7
YAZILAN GERÇEK Mürekkebin Gölgesi
7. BÖLÜM: BOŞ KOLTUK
Saat 22.03'tü.
Elif'in telefonundaki son mesaj hâlâ ekrandaydı.
22.15'TE GÖRÜŞÜRÜZ.
Vane odadaki herkese baktı.
“Kimse tek başına hareket etmeyecek. Miller, güvenlik kayıtlarını incele. Özellikle bu odanın çevresini.”
Miller başını salladı.
“Tamam.”
Elif ayağa kalktı.
“Peki biz ne yapacağız?”
“Burada kalacağız.”
Elif kapıya baktı.
“Biri bizi buradan da izliyorsa?”
Vane birkaç saniye düşündü.
“Bunu henüz bilmiyoruz. Ama kontrolü tamamen ona bırakmayacağız.”
Miller bilgisayarın başından seslendi.
“Başkomiser, bir şey buldum.”
Vane hemen yanına gitti.
Ekranda güvenlik kameralarının listesi vardı.
“Ne var?”
“Koridor kamerası yaklaşık üç dakika önce kesilmiş.”
“Teknik arıza mı?”
Miller görüntüyü büyüttü.
“Hayır. Kayıt manuel olarak durdurulmuş.”
“Kim durdurmuş?”
“Kullanıcı bilgisi görünmüyor.”
Vane çenesini sıktı.
“Yine aynı yöntem.”
Elif bilgisayara yaklaştı.
“Yani biri sisteme girmiş ama iz bırakmamış.”
“Öyle görünüyor,” dedi Miller.
Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyuldu.
Üçü de sustu.
Sesler yavaşça yaklaşıyordu.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Elif kapıya baktı.
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Kimse içeri girmedi.
Birkaç saniye sonra kapının altından bir kâğıt içeri itildi.
Kâğıt zeminde kayarak Elif'in ayaklarının önünde durdu.
Miller hemen kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında koridor boştu.
İki polis memuru birkaç metre ileride bekliyordu.
“Birini gördünüz mü?” diye sordu Miller.
Memurlardan biri başını salladı.
“Hayır. Kimse geçmedi.”
Miller yere baktı. Sonra kâğıdı alıp odaya döndü.
Vane kâğıdı eline aldı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
SAATİ KAÇIRMA.
Kâğıdın arkasında bir bekleme salonu çizilmişti.
Üç sandalye.
Bir siyah valiz.
Ve boş bırakılmış bir koltuk.
Elif çizime bakarken kaşlarını çattı.
“Bu sahne romanımda vardı.”
Miller ona döndü.
“Tam olarak ne yazıyordu?”
“Elif havaalanındaki bekleme salonuna giriyordu. Üç sandalye görüyordu ama birine oturmuyordu.”
Vane sordu:
“Neden?”
Elif bir süre düşündü.
“Çünkü o koltuğun boş olmadığını hissediyordu.”
Miller çizimi tekrar inceledi.
“Bu sahne dosyada hâlâ var mı?”
Elif bilgisayarına döndü.
Beşinci bölümün dosyasını açtı ve metnin sonuna indi.
Daha önce boş olan bölümde yeni bir paragraf vardı.
KADIN KOLTUĞA YAKLAŞTI.
Elif'in nefesi sıklaştı.
Bir sonraki satır oluştu.
OTURMADAN ÖNCE DURDU.
Miller ekrana eğildi.
“En azından bu kez ne yapacağını yazmıyor.”
Elif ona baktı.
“Henüz.”
Yeni bir cümle daha belirdi.
ÇÜNKÜ BİRİ ORADA OTURUYORDU.
Elif sandalyesinden uzaklaştı.
“Bu mümkün değil.”
Vane bilgisayarın fişine uzandı.
“Dosyayı kapat.”
Elif fareye bastı ama ekran dondu.
Bir süre sonra yeni bir satır göründü.
22.15'TE KENDİ GÖZLERİNLE GÖRECEKSİN.
Miller saate baktı.
“On bir dakika kaldı.”
Vane Elif'e döndü.
“Buradan çıkıyoruz.”
Elif başını salladı.
“Bizi nereye götürürse götürsün, yine onun istediği olacak.”
“Önce güvenli bir yere geçeceğiz. Sonra ne yapacağımıza karar veririz.”
Vane konuşmasını bitiremeden odadaki ışıklar kısa süreliğine söndü.
