardım.”

Vane sayfanın alt tarafını inceledi.

“Burada bir şey daha var.”

Miller görüntüyü büyüttü.

Sayfanın köşesinde küçük bir sembol vardı.

Üç çizgi.

Ortada siyah bir nokta.

Elif'in yüzü değişti.

“Bunu gördüm.”

“Nerede?”

“Damian'ın sergisinde.”

Miller hemen sergiden alınan fotoğrafları açtı.

Elif görüntülere tek tek baktı.

Sonra birinde durdu.

“Burada.”

Miller fotoğrafı büyüttü.

Sembol gerçekten de tablonun köşesindeydi.

Aynı üç çizgi.

Aynı siyah nokta.

Vane birkaç saniye ekrana baktı.

“Demek sergiyle bu çanta arasında bir bağlantı olabilir.”

Elif başını salladı.

“Ya da biri ikisini özellikle birbirine bağlıyor.”

“Bunu anlamamız lazım.”

Elif'in telefonu titredi.

Yeni bir mesaj.

İZİ BULDUĞUNU SANMA.

Miller mesajı görünce Elif'e baktı.

Ardından ikinci mesaj geldi.

İZİ BEN BIRAKTIM.

Odada yine sessizlik oldu.

Üçüncü mesaj birkaç saniye sonra geldi.

ŞİMDİ SIRA SİZDE.

Miller sandalyesinden kalktı.

“Bizi izliyor.”

Vane başını kaldırdı.

“Önce Damian Black'in nerede olduğunu öğrenelim.”

“Tamam.”

Elif araya girdi.

“Ya bizi özellikle ona yönlendiriyorsa?”

Vane ona baktı.

“Olabilir.”

“Peki ne yapacağız?”

Vane kısa bir süre düşündü.

“Şimdilik ipucunu takip edeceğiz. Ama kimsenin söylediği hiçbir şeyi doğru kabul etmeyeceğiz.”

Elif başını salladı.

Miller bilgisayarın başına yeniden oturdu.

Tam bir şey söyleyecekken ekranda yeni bir pencere açıldı.

“Başkomiser…”

Vane döndü.

“Ne oldu?”

Miller ekrandaki dosya adına bakıyordu.

ELİF — GERÇEK TASLAK

Elif birkaç adım yaklaştı.

“Bu dosya…”

Vane ona baktı.

“Senin mi?”

“Hayır.”

Miller dosyayı açmadı.

“Dokunmuyorum.”

Vane yanına geldi.

“Ne zaman oluşturulmuş?”

Miller bilgileri kontrol etti.

“Az önce.”

“Tam saat?”

“22.21.”

Elif saate baktı.

22.21.

Bir an hiçbir şey söylemedi.

Miller dosyanın yanında bulunan bilgiyi açtı.

“Bir de konum bilgisi var.”

Harita ekrana geldi.

Vane eğildi.

“Neresi?”

Miller haritayı büyüttü.

“Buraya çok yakın.”

Elif'in sesi kısıldı.

“Ne kadar?”

“Yaklaşık sekiz yüz metre.”

Vane ekrana baktı.

“Bu binayı mı gösteriyor?”

“Kesin değil. Ama sinyal buradan geliyor.”

Elif kapıya baktı.

“Biri bizi buradan izliyor olabilir.”

Vane başını salladı.

“Önce kameraları kontrol edelim.”

Telsizini çıkardı.

“Giriş ve çıkış kayıtlarını kontrol edin. Son bir saat içinde kimler girip çıkmış öğrenmek istiyorum.”

Telsizden cevap geldi.

“Anlaşıldı.”

Elif bilgisayara baktı.

Dosya hâlâ açıktı.

Bir anda ekranda yeni bir satır belirdi.

KATİLİ ARAMANA GEREK YOK.

Elif istemsizce geri çekildi.

“Yine başladı.”

Miller ekrana baktı.

“Ben hiçbir şey yapmıyorum.”

Bir satır daha geldi.

ÇÜNKÜ O DA SENİ ARIYOR.

Vane bilgisayara yaklaştı.

“Buna da cevap vermeyeceğiz.”

Son satır birkaç saniye sonra belirdi.

ŞU ANDA AYNI BİNADAYIZ.

Elif'in yüzü bembeyaz oldu.

Tam o sırada koridordan bir kapının kapandığı duyuldu.

Üçü birden sustu.

Miller kapıya baktı.

“Bunu siz de duydunuz, değil mi?”

“Evet,” dedi Vane.

Koridorda birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.

Vane telsizine konuştu.

“Güvenlik ekibi bizim kata gelsin. Koridorları kontrol etsinler.”

Elif ayağa kalktı.

“Ben de geliyorum.”

Vane ona baktı.

“Yanımdan ayrılmayacaksın.”

“Tamam.”

Miller kapıyı açtı.

Koridor boştu.

Birlikte ilerlediler.

Birkaç metre sonra Miller yerde küçük bir kâğıt fark etti.

“Burada bir şey var.”

Eğilip kâğıdı aldı.

Üzerinde yine aynı sembol vardı.

Üç çizgi.

Ortada siyah bir nokta.

Elif kâğıda baktı.

“Artık bunun tesadüf olduğunu söyleyemeyiz.”

Miller kâğıdı çevirdi.

Arkasında yalnızca bir saat yazıyordu:

22.30

Elif telefonuna baktı.

22.25.

“Beş dakika sonra.”

Vane kâğıda baktı.

“Ne olacağını bilmiyoruz. O yüzden kimse tek başına hareket etmeyecek.”

Koridorun sonundan hafif bir ses geldi.

Bir kapı kapanmış gibiydi.

Miller başını kaldırdı.

“Oradan geldi.”

Üçü koridorun sonuna doğru ilerledi.

Kapıya ulaştıklarında Miller önce kulpu kontrol etti.

Kilitli değildi.

Kapıyı yavaşça açtı.

Oda boştu.

İçeride yalnızca bir masa ve üzerinde açık bırakılmış bir bilgisayar vardı.

Elif durdu.

“Biri bunu bilerek bırakmış.”

Vane elini kaldırdı.

“Dokunma.”

Miller bilgisayara uzaktan baktı.

Ekranda Elif'in romanı açıktı.

Ama dosyanın altında daha önce hiç görmedikleri bir satır vardı.

YAZAN: ELİF

Altında ise:

DÜZENLEYEN: ?

Elif ekrana baktı.

“Ben bunu yazmadım.”

Miller bir şey söylemedi.

Ekran bir anda karardı.

Ardından yeni bir cümle ortaya çıktı.

BİRİ SENİ TANIYOR, ELİF.

Elif'in gözleri ekranda kaldı.

Cümle birkaç saniye sonra silindi.

Yerine tek bir kelime geldi:

ARTHUR.

Elif'in nefesi kesildi.

Vane ona döndü.

“Arthur ne?”

Elif cevap veremedi.

Çünkü o anda bilgisayarın sağ alt köşesinde yeni bir bildirim belirdi.

YENİ DOSYA OLUŞTURULDU.

Dosyanın adı:

BÖLÜM 9 — GERÇEĞİ BİLEN

Elif ekrana bakarken fısıldadı:

“Ben daha sekizinci bölümü bile bitirmedim…”