Bir saniye sonra yeniden yandı.
Bilgisayar ekranı değişmişti.
Bu kez bir güvenlik kamerası görüntüsü vardı.
HEATHROW TERMİNAL 4 — BEKLEME SALONU
Görüntüde siyah bir valiz ve üç sandalye görünüyordu.
Miller hemen ekrana yaklaştı.
“Bu canlı görüntü değil.”
Vane ona baktı.
“Nereden anladın?”
“Zaman bilgisi ilerlemiyor. Biri eski bir kaydı açmış.”
Elif ekrana baktı.
“Peki neden bize gösteriyor?”
Miller cevap vermedi.
Görüntüdeki üçüncü sandalyenin üzerinde bir telefon duruyordu.
Telefonun ekranında saat görünüyordu:
22.14
Elif kendi telefonuna baktı.
Onun ekranında da aynı saat vardı.
Tam o sırada Vane'in telefonu çaldı.
Arayan, havaalanıyla iletişim kuran ekipten biriydi.
Vane telefonu açtı.
“Evet?”
Karşıdaki kişi birkaç saniye konuştu.
Vane'in yüzü ciddileşti.
“Tekrar eder misiniz?”
Elif ve Miller ona baktı.
Vane telefonu kapattı.
Miller hemen sordu:
“Ne oldu?”
“Havaalanındaki ekip, Terminal 4'teki bekleme salonunda sahipsiz bir çanta bulmuş.”
Elif'in gözleri ekrana kaydı.
“Fotoğraftaki çanta mı?”
“Henüz bilmiyoruz.”
Miller bilgisayardaki görüntüyü durdurdu.
“Başkomiser, görüntüdeki valizin yanında bir kitap ayracı var.”
Elif ekrana yaklaştı.
Kırmızı mürekkeple tek bir kelime yazıyordu:
KAÇIŞ
Vane telsizine uzandı.
“Terminal 4'teki ekibe söyleyin. Çantaya kimse dokunmasın. Bölgeyi güvenlik altına alsınlar.”
Elif'in telefonu titredi.
Yeni bir mesaj gelmişti.
GÖRDÜN MÜ?
Elif cevap yazmadı.
Bir mesaj daha geldi.
BOŞ KOLTUK HER ZAMAN BOŞ KALMAZ.
Saat 22.15 oldu.
Bilgisayar ekranındaki görüntü bir anda karardı.
Ardından yeni bir fotoğraf açıldı.
Bu kez bekleme salonu daha yakından görünüyordu.
Üç sandalyeden biri boştu.
Ama sandalyenin arkasındaki duvarda bir gölge vardı.
Miller görüntüyü büyüttü.
“Bu bir insan olabilir.”
Vane başını salladı.
“Görüntünün kaynağını bul.”
Elif fotoğrafa dikkatlice baktı.
Gölgenin yanında küçük bir yazı görünüyordu.
Miller görüntüyü netleştirdi.
Yazı, duvara sonradan eklenmiş gibiydi.
SENİN YERİNE BİRİ GİTTİ.
Elif'in telefonu yeniden titredi.
Bu kez mesaj çok kısaydı:
ŞİMDİ SIRA SENDE.
Elif başını kaldırdı.
Odanın kapısına baktı.
Koridor boştu.
Ama kapının hemen dışındaki güvenlik kamerasının ışığı yanıp sönüyordu.
Miller kameraya döndü.
“Başkomiser…”
Vane gözlerini kameradan ayırmadan cevap verdi.
“Görüyorum.”
Miller telsizini çıkardı.
“Güvenlik ekibine haber veriyorum.”
Tam o sırada kamera yön değiştirdi.
Koridor yerine odanın içini göstermeye başladı.
Elif ekrana baktı.
Kameranın görüntüsünde herkes görünüyordu.
Vane.
Miller.
Elif.
Ve odanın arka tarafında, daha önce fark etmedikleri dördüncü bir sandalye.
Sandalyenin üzerinde bir telefon vardı.
Telefonun ekranı aydınlandı.
22.16
Elif yavaşça arkasını döndü.
Gerçek odada dördüncü sandalye yoktu.
Ama bilgisayar ekranında hâlâ duruyordu.
Sonra yeni bir mesaj geldi:
BİR SONRAKİ SAHNEYİ SEN YAZACAKSIN.